<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uncategorized @tr Arşivleri - marefidelis.com</title>
	<atom:link href="https://marefidelis.com/category/uncategorized-tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://marefidelis.com/category/uncategorized-tr/</link>
	<description>MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Mar 2026 09:47:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.1</generator>
	<item>
		<title>Cesur Sorular Podcasti Yayında: ilk iki bölüm ve yeni yayınlar</title>
		<link>https://marefidelis.com/cesur-sorular-podcasti-yayinda-ilk-iki-bolum-ve-yeni-yayinlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 09:47:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cesur Sorular’da ilk iki sohbet geride kaldı Bir süredir zihnimde dolaşan bir niyet vardı: eğitim, gelişim ve insan olma hâli üzerine, hazır cevaplar vermeye çalışmadan, gerçekten düşünebileceğimiz sohbetler yapmak. “Cesur Sorular” biraz da bu niyetle başladı. Beni bilirsiniz, ben "Cesur Sorular" sormayı çok severim. Bu canlı yayın ve podcast serisinde amacımız bu. Ancak amacım  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/cesur-sorular-podcasti-yayinda-ilk-iki-bolum-ve-yeni-yayinlar/">Cesur Sorular Podcasti Yayında: ilk iki bölüm ve yeni yayınlar</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-1 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:93.6%;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-0 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:20px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-text fusion-text-1"><p data-start="770" data-end="818"><strong data-start="770" data-end="818">Cesur Sorular’da ilk iki sohbet geride kaldı</strong></p>
<p data-start="820" data-end="1035">Bir süredir zihnimde dolaşan bir niyet vardı: eğitim, gelişim ve insan olma hâli üzerine, hazır cevaplar vermeye çalışmadan, gerçekten düşünebileceğimiz sohbetler yapmak. “Cesur Sorular” biraz da bu niyetle başladı. Beni bilirsiniz, ben &#8220;Cesur Sorular&#8221; sormayı çok severim. Bu canlı yayın ve podcast serisinde amacımız bu. Ancak amacım davetlilerimle röportaj yapmak değil, karşılıklı olarak birbirimize sorular sorduğumuz, gerçek anlamda &#8220;sohbet&#8221; ettiğimiz, top atıp tuttuğumuz bir dialog gerçekleştirmek.</p>
<p data-start="1037" data-end="1827">Bu amacı besleyen ilk iki canlı yayını yaptık. İlkinde Türkiye&#8217;de zihin ve beden gelişiminde en yetkin ve deneyimli isimlerden olan, ülkemizde Dharma çalışmalarının öncülerinden, benim de 15 yıllık öğretmenim olan Cem Şen’le, yetişkinlerin temel meselelerinden yola çıkıp çocukluğa, ebeveynliğe ve eğitime baktık. Sohbetin bende kalan en güçlü yerlerinden biri şuydu: çocuk yetiştirmekle ilgili konuşurken, dönüp dolaşıp yine yetişkine, yani bize geliyoruz. Kendi korkularımız, kendi eksik kalmış evrelerimiz, kendi huzursuzluğumuzla temas etmeden çocuk için doğru olanı tasarlamaya çalışıyoruz. Cem Hoca’nın söylediği gibi, kendimizden başlamayan bir çözüm pek mümkün görünmüyor. Oyun, gelişim evreleri, çocuğa güvenli ama özgür alan açmak, düşüp kalkmayı öğrenmek ve çocuğun kendi yönelimini keşfetmesine zemin hazırlamak bu sohbetin ana damarlarıydı.</p>
<p data-start="1829" data-end="2618">İkinci bölümde sevgili dostum, ülkemizde bilim okuryazarlığına en fazla katkıda bulunan kişilerden, ve bilim insanı, akademisyen, yazar, müzisyen ve TV programcısı gibi bir çok mahareti taşıyan Prof. Dr. Sinan Canan’la eğitime biraz daha bilim, öğrenme ve insan davranışı tarafından baktık. Yetkinlik nasıl gelişir, çocuk nasıl öğrenir, okul neyi besler, neyi köreltir gibi soruların etrafında dolaştık. Yapılandırılmamış oyunun önemi, çocuğun doğal gelişimi için güven ihtiyacı, ritüellerin ve yapının yeri, öğretmenin bir “öğrenme lideri” olarak rolü ve okulu yalnızca öğretim yapılan değil, deneyim yaşanan bir yer olarak yeniden düşünme ihtiyacı konuşmanın belirgin izleriydi. Ayrıca hiçbir sistemin mükemmel olmadığı, asıl meselenin “yeterince iyi” ebeveynlik ve daha bilinçli seçimler olduğu duygusu da bu sohbetten bana kalan önemli notlardan biri oldu. Yine de seçebileceğimiz ancak nedense seçmediğimiz, çocuğun ve çocukluğun, çocuk beyninin doğasına uygun bazı sistemlerin bulunduğunun da altını çizdik.</p>
<p data-start="2620" data-end="3005">Bu sohbetleri yaparken niyetim bir model savunmak ya da bir doğruyu ilan etmek değil. Daha çok, çocuklara nasıl eşlik ettiğimizle kendi hayatlarımızı nasıl yaşadığımız arasındaki bağı birlikte görmeye çalışmak. Eğitim dediğimiz şeyin sadece okuldan ibaret olmadığını; evde, ilişkide, ritimde, oyunda, korkuyla ilişkimizde, merakla temasımızda şekillendiğini biraz daha berraklaştırmak. Aynı zamanda da çocuklarımız için yaptığımız tercihlerin inandığımız değerlerden mi, yoksa korkularımızdan mı kaynaklandığını, ve her tercihin sonuçlarına da hazır olmamız gerektiğinin altını çizmek.</p>
<p data-start="3007" data-end="3246">Önümüzdeki bölümlerde de bu hattı sürdüreceğim. Canlı yayınlara katılmak isterseniz, yeni bölümler için buradan kayıt olabilirsiniz:<br data-start="3139" data-end="3142" /><a class="decorated-link" href="https://marefidelis.com/cesur-sorular-canli-yayin-ve-podcast/" target="_new" rel="noopener" data-start="3142" data-end="3246">Cesur Sorular canlı yayın kayıt sayfası</a></p>
<p data-start="3248" data-end="3457">Geçmiş yayınları izlemek ya da dinlemek isterseniz:<br data-start="3299" data-end="3302" /><a class="decorated-link" href="https://www.youtube.com/@DostDeniz" target="_new" rel="noopener" data-start="3302" data-end="3355">YouTube kanalım</a><br data-start="3355" data-end="3358" /><a class="decorated-link" href="https://open.spotify.com/show/4Cwi4oYYjTatK2QVx3WWA6?si=3a4bfe17de134976" target="_new" rel="noopener" data-start="3358" data-end="3457">Spotify podcast sayfası</a></p>
<p data-start="3459" data-end="3534">Bu alana ilgi duyduğunuzu hissediyorsanız, birlikte düşünmeye devam edelim.</p>
</div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/cesur-sorular-podcasti-yayinda-ilk-iki-bolum-ve-yeni-yayinlar/">Cesur Sorular Podcasti Yayında: ilk iki bölüm ve yeni yayınlar</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes değişmek istiyor, ama kimse değişmek istemiyor</title>
		<link>https://marefidelis.com/herkes-degismek-istiyor-ama-kimse-degismek-istemiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2024 09:52:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14647</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkes değişim istiyor. Ama kimse değişmek istemiyor. Bunda bir gariplik, tutarsızlık yok mu sizce de? Bir kurtarıcının, akıllı, karizmatik, cesur, ehil, güçlü, bize karşı şefkatli, diğerlerine karşı sert ve güçlü, her zaman eğrisini doğrusunu (yani bizim gibi) görebilen, ancak her zaman herkesin desteğini alabilen, vs. bir liderin çıkmasını ve her şeyi bir anda, hızlıca,  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/herkes-degismek-istiyor-ama-kimse-degismek-istemiyor/">Herkes değişmek istiyor, ama kimse değişmek istemiyor</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-2 fusion-flex-container has-pattern-background has-mask-background nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row fusion-flex-align-items-flex-start fusion-flex-content-wrap" style="max-width:93.6%;margin-left: calc(-4% / 2 );margin-right: calc(-4% / 2 );"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-1 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-flex-column" style="--awb-bg-size:cover;--awb-width-large:100%;--awb-margin-top-large:0px;--awb-spacing-right-large:1.92%;--awb-margin-bottom-large:20px;--awb-spacing-left-large:1.92%;--awb-width-medium:100%;--awb-order-medium:0;--awb-spacing-right-medium:1.92%;--awb-spacing-left-medium:1.92%;--awb-width-small:100%;--awb-order-small:0;--awb-spacing-right-small:1.92%;--awb-spacing-left-small:1.92%;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-justify-content-flex-start fusion-content-layout-column"><div class="fusion-text fusion-text-2"><p>Herkes değişim istiyor. Ama kimse değişmek istemiyor. Bunda bir gariplik, tutarsızlık yok mu sizce de?</p>
<p>Bir kurtarıcının, akıllı, karizmatik, cesur, ehil, güçlü, bize karşı şefkatli, diğerlerine karşı sert ve güçlü, her zaman eğrisini doğrusunu (yani bizim gibi) görebilen, ancak her zaman herkesin desteğini alabilen, vs. bir liderin çıkmasını ve her şeyi bir anda, hızlıca, bize hiç bedel ödetmeden düzeltmesini bekliyoruz.</p>
<p>İster bireyler, isterse de bireylerin oluşturduğu sosyal sistemler olsun iki çeşit problemden bahsedebiliriz. Birincisi teknik problemlerdir. Teknik problemler uzmanlıkla çözülür. Bilgisayarınız bozulduğunda teknik uzmana götürürsünüz. Birinin kalp rahatsızlığı varsa kalp hastalıkları “uzmanı” hekime gider. Tabi uzmanlık yeterli değildir, bir de “otorite” vermeniz gerekir bu uzmana veya kişiye. Bilgisayarınızı açıp kurcalaması için otorite. Kalbinize elleriyle dokunması için otorite. Bu anlamda otorite aslında bir sosyal hizmet kontratıdır, bir kişi veya bir grup insan bir kişiye belli bir hizmet karşılığında bu otoriteyi teslim ederler. Bu hizmet her zaman üç şeyi içerir: Bizi sağlığa, işlevselliğe, rahata, huzura, bolluğa, yemeğe götür. Buraya giderken de kaotik olmasın, düzen olsun. Yolda da aman başımıza bir şey gelmesin, bizi tehlikelerden uzak tut. Yani: yön, düzen, koruma.</p>
<p>Güzel. Probleminiz teknikse, ve doğru uzmanı bulduysanız harika. Ancak bir de şunu düşünün: Diyelim ki kalp hastası kişi uzman hekime gitti ve hekim tüm otorite ve uzmanlığını kullanarak harika bir ameliyat yaptı ve kişinin yaşamını tehdit eden durumu ortadan kaldırdı. Bu hekim, tüm uzmanlığını ve otoritesini kullanarak hastasının bundan sonra sağlıklı bir yaşam yaşamasını sağlayabilir mi? Tabi ki hayır. Neden mi? Çünkü bu kişinin kendisini en başta hasta eden alışkanlıklarını değiştirmesi gerekecek. Yeme düzenini, yaşam stilini değiştirmesi gerekecek. Kendisini rahat, huzurlu hissettiren, ona haz veren alışkanlıklarını değiştirmesi gerekecek. Hatta kimlik tanımını değiştirmesi gerekecek: “Ben sağlıklı bir insanım”dan “ben kalp rahatsızlığı olan bir insanım”a dönüşmesi gerecek kimlik tanımının.</p>
<p>Yani değer verdiği bir şeylerden vaz geçmesi, onların yasını tutması gerekecek. Bu tip değişim ihtiyaçlarına Adaptasyon Gerektiren Zorluk deniyor. Adaptasyon kelimesi tanıdık gelmiş olabilir, Evrim Teorisinden… Hani bir türün varlığını devam ettirebilmek için adapte olabilmesinin gerekliliğinden bahseden Evrim Teorisi’nden…</p>
<p>Yaşamı tehdit eden bir rahatsızlıkla karşılaşan kişilerden kaçının bu değişimi gerçekleştirdiğini biliyor musunuz? Her 8 kişiden sadece biri. Çünkü biz her şey değişsin istiyoruz, ama biz değişmeyelim istiyoruz. Biz bedel ödemeye razı değiliz istediklerimizle ilgili. Hep bedeli başkalarının ödemesi gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p>Şimdi bir lider gelsin de çözsün dediğiniz problemlere bir bakın. Bunların sizce ne kadarı teknik problemler, yeterince otoritesi olan ve kendisinde veya oluşturduğu ekipte uzmanlık olan bir liderin erkini kullanarak çözebileceği? Yoksa tüm bu problemler aslında en kallavisinden adaptasyon gerektiren zorluklar olabilir mi? Acaba “verin yetkiyi çözeyim tüm problemleri” diyen liderler bu hataya mı düşüyorlar defalarca, ve öğrenemiyorlar mı hem başkalarının hem de kendi deneyimlerinden? Yoksa biz de mi aynı tuzaktayız? Hala ben daha çocukken, 70’li yıllarda Demirel’i destekleyenlerin “kurtar bizi baba” kafasından bir türlü çıkamadık mı?</p>
<p>Yoksa bu problemlerde ilerleme sağlamak için toplum olarak, toplumun farklı segmentleri olarak, ve bu toplumun üyesi bireyler olarak hepimizin kendi düşünüş, davranış, yaklaşımlarımıza bakıp, herkesin bedel ödemesi, herkesin bir şeylerden vazgeçmeye razı olması, herkesin bir kayba razı olması mı gerekiyor acaba? Yoksa hepimizin gerçeklerle uyuşmayan çocuksu hayalciliği bırakıp burada gerçekten ne olduğu ile doğrudan ve canımızı acıtan bir buluşma mı yaşaması gerekecek?</p>
<p>Unutmamamız gereken şey, belki de şu: Adaptasyon gerektiren zorluklarda kökten çözümler olmaz. Ancak ilerleme olur. O ilerleme de adım adım olur. O adım adım da ancak o probleme taraf olan her kesimin, her kişinin o problemin bir parçası olduğunu fark ve kabul etmesi, ve bu farkındalık ve kabulün kendilerince çok değerli olduğunu düşündükleri bazı şeyleri, bazı düşünceleri, bazı yaklaşımları değiştirmesine razı olmaları ile mümkün olur. Bu problem ister toplumsal ve küresel barış olsun, ister depremde yıkılan o binaları yapan zihniyet olsun, ister şirketinizde, takımınızda yapmaya çalıştığınız değişim olsun, ister eşinizle olan anlaşamadığınız konu olsun, ister ergen çocuğunuzla girdiğiniz çatışma olsu, isterse de değiştirmek istediğiniz alışkanlıklarınız olsun, böyle. O eleştirdiğin zihniyet, o açgözlülük senin benim zihnimizde de yaşıyor. O zihniyet geçen gün yolda gördüğüm bir konut projesinin reklamında yatıyor: “Lüksün birazı olmaz, bir fazlası olur”. Sahip olduğundan, yaşadığından, hissettiğinden hep bir fazlasına talip olan tarafımızda yatıyor.</p>
<p>Ve belki de insanlığın tüm ıstırabı işte burada yatıyor belki de, ne dersiniz?</p>
<p>İşte 3 Ekim’de başlayacak olan ve bu yıl 3.sünü gerçekleştireceğimiz “<a href="https://marefidelis.com/insanlarin-onlerinden-cekilmesine-destek-olmak-3-ekimde-basliyor/">İnsanların Kendi Önlerinden Çekilmelerine Destek Olmak</a>” webinar serisi bu çözümsüz gibi görünen problemleri nasıl doğru anlayabiliriz ve nasıl ilerleme kaydedebiliriz, işte bu sorulara yanıt arıyor. Ülkemizin ve dünyanın haline bakınca bu yıl webinarımızı artan fiyatlara rağmen geçen seneki fiyatının yarısından azına sunarak mümkün olduğunca kişiye ulaşmak istedik. Bu webinarla ilgili bilgilere <a href="https://marefidelis.com/insanlarin-onlerinden-cekilmesine-destek-olmak-3-ekimde-basliyor/">buraya tıklayarak</a> ulaşabilirsiniz.</p>
</div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/herkes-degismek-istiyor-ama-kimse-degismek-istemiyor/">Herkes değişmek istiyor, ama kimse değişmek istemiyor</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babam ve Her Gün Hatırlanması Gereken 5 Hakikat</title>
		<link>https://marefidelis.com/babam-ve-her-gun-hatirlanmasi-gereken-5-hakikat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Aug 2024 20:11:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buddha, “Upajjhaṭṭhana Sutra”da (sutra: öğreti, Buddha’nın konuşmaları) hepimizin hemen her gün hatırlaması ve üzerinde tefekkür etmesi gereken beş hakikatten bahseder: Ben de yaşlanmaya tabiiyim, yaşlanmaktan muaf değilim. Ben de hastalanmaya tabiiyim, hastalıktan muaf değilim. Ben de ölüme tabiiyim, ölümden muaf değilim. Sevdiğim, değer verdiğim hemen herşeyle ve herkes ile bir gün vedalaşmak, ayrı düşmek  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/babam-ve-her-gun-hatirlanmasi-gereken-5-hakikat/">Babam ve Her Gün Hatırlanması Gereken 5 Hakikat</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-3 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-2 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;--awb-margin-bottom:0px;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-3"><div data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="1f520-0-0">
<p data-offset-key="1f520-0-0">Buddha, “Upajjhaṭṭhana Sutra”da (sutra: öğreti, Buddha’nın konuşmaları) hepimizin hemen her gün hatırlaması ve üzerinde tefekkür etmesi gereken beş hakikatten bahseder:</p>
</div>
<ul data-offset-key="5j2pf-0-0">
<li data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="5j2pf-0-0">
<p data-offset-key="5j2pf-0-0">Ben de yaşlanmaya tabiiyim, yaşlanmaktan muaf değilim.</p>
</li>
<li data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="ig0e-0-0">
<p data-offset-key="ig0e-0-0">Ben de hastalanmaya tabiiyim, hastalıktan muaf değilim.</p>
</li>
<li data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="aek69-0-0">
<p data-offset-key="aek69-0-0">Ben de ölüme tabiiyim, ölümden muaf değilim.</p>
</li>
<li data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="84lnu-0-0">
<p data-offset-key="84lnu-0-0">Sevdiğim, değer verdiğim hemen herşeyle ve herkes ile bir gün vedalaşmak, ayrı düşmek zorundayım.</p>
</li>
<li data-block="true" data-editor="2o1gl" data-offset-key="fjaoh-0-0">
<p data-offset-key="fjaoh-0-0">Eylemlerimin tek varisi benim. Bu eylemler ve sonuçları benim gerçekliğimi, kim olduğumu, beni belirler.</p>
</li>
</ul>
<div data-offset-key="3hon2-0-0">
<p>Buddha bu gerçekleri düşünmeden, bunları göz ardı ederek, unutarak yaşayanların gençliklerinin, sağlıklarının, yaşıyor olmanın kibiri ile, sahip olduklarına ve sevdiklerine tutku ile tutunarak ve kendi davranışlarının ve bu davranışlarla ektikleri tohumlardan doğan sonuçların sorumluluğunu almadan yaşadıklarında, düşünceleri ile, sözleri ile, ve eylemleri ile hem kendileri hem de başkalarına ıstırap yaratmaktan başka şansları olmadığını anlatır Sutrada. Gerçekten erdemli bir yaşam yaşayabilmenin, ve bilgelik geliştirebilmenin tek yolu belki de bu beş hakikati hemen her gün hatırlamaktan, hatta mümkünse hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamaktan geçiyor. Sakya kavminin el üstünde tutulan, hayatın herhangi bir acısı ile yüzleşmesine müsaade edilmeden büyütülen (helikopter ebeveynlik o zamanlar da varmış 😉) prensi Siddharta, 21 yaşında dört ilahi haberci ile (bir hasta, bir yaşlı, bir ölü, bir de keşiş) karşılaştığında işte bu hakikatlerle yüzleşerek, onlara uyanarak onu bir Buddha yapacak (Buddha = tam ve mutlak aydınlanmaya ulaşmış kişi) yola çıkar. Bu hakikatlerle karşılaşmak onu bir nihilist yapmaz. Tam tersine bu gerçeklerden kaçmaya çalışmanın ıstırabı ile, korkusu ile, uyuşukluğu ile yaşamaya çalışan tüm varlıklara karşı büyük bir şefkat doğar Siddharta’nın yüreğinde.</p>
<p>Ve bu hakikatler, bu ilahi haberciler, her zaman her dakika hepimizin önünde, bizi uyanmaya davet ediyor. İşte sevgili babamın hafızasını, zihnini be sonunda bedenini ele geçiren hastalığı ve sonucunda bu yaşam döngüsünü bitirmesi işte benim için her dakika önümde olan habercilerin sonuncusu, ve belki de sesi en güçlü çıkanlarındandı. Özellikle babamın demansı ilerlediğinde onu, onu başarısı, zekası, yaratıcılığı, kendi alanındaki (ve bir çok farklı alandaki) bilgisi ile tanıyan bazıları “Hüseyin de Alzheimer olabilir miydi yahu” diye hayret eder, üzülür ve serzenişte bulunurken aslında herkesin hastalığa, yaşlılığa ve ölüme tabii olduğu, bazı özelliklerimizin bizi başımıza geleceklerden kurtaramayacağı gerçeği hemen gözümüzün önünde, apaçık ortada duruyordu. Babamın yaşamının son bir yılında bakımevindeyken ve son 22 gün hastanede yoğun bakımda yatarken o bakımevinde, o hastane yatağında gün be gün eriyen, yaşlılığın ve hastalığın pençesinde ıstırap çeken, adım adım ölüme yaklaşan ve sonunda bu bedeni terk eden kişi sadece babam değildi. O yatakta yatan tüm sevdiklerimdi, o yatakta yatan bendim, o yatakta yatan sen bu yazıyı okuyan kişiydin, o yatakta yatan şimdiye kadar yaşamış ve bundan sonra yaşayacak tüm insanlar, hatta tüm varlıklardı.</p>
<p>Ölümün kesin, ancak ne zaman olacağının belirsizliği, bizi korkuyla başka tarafa bakmaya zorlayarak uyuşturabilir, dünyanın, geçici hazların, aç gözlülüğün, öfkenin ve zihnimizdeki sanrıların elinde ehil olmayan düşüncelere, sözlere, davranışlara, bunlarla daha da çok ıstırap yaratmaya itebilir. Ancak eğer bu beş gerçeği her gün hatırlarsak, üzerinde tefekkür edersek bu kesinlik ve belirsizlik bizi bilgeleştirebilir, hatta belki bu gerçeği Buddha gibi hayatımızın merkezine koyabilirsek bizi zihnimizin tüm bağlarından kurtarabilir. Tercih bizim.</p>
<p>Ve unutmayın: “Günler uzun, yıllar ise kısadır”.</p>
</div>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/babam-ve-her-gun-hatirlanmasi-gereken-5-hakikat/">Babam ve Her Gün Hatırlanması Gereken 5 Hakikat</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Kalbini En Fazla Yaralayan, En Fazla Kapatan Şey&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/insanin-kalbini-en-fazla-yaralayan-en-fazla-kapatan-sey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 09:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yüzyılın en büyük ustalarından, Buddha'nın belirttiği 4 aydınlanma seviyesinden en az ikisine ulaşmış bir bilge olan Dipa Ma’ya bir sohbette sormuşlar: “Artık çocuğuna karşı eskisi kadar sevgi hissetmiyor musun?” Dipa Ma yanıt vermiş: “Tabii ki hayır. Artık tüm çocukları cocuğum gibi seviyorum”. Aslında bu yazıyı burada bitirmem lazım. Çünkü bu iki satırlık öğreti,  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/insanin-kalbini-en-fazla-yaralayan-en-fazla-kapatan-sey/">İnsanın Kalbini En Fazla Yaralayan, En Fazla Kapatan Şey&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-4 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-3 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-4"><p>Geçtiğimiz yüzyılın en büyük ustalarından, Buddha&#8217;nın belirttiği 4 aydınlanma seviyesinden en az ikisine ulaşmış bir bilge olan Dipa Ma’ya bir sohbette sormuşlar:</p>
<p>“Artık çocuğuna karşı eskisi kadar sevgi hissetmiyor musun?”</p>
<p>Dipa Ma yanıt vermiş:</p>
<p>“Tabii ki hayır. Artık tüm çocukları cocuğum gibi seviyorum”.</p>
<p>Aslında bu yazıyı burada bitirmem lazım. Çünkü bu iki satırlık öğreti, tüm savaşları, çatışmaları, bencilliği ve duyarsızlığı, onları destekleyen tüm argümanlarla birlikte ortadan kaldırmaya yeterli. Ancak ben yine de bir iki kelam daha edeceğim.</p>
<p>Sanıyoruz ki bizim başımıza, bizim çocuğumuzun başına gelmez. Sanıyoruz ki her şey bir yere kadar düzeninde gidiyor gibi gözüktüğü için kaos bizim kapımızı çalmaz. Sanıyoruz ki gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatırsak, olguların oynak, belirsiz, kaotik ve muğlak doğası bize ilişmez.</p>
<p>Ama bu gerçek değil. Gerçek şefkat dediğimiz şey bunu anlamaktan geçiyor: Karşımızdakinin, umursamadığımızın, hatta düşman gördüğümüzün acısının bizim acımızdan farkı yok. O da aynen bizim gibi acı çekiyor. Onun da canı aynen bizim gibi acıyor. Onun da bizim gibi onun üstüne titreyen, azıcık ateşi çıktığında canı yanan bir anne babası, çocuğu var. Tüm çocuklar bizim gibi, bizim çocuklarımız gibi acı çekiyorlar. O acı çeken, ölen, aç kalan, yalnız başına kalan çocuk senin çocuğun. Belki bugün değil gibi gözüküyor. Belki sanki olmazmış gibi, belki olursa da sen bir çaresini bulurmuşsun gibi geliyor sana, biliyorum. Ve daha da ötesi, bu öyle olsa bile, yani olandan sen ve sevdiklerin kaçabilse bile kaçamayanlar var, olacak. Ve dün akşam sevgili eşimin de bana öğrettiği gibi insanın kendi vicdanından kaçması, kendi kalbini bu acılara kapatması kadar herhalde o vicdanı yaralayan, insanı kendinden koparan, kopuğun kulübesine kapatan bir şey yok.</p>
<p>Bunu idrak eden bir insanlık için nasıl çatışma devam edebilir? Her çocuğun kendi çocuğu gibi acı çektiğini derinden hisseden, yani Dalai Lama’nın herkesin içinde olduğunu söylediği “temel iyilik” ile temasını kaybetmeyen kişi nasıl yaptıklarını yapmaya devam edebilir? Bu hikayede kötü insanlar yok, cahil insanlar var. Ve o cahil insanlar da aynen bizim gibi ıstırap çekiyorlar, ve ıstıraplarından kaçmak için cahilce çabalarken kendilerine ve diğerlerine ıstırap yaratıyorlar. Ve biz de onlar kadar cahiliz aslında.</p>
<p>Gelin sevgili dostum Ufuk Çakmakçı’nın tercümesi ile Dhammapada’ya kulak verelim:</p>
<p>“Nefret asla nefret ile ortadan kaldırılamaz. Nefret yalnızca iyi niyet ve şefkatle ortadan kaldırılabilir. Bu evrensel bir kanundur.”</p>
<p><em>Bu tip bir anlayış ve bunun getireceği dönüşümün temellerini nasıl geliştirebileceğimizi araştırdığımız <a href="https://akademi.marefidelis.com/courses/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-2024-1-modul/">Dönüşümün Anahtarı: Güçlü Beden Açık Kalp Berrak Zihin Programı</a> 25 Ocak&#8217;ta başlıyor. <a href="https://akademi.marefidelis.com/courses/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-2024-1-modul/">Detaylı bilgi ve kayıt için tıklayınız.</a></em></p>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/insanin-kalbini-en-fazla-yaralayan-en-fazla-kapatan-sey/">İnsanın Kalbini En Fazla Yaralayan, En Fazla Kapatan Şey&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendi Zihninin Sorumluluğunu Almak</title>
		<link>https://marefidelis.com/kendi-zihninin-sorumlulugunu-almak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 09:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siddharta, aydınlanmaya giden yolda artık tüm hazırlıklarını tamamladığında, meditasyona oturacağı Bodhi ağacına doğru bir aslanın asaleti ile ilerler. Ağaca ulaştığında etrafını dolaşır ve doğru yeri arar. Ancak nerede durursa dursun, ayaklarının altındaki yer sarsılır ve batar. Ağacın Doğu yüzüne geldiğinde yer sabit ve kıpırtısız durur. Siddharta bu noktanın “şimdiye kadar tüm Buddhaların aydınlanmak için  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/kendi-zihninin-sorumlulugunu-almak/">Kendi Zihninin Sorumluluğunu Almak</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-5 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-padding-right:0px;--awb-padding-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-4 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-5"><p>Siddharta, aydınlanmaya giden yolda artık tüm hazırlıklarını tamamladığında, meditasyona oturacağı Bodhi ağacına doğru bir aslanın asaleti ile ilerler. Ağaca ulaştığında etrafını dolaşır ve doğru yeri arar. Ancak nerede durursa dursun, ayaklarının altındaki yer sarsılır ve batar. Ağacın Doğu yüzüne geldiğinde yer sabit ve kıpırtısız durur. Siddharta bu noktanın “şimdiye kadar tüm Buddhaların aydınlanmak için oturdukları hareket ettirilemez nokta” olduğuna karar verir, ve tüm önceki Buddhalar gibi o noktada ağacın altına oturur. Sonra o meşhur sözlerini söyler:</p>
<p>“Derim, sinirlerim ve kemiklerim, bedenimdeki tüm etler ve kanımla beraber kurusa da, tam ve mutlak özgürlüğe ve bilgeliğe ulaşmadan bu ağacın altından kalkmayacağım.”</p>
<p>Mara’nın, yani illüzyonun ve cehaletin tanrısının onu bu çabasında rahat bırakmaya hiç niyeti yoktur. Onu ordularıyla ve silahlarıyla durdurmaya çalışır, ancak her seferinde, ele geçirilemez bu noktada oturan Siddharta saldırılara karşı başarılı olur. En sonunda Mara Buddha’nın karşısına geçer ve “kalk oradan” der, “orası senin değil benim yerim”. Siddharta yanıt verir: “sen bu yere oturabilmek için gereken hazırlığa sahip değilsin. Ama ben, ömürler boyudur bunun için hazırlanıyorum”. Mara kendisinden şahit istediğinde ise elini yere dokundurur ve “yeryüzü benim şahidimdir” der. O gece sabaha karşı Siddharta kalan son cehalet ve illüzyon bağlarından kurtularak tam ve mutlak özgürlüğe ulaşır ve bundan sonra Buddha (aydınlanmış kişi) olur.</p>
<p>Çok sevdiğim bu hikaye, amacımız ister zihnimizi ve kalbimizi arındırma yolcuğunda ilerlemek olsun, isterse de daha iyi bir lider/eş/ebeveyn/… olmak olsun, aslında nasıl bir zihin hali geliştirmemiz gerektiğini, zihnimizin durumu ile ilgili nasıl bir sorumluluğu almamız gerektiğini anlatıyor sanki.</p>
<p>Kendi yolculuğumda ilerlerken fark ettiğim şeylerden birisi de şuydu: Aslında dış güçlerin esiri değilim! Aslında zihnimde, dış olgulardan bağımsız olarak her zaman sakin, merkezinde, açık, tarafsız, berrak, huzurlu, sessiz, ferah bir yer var.  Ve ne zaman karşıma beni öfkelendirecek, korkutacak, arzularımı ve hırslarımı uyandıracak veya uyutacak bir şey çıktığında aslında zihnimi bu olguların ve içimde oluşan bu öfke, arzu, korku ve uyuşukluk gibi duyguların kaplamasına müsaade etmektense bu her zaman orada olan tarafsız, sakin, merkezinde, açık, tutunmayan hale sığınabilir, bu halde kalabilirim. Maranın, yani dünyanın, yani olguların, yani egomun, yani duygularımın aklımı çelmesi ve dengemi bozması için buna benim izin vermem lazım. Eğer dikkatimi nereye verdiğimin, zihnimi neyin ele geçirdiğinin sorumluluğunu almazsam, benim için değerli olduğunu iddia ettiğime doğru nasıl ilerleyebilirim?</p>
<p>Belki de Siddharta’nın kendinden önceki tüm Buddhalar gibi aydınlanmaya doğru son hamlesini yapmak için oturduğu bu sembolik yer, işte bu zihninin, dikkatini neye verdiğinin tam ve mutlak sorumluluğunu aldığı içsel yer aynı zamanda.</p>
<p>Ancak bir çoklarımız gibi benim de fark ettiğim gibi bu hiç de kolay değil. Ciddi bir içsel disiplin, ciddi bir hazırlık, ciddi bir kendinle yüzleşme gerektiriyor. Çoğu zaman Mara, yani kazanç, haz, başarı, beğenilme ve iyi tanınmaya olan aşırı düşkünlüğümüz, ve kayıp, acı, başarısızlık, yerilme ve adımızın kötü bilinmesinden öcüden korkar gibi korkmamız, yani tüm ihtiraslarımız, öfkemiz, korkularımız, tembelliğimiz ve inançsızlığımız, bize “kalk oradan, ben oturacağım” dediğinde biz Siddharta’nın aksine hemen terk ediyoruz koltuğumuzu, hemen zihnimizin kontrolünü bu güçlü duygu ve olgulara bırakıyoruz. Hemen Mara’nın boyunduruğuna giriveriyor, dikkatimizi hemen kaybediyor, ülkümüzden hemen vaz geçiyoruz. İşte bu nedenle kendi zihninin sorumluluğunu alabilme becerisine yatırım yapmayan, duygularını ve dikkatini yönetemeyen kişi ne etkin bir lider olabilir, ne iyi, mutlu, ve tatminkar ilişkiler kurabilir, ne iyi bir ebeveyn olabilir, ve doğal olarak ne de kendi zihnini ve kalbini arındırma yolculuğunda ilerleyebilir.</p>
<p>Siddharta “derim, sinirlerim ve kemiklerim, bedenimdeki tüm etler ve kanımla beraber kurusa da, tam ve mutlak özgürlüğe ve bilgeliğe ulaşmadan bu ağacın altından kalkmayacağım” dediğinde yaptığı şey egosuna dayanan, arzu ve ihtirasla beslenmiş bir meydan okuma değildi. Siddharta’nın söylediği şey belki de “hazırlığım tamam, ne kadar uzun sürse de, ne kadar zor ve benzersiz olsa da, amacımın peşinde ilerleyecek o gücü artık geliştirdim” demenin güçlü bir ifadesiydi.</p>
<p>Belki de o yüzden çoğu zaman biz meydan okur gibi “bundan böyle…” diye başlayan ve değişim kararlılığımızı ifade eden cümleler kurduğumuzda bunlar boş laftan başka bir şey olamıyor, eğer biz de amacımızla doğru orantılı o hazırlığı henüz yapmadıysak. Eğer zihninin sorumluluğunu henüz alamıyorsak da bu sorumluluğu henüz alamamanın sorumluluğunu almak ise yolun başlangıcı.</p>
<p>Bu hikayenin içinde geçtiği Nidanakatha, Buddha’nın önceki yaşamlarını anlatan Jakata Hikayeleri’nin giriş bölümüdür. Bu hikayeler Buddha’nın o son hamlesi için nasıl yaşamlar boyu hazırlandığını, nasıl erdem geliştirdiğini anlatır. Çünkü erdemsiz bir zihin, kolaylıkla yerinden oynatılabilir bir zihindir. Eğer zihnimizde tutunma, korku, öfke, bencillik, pişmanlık, hayal kırıklığı, kıskançlık yoğunsa, bir fırtınanın dallardan ve yapraklardan yapılmış bir evi bir çırpıda dağıtması gibi Mara da bizim zihnimizi bir anda dağıtacaktır. İşte bu yüzden belki yaşamlar boyu olmasa da şimdi burada, hemen tutunmaya karşı cömertlik, korku ve öfkeye karşı iyi niyet, bencilliğe karşı şefkat, hayal kırıklığı ve kıskançlığa karşı ise başkalarının mutluluklarından neşe duymak gibi erdemler geliştirmeye yatırım yaptıkça zihnimiz ve kalbimiz sakinleşir. Zihnimiz ve kalbimiz sakinleştikçe ve tutunmalarımız azaldıkça, içimizde halinden memnuniyet doğmaya başlar ve karşımıza çıkan olgulara karşı daha tarafsız bir gözle bakmaya başlayabiliriz. Mevlana’nın dediği gibi “iyinin ve kötünün ötesindeki” o yeri belki yaşamaya başlarız içimizde bir yerlerde.</p>
<p>Bu size çok “ulvi” gibi geldiyse devam etmeden önce bir dakika düşünün: Cömert, iyi niyetli, şefkatli, başkalarının başarısından neşelenen, ve olgulara tarafsızca ve berrak bir zihinle bakabilen bir lider, nasıl bir lider olurdu? Ya böyle bir anne baba? Böyle bir öğretmen? Ya böyle bir eş? Böyle bir insanın yakınında olmak istemez miydiniz?</p>
<p>İşte bu özellikleri geliştirdiğimiz zaman, işte o zaman Mara’nın silahları bize sökmemeye başlar. İşte o zaman kalbimizi oynatamaz hale gelir egomuz ve dünyanın olguları. İşte o zaman oturabiliriz biz de o ağacın altındaki o stabil, yerinden oynatılamaz yere. İşte o zaman biz de zihnimizin sorumluluğunu alabiliriz. İşte o zaman tüm engellemelere karşı içten ve dıştan, ülkümüze doğru ilerlemeye başlarız sağlam ve sarsılmaz adımlarla, bir aslanın ormanda asaletle amacına doğru yürümesi gibi.</p>
<p>Bundan sonraki bir iki yazıda bu hazırlıkla ilgili işimize yarayacak birkaç öneri paylaşmayı umuyorum. Görüşmek üzere…</p>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/kendi-zihninin-sorumlulugunu-almak/">Kendi Zihninin Sorumluluğunu Almak</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaos ve düzen arasında  dans etmeyi öğrenmeden geçemezsin bu dereden&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/kaos-ve-duzen-arasinda-dans-etmeyi-ogrenmeden-gecemezsin-bu-dereden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 19:19:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nasıl da kendimizi hem güvensiz, hem biraz umutsuz, hem de biraz umutlu hissediyoruz bugünlerde,.. Sanki kafamız karışık gibi… Sanki içinde bulunduğumuz dünyanın, içinde bulunduğumuz yaşamın en temel iki unsurunu, kaos ve düzeni ve onların birbirleriyle olan dansını, ve bu dansın içindeki yerimizi anlayamamış gibi… Bu iki kavramı anlamayan birinin ne kendine, ne de başkalarına  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/kaos-ve-duzen-arasinda-dans-etmeyi-ogrenmeden-gecemezsin-bu-dereden/">Kaos ve düzen arasında  dans etmeyi öğrenmeden geçemezsin bu dereden&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-6 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-5 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-6"><p>Nasıl da kendimizi hem güvensiz, hem biraz umutsuz, hem de biraz umutlu hissediyoruz bugünlerde,.. Sanki kafamız karışık gibi… Sanki içinde bulunduğumuz dünyanın, içinde bulunduğumuz yaşamın en temel iki unsurunu, kaos ve düzeni ve onların birbirleriyle olan dansını, ve bu dansın içindeki yerimizi anlayamamış gibi… Bu iki kavramı anlamayan birinin ne kendine, ne de başkalarına pek de hayrı olamayacağını anlamamış gibi…</p>
<p>Düzen. Kendimin ve başkalarının yönünün ve eylemlerinin ve bu yön ve eylemlerin sonuçlarının tahmin edilebilir olduğu dünya. Tehditlerin olmadığı, olguların belirli olduğu, uçakların zamanında kalktığı dünya. Evimin, işimin, paramın, sevdiklerimin güvende olduğu dünya. Öte yandan yeniye yer olmayan, yeni fırsat ve olasılıkların bulunmadığı, heyecanın ve diğer duyguların içinde yer almadığı. kuralların, otoritenin dünyası. Maskülen. Yang. Baba prensibi.</p>
<p>Ve Kaos. Tanıdık olmayan, bilmediğim, olasılıklarını tahmin edemediğim dünya. Bilinmeyen, bu yüzden de sonsuz olasılıkları içeren, karanlık gözüken, ancak içinden aydınlığın doğduğu yer. Kendimi güvende hissetmediğim, bir sonraki adımımı ve onun nelere yol açacağını bilemediğim yer. Her şeyin mümkün olduğu, bu yüzden de korkutucu olduğu yer. Öte yandan da tüm yaratıcılığın, olasılıkların, heyecanın, duyguların, maceranın, fırsatların, mucizevi çözümlerin yaşadığı yer. Feminen. Yin. Anne prensibi.</p>
<p>İnsanın bu iki dinamik güç arasındaki macerası, on binlerce yıllık insan medeniyetinin mücadelesinin özeti. İnsanın özünde kaotik, belirsiz, tanımsız, her an ne olabileceği ile ilgili sınırsız olasılıklar içeren ve bu olgularla ilgili kendiliğinden, net açıklamaların olmadığı bir dünyadan beslenerek o dünyayı düzenli, formüllerin tuttuğu, olguların anlaşılabilir ve tahmin edilebilir olduğu bir dünyaya dönüştürme çabası, tüm gelişmelerin ve devrimlerin altındaki itici güç gibi gözüküyor.</p>
<p>İşte bu yüzden düzensizlikten, yönsüzlükten, bilinmeyenden uzaklaşmak ve düzene, tanımlı olana, bilinene doğru ilerlemek, neredeyse insanların genetik kodlarına yazılmış, sinir sistemimize işlemiş. Bu yüzden liderlerimizi, yöneticilerimizi bize düzen, yön, ve koruma vadedenlerden seçiyor, bu kişilere için seve seve kendi otoritemizi teslim ediyoruz….</p>
<p>Bunda bir problem yok. Özellikle işler iyi giderken. Ancak problem şu: Biz bu düzenin devamlılığına ne kadar yatırım yapabiliriz? Biz dünyayı düzenli, sabit, değişmez hale getirdiğimizi sansak bile, aslında uçsuz bucaksız bir belirsizlik denizi içinde küçük düzen adaları kurmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Üstelik bu adalarımız da kâğıttan. Bu kâğıttan düzen adaları kaos denizinde ıslandıkça çözülmeye başlıyorlar ve bizi tekrar tekrar hayatın, belirsizliği ile, değişkenliği ile ile yüz yüze bırakıyorlar.</p>
<p>Bu duruma karşı ilk tepkimiz daha fazla düzene, daha fazla otoriteye sığınmak oluyor genellikle. Ekibimizin motivasyonsuzluğu bir eğitimle çözülsün istiyoruz. Toplumsal huzursuzluk askeri önlemlerle ortadan kalksın istiyoruz. Şirketteki problemleri yeni gelen genel müdür alacağı mucizevi kararlarla çözsün istiyoruz. Yeni bir Atatürk gelsin ve ülkeyi kurtarsın istiyoruz. Bir takım karanlık güçlerin bizimle dalga geçtiğini düşünmek, anlamsızlığa anlam, nasıl tepki vereceğimizi bilmediğimiz kaosa tanım getiriyor. Neye nasıl tepki vereceğimizi bilmemektense göremediğimiz farazi bir düşmana öfkelenmek daha kolay oluyor.</p>
<p>Bu tip çözümler bazen kısa dönemli olarak bizi rahatlatıyor. Geçici olarak düzene geri dönmüşüz gibi bir his yaratıyor. Ancak bu düzenin gerçekten tekrar sağlandığı durumlarda bile yeni inşa edilen düzen adası da kağıttan olduğu için aynı problemlerle yüz yüze kalıyoruz bir süre sonra. Bu sefer daha da düzene tutunuyoruz, daha da bilinmeyeni reddediyoruz. Gitgide diktatörleşen liderlere, yöneticilere, anne babalara, eşlere dönüşüyoruz. Bu da bir yandan ilerlemeyi durduruyor, bir yandan da bir sonraki kaosun kaynağı oluyor.</p>
<p>İşte daha önce tartıştığımız adaptasyon gerektiren değişim, mevcut düzenin yeterli olmadığı ve daha iyi bir yere gelebilmek için kontrollü bir biçimde o düzenin dışına çıkmamızı, mevcut anlam haritamızı sorgulamamızı, bilinmeyene ve onun sunduğu tüm potansiyele dikkatle adım atmamızı gerektiren türde bir değişim.</p>
<p>Değişim artık işe yaramayan ve bizi çıkmazda tutan değerlerimizi, eylemlerimizi ve kimlik tanımlarımızı sorgulayarak ve bunların bazılarını bırakmaya razı olarak gerçekleşebilir. Bu, kayıp hissi içeren ve rahatsız edici bir süreçtir. Ancak başka türlü ilerleme kaydedilmez. Başka türlü, biz geçici ve çoğu zaman da içeriden ve dışarıdan otorite baskısı içeren çözümlerle yaşamaya devam ederiz. Problemlerimiz de tekrar tekrar karşımıza gelirler.</p>
<p>İşte bu yüzden şirketlerde yaşanan ve iyice içinden çıkılmaz hale gelen sorunlar da, ülkelerin karmaşık sorunları da sadece otorite ile ve alışık düzenleri koruyan çözümler ile çözülemez. Çünkü karmaşık, sınırlı kontrolün olduğu, belirsizlik içeren, tam olarak tanımlanamayan problemlere bilinen, denenmiş düzenler getirmeye çalışan teknik çözümler işe yaramaz.</p>
<p>Ancak tamamen kaosa atılmak da işe yaramaz. Değişim sürecinin kendisinin de belli bir düzen içinde olduğunu hissetmek, değişimin yönünü görmek, zorlansak ve bazı kayıplara razı olsak da temelde güvende olduğumuzu daha iyi bir yere gittiğimizi bilmek, bu rahatsız edici kaotik süreci bizim için tahammül edilebilir kılar.</p>
<p>Liderlik yapmak işte bu yüzden kritiktir. Liderlik yapmak, bilinenle bilinmeyen arasındaki ince ve kritik çizgide ilerlemek ve insanların da sizle yürümesini sağlamak demektir.</p>
<p>Bunun içinde içinde bulunduğu duruma anlam verebilmesi, olanı da kaos ile düzenin zamanın başından beri süren dansının bir parçası olarak görebilmesi gerekir liderin.</p>
<p>Kendimizi böyle bir liderliği yapacak duruma nasıl getirebiliriz, liderlere bu yönde nasıl koçluk yapabiliriz, bu yolda daha nelere ihtiyaç var, bunlar bu yazı dizisinin ve 6 Mayıs’ta başlayacak ICF onaylı <a href="https://marefidelis.com/yonetici-ve-lider-koclugu-programi/" target="_blank" rel="noopener">Yönetici Ve Lider Koçluğunda Ustalık Programı</a>’nın konusu. Bu eğitim hakkında detaylı bilgiye profil linkimden ulaşabilirsiniz.</p>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/kaos-ve-duzen-arasinda-dans-etmeyi-ogrenmeden-gecemezsin-bu-dereden/">Kaos ve düzen arasında  dans etmeyi öğrenmeden geçemezsin bu dereden&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farkındalıkta kalmaktan başka çaren yok&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/farkindalikta-kalmaktan-baska-caren-yok/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/farkindalikta-kalmaktan-baska-caren-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 08:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=12401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okuma süresi: 4 dakika. Önceki gün paylaştığım yazı üzerine bazı sohbetler gelişti, ve en tekrarlanan soru her zaman olduğu gibi “nasıl?” oldu. Nasıl bir yandan önemli bir soru olsa da çoğu zaman da biraz topu taca atma sorusu aslında, çünkü problemin “teknik” bir problem olduğu, dışarıdan gelen bir teknikle çözülebileceği yanılgısını içeriyor. Bu da  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/farkindalikta-kalmaktan-baska-caren-yok/">Farkındalıkta kalmaktan başka çaren yok&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-7 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-6 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;--awb-margin-bottom:0px;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-7"><p><em><span style="color: #808080;">Okuma süresi: 4 dakika.</span></em></p>
<p><em>Önceki gün paylaştığım yazı üzerine bazı sohbetler gelişti, ve en tekrarlanan soru her zaman olduğu gibi “nasıl?” oldu. Nasıl bir yandan önemli bir soru olsa da çoğu zaman da biraz topu taca atma sorusu aslında, çünkü problemin “teknik” bir problem olduğu, dışarıdan gelen bir teknikle çözülebileceği yanılgısını içeriyor. Bu da bizi ister istemez ülkemizi ve dünyayı bu hale düşüren düşünüş şekline geri itiyor. Bu konuyu anlamaya çalışmak için bugün yıllar önce bir inzivamızda dinlediğim bir Dharma konuşması sonrasında içimde uyananları döktüğüm bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Olanı olduğu nasıl görebilirim’i ve önce kendi köşemi aydınlatmak için nereden başlayabilirim’i araştırdığım bir yazı, tam da bugünler için belki de. Keyifli okumalar.</em></p>
<p>Artık yakınmayı bırakmanın zamanı geldi de geçiyor bile…</p>
<p>Çünkü yakınmak, bahane bulmak…</p>
<p>Durumun sorumluluğunu almamanın yöntemi…</p>
<p>Bir bilgenin dediği gibi, yakınıyorsan değiştir, değiştirmiyorsan yakınma…<br />
Yani sorumluluk al.</p>
<p>Yakınarak, bahane bularak, durumu olduğu gibi korumanın, ne kadar ıstırap verici olsa da rutin ve alışık olduğun duruma geri dönmenin garanti olmasını sağlıyorsun.</p>
<p>Biliyorum.</p>
<p>Değişim korkutuyor.</p>
<p>Sorumluluk almak korkutuyor.</p>
<p>Çünkü iyiyim demenin ciddi bir sorumluluğu var. Gerçekten iyi olmak durumundasın. Ben iyiyim yahu diyebilmelisin.</p>
<p>BEN İYİYİM…</p>
<p>Aklım çalışıyor.</p>
<p>Yolda yürüyorum.</p>
<p>Olaylar ve olayların yarattığı korkular karşısında geri adım atmıyorum.</p>
<p>Canım tabi ki acıyor.</p>
<p>Acı kaçınılmaz.</p>
<p>Ona direnmek ve bu şekilde ıstırap yaratmak, seçmeli.</p>
<p>İyiyim dediğim için, ve bahanelere artık sığınma yolumu kapattığım için, artık uyanık olmam gerekecek.</p>
<p>İyiyim dediğim için artık ne yapamayacağım?</p>
<p>Artık dünyayı suçlayamam. Dünya nasılsa öyle. Hep böyleydi. Bundan sonra da böyle olacak. Yaşamımdaki hoşuma giden şeylerin böyle gitmeye devam edeceğinin garantisi yok. Bunu bekleyemem. Bunu kontrol edemem. Ben sadece elimden gelenin en iyisini yapabilirim. Ben özel değilim. Dünyadaki milyonlarca insanın başına gelen şeyler senin de başına gelebilir. Ve bu konuda yapabileceklerin sınırlı. Sadece dünya böyle&#8230;.Yaşamın doğası oynak, belirsiz, karmaşık etkileşim ağları ile örülü, tanımlanamaz. Kalıcılık yok. Değişken. Kontrole tabi değil. Her an kendimi bir doğal felaketin, savaşın, terörün, anlamsız şiddetin, diktatörlüğün, bir kazanın, yakınlarımın duygusal hallerinin, ekonomik problemlerin, hastalıkların, vs. vs. içinde bulabilirim. Bir dakika sonrasında ne olacağının garantisi yok.</p>
<div class="">Ve hep böyleydi. Herkes için böyleydi. Her zaman böyleydi.</div>
<div></div>
<div class="">Ve hep böyle olacak. Senin için de böyle olacak. Her zaman böyle olacak.</div>
<div></div>
<div class="">Bu durum seni sorumluluktan kurtarmıyor. Tam tersine sana büyük bir sorumluluk yüklüyor. Durumunun, yani içsel durumunun, uyanıklığının sorumluluğunu al. Ne olursa olsun iyi ol.</div>
<div></div>
<div class="">Artık başkalarını suçlayamam. Suçladığım konularda ne yaptım? Sorumluluk aldım mı? Durumun değişmesi için çalıştım mı? Veya değişmesine müsaade ettim mi? Ben başkalarının acılarına, ricalarına, duygu ve değerlerine karşı ne kadar duyarlı oldum? Benim konuşmaya ne kadar hakkım var? Yakınmaya ve bahane bulmaya ne kadar hakkım var? Ayrıca suçladığım kişi ne? Suçlayan kim? Karşımda bir ego, nefs varsa, travmalardan, yanlış anlamalardan, açgözlülük, öfke ve delüzyondan oluşuyorsa, ve ben dediğim şey de aynı şekildeyse, ne bekliyorum ki! Ben ne kadar kendi nefsimin egomun, arzu, öfke ve delüzyonlarımın dışında davranıyorum ki ondan da aynısını bekleyeyim… Ben hala korku ile davranıyorsam, başka bir şey olmasını da bekleyemem.</div>
<div></div>
<div class="">Kendimi de suçlayamam. Beceremedim. Tembelim. Gerginim. Açgözlüyüm. Öfkeliyim. Yanlış anlamadayım. OK. Tamam da sen de koşullara tabisin, eğer farkındalık içinde değilsen. Ayrıca madem biliyorsun. Ne yapıyorsun? Nasıl bir çaba içindesin? O kadar uğraştım bu kadar oldu mu diyorsun, yoksa şunun üzerinde çalışıyorum, şu şeklide çalışıyorum, şu sonuçlara ulaştığımı gözlemliyorum, ancak henüz içimde şu eğilimler güçlü, ve onlara da şu şekilde şefkat gösteriyorum mu diyorsun? Artık yakınamazsın!</div>
<div></div>
<div>
<div class="">Korku karşısında geri adım atamam. Artık korkunun seni yönetmesine müsaade edemezsin. Bu yolun nereye gittiğini biliyorsun. Bu yoldan defalarca yürüdün. Artık zihnini eğitmenin etmenin, yönetmenin ve cesaretle ilerlemenin zamanı geldi… Buddha’nın ve bir çok bilge öğretmenin aslana benzetilmesi boşuna değil.</div>
<div class="">Düşüncelere ve duygulara, duygu durumlarına güvenemem. Her türlü düşünce, duygu, duygu durumu değişiyor. Sana dışarıdan gelen veya senin bir araya getirdiğin herhangi bir duygu durumu kesinlikle kalıcı olmuyor, değişiyor, geçiyor, başka bir şeye dönüşüyor. Hakikatin doğası bu. İşte bu yüzden acı var. Angst, yani varoluşsal acı var. İyi bir duygu durumunu uğraşıp yaratsan bile, yarattığın an bozulmaya, değişmeye başlıyor.</div>
<div></div>
<div class="">Ayrıca düşüncelerin gerçekliğine de güvenemem. Çevrenin ve durumların sana nasıl hissettirdiğine, senin arzularını ve isteklerini, beklentilerini ne kadar tatmin ettiğine ve karşıladığına göre oluşuyorlar. O yüzden sana yalan söylüyorlar. Düşüncelerinin tek görevi senin temas ettiğin şeylerle ilgili oluşturduğun algıdan beslenen dünya ilgili yansıtmalarına göre isteklerini karşılamanı sağlamak. İsteklerin olduğu zaman, bu iyi, bu insan iyi, bu durum iyi, ben iyiyim, dünya iyi diyorsun, olmadığında bu kötü, bu insan kötü, bu durum kötü, ben kötüyüm, dünya kötü diyorsun.</div>
<div></div>
<div class="">BUNUN TEK YOLU VAR. FARKINDALIKTA KALMAK.</div>
<div></div>
<div class="">Başka çıkış yolu yok. Bu şekilde yine problemlerle uğraşmaya, neden benim başıma bunlar geliyor demeye, yakınmaya, elinde olduğunu sandığın şeyleri tutmak için çabalamaya, kendini ve dışarıdakileri ve aranızdakileri sabit hale getirmeye çabalamaya devam edeceksin ve çok canın yanacak.</div>
<div></div>
<div class="">Bu dukkha. Bu varoluşsal acı. Angst. Mutlaka bir şeyler olacak. Mutlaka bir problem olacak. Bu olmazsa o. O olmazsa şu.</div>
</div>
<div>
<div></div>
<div class="">Bunlar olmasaydı da kalıcı mutlu olamayacaktım. Bu insan olmasaydı da kalıcı mutlu olamayacaktım. Bu olaylar olmasaydı da kalıcı mutlu olamayacaktım. Bu geçmişim olmasaydı da kalıcı mutlu olamayacaktım. Anne babam beni farklı yetiştirseydi de kalıcı mutlu olamayacaktım. Daha zengin olsaydık da kalıcı mutlu olamayacaktım. Daha fakir, daha doğada, daha başka bir ülkede, daha sosyal, daha tek başıma, daha romantik, daha zeki, daha aptal, vb. vb. olsaydım da, yalnız olsaydım da, çok daha fazla arkadaşım olsaydı da, eşim öyle veya böyle farklı olsaydı da ben kalıcı şekilde, ebediyyen mutlu olmayacaktım. Başka dertlerim olacaktı. Başka takıntılarım olacaktı. Dünyayı ve insanları ve kendimi başka nedenlerle suçlayacaktım. Tabi ki acının ve ıstırabın boyutları dereceleri var. Şu anda milyonlarca insanın olduğu gibi yarın aç, açıkta, bir göçük altında, hasta, savaşın ortasında, vs. olabilirim. Bunun olmayacağının garantisi yok.</div>
<div class="">Bu dukkha. Bundan bu şekilde çıkış yok. Bu şekilde devam edersem aynı problemleri yaşamaya devam edeceğim. Bu şekilde devam edersem, bu kaçınılmaz koşulları değiştiremediğim için yakınmak ve sorumluluk almamakta direnirsem, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için doğru zihin haline gelemeyeceğim, kendi içimdeki aslanı bulamayacağım, ve sesim bir aslan kükremesindense bir farenin sesi olarak kalacak.</div>
<div></div>
<div class="">Bu yüzden çalışmaktan başka çare yok. Çalışmak, önce bu gerçekleri görmekten ve zihnini bu şekilde eğitmekten ve koşullardan bağımsız bir şekilde “ben iyiyim” demenin sorumluluğunu tam almaktan geçiyor.</div>
</div>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/farkindalikta-kalmaktan-baska-caren-yok/">Farkındalıkta kalmaktan başka çaren yok&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/farkindalikta-kalmaktan-baska-caren-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu günlerde sormamız gereken en önemli soru</title>
		<link>https://marefidelis.com/bu-gunlerde-sormamiz-gereken-en-onemli-soru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 14:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/bu-gunlerde-sormamiz-gereken-en-onemli-soru/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçimden geçtiğimiz bu günlerde Cem Şen Hocamın bu konu üzerine yaptığı bir konuşma, bana hayatımda gittiğim ilk mülakatı hatırlattı bana. Hiç unutmuyorum, yurtdışında yaptığım lisans üstü eğitimimi bitirmek üzereydim ve Türkiye’ye mülakatlara katılmak ve bir iş bulmak için gelmiştim. Karşımda çok başarılı ve çok saygı duyulan bir genel müdür vardı. Konu benim askerlik durumuma geldi. Okuduğum okulda asistanlık yapsam da kısa dönem askerlik için gerekli koşulları sağlayamamıştım. O genel müdürün suratındaki tepeden bakan ve iğneleyici ifadeyi bugün de hatırlarım:</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/bu-gunlerde-sormamiz-gereken-en-onemli-soru/">Bu günlerde sormamız gereken en önemli soru</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçimden geçtiğimiz bu günlerde Cem Şen Hocamın bu konu üzerine yaptığı bir konuşma, bana hayatımda gittiğim ilk mülakatı hatırlattı bana.</p>
<p>Hiç unutmuyorum, yurtdışında yaptığım lisans üstü eğitimimi bitirmek üzereydim ve Türkiye’ye mülakatlara katılmak ve bir iş bulmak için gelmiştim. Karşımda çok başarılı ve çok saygı duyulan bir genel müdür vardı.</p>
<p>Konu benim askerlik durumuma geldi. Okuduğum okulda asistanlık yapsam da kısa dönem askerlik için gerekli koşulları sağlayamamıştım. O genel müdürün suratındaki tepeden bakan ve iğneleyici ifadeyi bugün de hatırlarım:</p>
<p>“Bir şekilde halledemedin mi? Sen <em>İŞBİTİRİCİ</em> değil misin?”</p>
<p>Bu saygın ve tanınmış iş insanından aldığım bu yanıt, bu afetin felakete dönüşmesinin arkasındaki önemli nedenlerden biri gibi geliyor bana, ne dersiniz?</p>
<p>Tabi ki liyakatsiz, işinin ehli olmayan kişilerin bu kadar kritik işlerin başında olması neden. Ama bu kişilerin buraya getirilmesinin arkasında ne var?</p>
<p>Tabi ki doğru ve yanlışın birbirine karışmasının, taraf ve parti ayırmadan söylüyorum politik çıkarların her türlü değerin önüne geçmesi neden. Ama bunun ardında da ne var?</p>
<p>Tabi ki tüm yanlış yapılanları ve yapanları gözlemleyen, tanık olanların seslerini çıkarmaması, buna cesaret edememesi neden. Ama bunun ardında ne var?</p>
<p>Buddha, insanlar da dahil tüm varlıkların ıstırap içinde yaşamalarının ardında üç zehrin olduğunu söyler: Açgözlülük, Öfke ve Cehalet.</p>
<p>Bu büyük felakete bakınca hepimiz açgözlülüğü görüp bunu bir ölçüde anlayabiliyoruz. Hatta bu duruma, bu açgözlülüğü yapabildiğini düşündüklerimize öfke duyuyoruz. Karşı “kamp” olarak gördüğümüz kişilerin korku ve öfkeleriyle yaptığı yanlış işlere öfkeleniyoruz. En fazla da cehalete kızıyoruz, bizim gibi düşünmeyen, cahil insanlar tarafından desteklenen cahil kişilerin bu felaketin nedeni olduğunu düşünüyoruz. Veya diğer kamptaysak, bu kişileri suçlayan kişilere öfkeleniyor, bu boyutta bir felakete kolaysa onlar gelip yanıt verseydi diyor, onları açgözlülükle, cehaletle hatta nefret suçu işlemekle suçluyoruz.</p>
<p>Tabi ki haklıyız. Evet, bu kadar açgözlülük varsa, tabi ki ahlaksızlık, tabi ki özensizlik, tabi ki acı, tabi ki ıstırap kaçınılmaz. Doğru. Ancak problem benim bu yazdığım yazının başında anlattığım olayda yatıyor. Bu kişi toplumda göz önünde olan, kendisi ve ailesi ülkenin refahı, insanların eğitilmesi, cehaletten kurtulması, erdemli yaşamlar yaşaması için uğraşan bir kişi. Ancak onun da içinde bir yerde “iş bitirici olmayan, kendi faydasına olan yerde kuralların ve kaidelerin dışına çıkıp da yakalanmayı beceremeyen kişi başarılı olamaz” inancı saklı. Senin, benim ve muhtemelen hepimizin içinde olduğu gibi.</p>
<p>Ormanların içinden fırlayan beton blokları görünce neredeyse hepimiz “ya şu güzelim ormanın içine nasıl etmişler, nasıl kıyıyorlar buraya, nasıl izin veriyorlar bu yapılaşmaya!” diye tepki gösteriyoruz. Haklıyız da. Ancak o arazinin sahibi olup da aynı beton blokları oraya yapabilmek için çaba göstermeyecek acaba kaç kişi vardır?</p>
<figure class="image strchf-type-image regular strchf-size-regular strchf-align-center"><picture><source srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_8029b8a14baabf6579f2c09000c717fb_800.jpg 1x, https://images.storychief.com/account_2375/unsplash-image_8029b8a14baabf6579f2c09000c717fb_1600.jpg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_8029b8a14baabf6579f2c09000c717fb_800.jpg 1x, https://images.storychief.com/account_2375/unsplash-image_8029b8a14baabf6579f2c09000c717fb_1600.jpg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_8029b8a14baabf6579f2c09000c717fb_800.jpg" /></picture></figure>
<p>Dere boylarına yapılan evlerle ilgili müteahhitleri, belediyeleri, politik iradeyi suçluyoruz. Haklıyız da. Ancak bizim elimizde o arsalar olsa, acaba nasıl çaba gösteririz imar izni almak için? Buralara imar gelecekmiş diye tarımsal açıdan değerli bir araziyi satın alan kaç kişi vardır bu yazıyı okuyanlar arasında? Veya yakın zamanda tarladan dönüşen bir yeri satın alan?</p>
<p>Acaba bir konut sahibi olan ve herhangi bir dönemde imar affı, imar barışı adı altında yapılanlardan bir şekilde faydalananlar da (evet, “aman canım benimki ufak bir oda ekletmekti, aynı şey mi” diyenler de dahil) bu yazıyı okuyan, haklı bulan veya bu imar aflarını eleştiren kaç kişi vardır?</p>
<p>Bu yazımdan dolayı da bazılarını öfkelendireceğimi biliyorum. “Onunla bu aynı şey mi?” diyeceksiniz belki de. Unutmayın, “bütünlükten azıcık sapma diye bir şey yoktur”. Ya bütün ve her eyleminizle ehilsiniz, ya da değilsiniz. Ya özenlisiniz, ya da değilsiniz. Azıcık diye bir şey yok. Yoda’nın da dediği gibi, yap veya yapma, denemek diye bir şey yok. Ufacık bütünlükten sapmalar, uzun dönemde büyük yıkımlara neden olur, hem kendi zihinsel ve duygusal dünyamızda, hem bedenimizde, hem ilişkilerimizde ve yaşamımızda, hem toplumun yapısında, hem de binalarımız ve şehirlerimizde.</p>
<figure class="image strchf-type-image regular strchf-size-regular strchf-align-center"><picture><source srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_e7016be3c6d0d46bbd2cac576a48cddc_800.jpg 1x, https://images.storychief.com/account_2375/unsplash-image_e7016be3c6d0d46bbd2cac576a48cddc_1600.jpg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_e7016be3c6d0d46bbd2cac576a48cddc_800.jpg 1x, https://images.storychief.com/account_2375/unsplash-image_e7016be3c6d0d46bbd2cac576a48cddc_1600.jpg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/unsplash-image_e7016be3c6d0d46bbd2cac576a48cddc_800.jpg" /></picture></figure>
<p>Tahmin ediyorum ki bazılarınız ben hiç öyle bir şey yapmadım, yapmam da diyor. Eğer yukarıdaki koşullara uyuyorsanız, yani ormanlık, kıyı şeridi, değerli tarım arazisi ve benzeri korunması gereken bir araziniz ve benzeri varsa ve gerçekten doğrusu bu olduğu için yapmıyorsanız, hatta belki de bu arazileri korunmaları için elde tutuyorsanız, ne mutlu size. Herhangi bir konuda hiçbir yan veya kestirme yola sapmıyorsanız harika. Gerçekten sizi tebrik etmek isterim. Ancak bu koşullar sizin için geçerli değilse ve yine de bu iddiada bulunuyorsanız, size Abraham Lincoln’un sözünü hatırlatmak isterim:</p>
<p>“Zorluklara herkes dayanır. Birisini tanımak istiyorsanız ona güç verin.”</p>
<p>Gestalt önermelerinden birisi “davranışı içinde bulunulan bağlam ve koşullar belirler” diyor. Kendimizi benzer koşullarda bulduğumuzda bizim eleştirdiğimiz davranışları göstermeyeceğimize eminsek eğer, o zaman ciddi bir risk var! Muhtemelen aynı tuzağa biz de düşeceğiz.</p>
<p>Uzun zamandır öğrencisi olduğum Cem Hocamın konuşması işte buradan ilham verdi bana. Cem Şen konuşmasında, Buddha’nın “Korunma Sutra”sından beni çok etkileyen bir parça üzerinde durdu. Benim de başucumda duran, Buddha’nın korunmak için kime nasıl dua etmelerini gerektiğini kendisine soran bir kişiye yaptığı konuşmayı aktaran bu sutranın (Pali dilinde öğreti) tamamı çok değerli, ama başındaki birkaç cümle bile yeterli belki de:</p>
<p><em>“Aptalı kendine yoldaş yapma,<br />Bilgeyi kendine yoldaş yap.<br />Saygı duyulması gerekene saygı duy,<br />Bu en büyük korunmadır.”</em></p>
<p>Çok açık. Ve unutma: Sen de aptalca, cahilce davranma. Açgözlülüğünü, istediğini elde edemeyince duyduğun öfkeyi fark et. Ulaşmak istediklerinin seni gerçekten ve kalıcı olarak mutlu edeceği cehaletinden kurtulmak için çabalamaya başla. Herkesin kötü, senin iyi olduğun safsatasından kurtul. Bu olmasaydı, bunlar olmasaydı, bunlar yönetmeseydi bunlar olmazdı demeyi bırak. Sen de, belki başka şekilde, ama açgözlüsün, öfkelisin, cahilsin. Bilgeliğe yatırım yap. Bilgece davran. Bilgeliğin her şeyi, bazen hoşuna gitmese de, ve özellikle de öyle olduğu zamanlar olduğu gibi görmek, kendini ve arzularını aradan çekerek doğru değerlendirmekle başladığını fark et. Önce sen aptallık yapmayı bırak, önce sen bilgeliğe aday ol. Ve önce sen saygı duyulması gereken bir insana dönüş. Özenli. Bütünlük içinde. Duyguları ile hareket etmeyen. Ehil ve ehil olmayanı ayırt edebilen. Kendine maliyeti olsa da her zaman doğruyu yapan, söyleyen.</p>
<p>Bunları okuyacaksınız ve muhtemelen bana hak vereceksiniz. Belki içinizde bu konuda eyleme geçmek için bir istek, bir kararlılık belirecek. Ama yarın, aynen bir sarkacın bir yöne doğru maksimum hareketini tamamlayınca diğer yöne gitmesi gibi unutacaksınız. Ben de, aynen bu yazıda yazılanlara kendisi de tabi olan, kendisi de aynı cehalette olan bir insan olarak belki ben de unutacağım.</p>
<p><strong>Nasıl unutmayacaksınız? Nasıl uyanık kalmaya ve bu cehaletten kurtulmaya çaba göstereceksiniz?</strong></p>
<p>Belki de afetlerin felakete dönüşmesini engelleyecek en önemli soru, bu.</p>
<p><!-- strchf script --><script>if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};window.strchfSettings.stats = {url: "https://marefidelis-coaching-consulting.storychief.io/tr/bu-gunlerde-sormamiz-gereken-en-onemli-soru?id=213732425&type=2",title: "Bu günlerde sormamız gereken en önemli soru",id: "8f15fe0b-d78e-41e5-802d-b10bb74fcf97"};(function(d, s, id) {var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}js = d.createElement(s); js.id = id;js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";js.async = true;sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);}(document, 'script', 'storychief-jssdk'))</script><!-- End strchf script --></p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/bu-gunlerde-sormamiz-gereken-en-onemli-soru/">Bu günlerde sormamız gereken en önemli soru</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koçlukta Duygularla Çalışmak 3 Şubat&#8217;ta başlıyor!</title>
		<link>https://marefidelis.com/koclukta-duygularla-calismak-3-subatta-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 12:53:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=14426</guid>

					<description><![CDATA[<p>ONLINE PROGRAM - 5 Oturum: 3 Şubat 2023 Cuma - 19:30 - 21:30 (Prof. Dr. Sinan Canan ile) 7 Şubat 2023 Salı - 19:30 - 21:30 14 Şubat 2023 Salı - 19:30 - 21:30 21 Şubat 2023 Salı - 19:30 - 21:30 24 Şubat 2023 Cuma - 19:30 - 21:30 (Aylin Safiye Deniz, PCC  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/koclukta-duygularla-calismak-3-subatta-basliyor/">Koçlukta Duygularla Çalışmak 3 Şubat&#8217;ta başlıyor!</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="fusion-fullwidth fullwidth-box fusion-builder-row-8 nonhundred-percent-fullwidth non-hundred-percent-height-scrolling" style="--awb-border-radius-top-left:0px;--awb-border-radius-top-right:0px;--awb-border-radius-bottom-right:0px;--awb-border-radius-bottom-left:0px;--awb-flex-wrap:wrap;" ><div class="fusion-builder-row fusion-row"><div class="fusion-layout-column fusion_builder_column fusion-builder-column-7 fusion_builder_column_1_1 1_1 fusion-one-full fusion-column-first fusion-column-last" style="--awb-bg-size:cover;"><div class="fusion-column-wrapper fusion-column-has-shadow fusion-flex-column-wrapper-legacy"><div class="fusion-text fusion-text-8"><p><strong>ONLINE PROGRAM &#8211; 5 Oturum:<br />
</strong><em>3 Şubat 2023 Cuma &#8211; 19:30 &#8211; 21:30 (Prof. Dr. Sinan Canan ile)</em><br />
<em>7 Şubat 2023 Salı &#8211; 19:30 &#8211; 21:30</em><br />
<em>14 Şubat 2023 Salı &#8211; 19:30 &#8211; 21:30</em><br />
<em>21 Şubat 2023 Salı &#8211; 19:30 &#8211; 21:30</em><br />
<em>24 Şubat 2023 Cuma &#8211; 19:30 &#8211; 21:30 (Aylin Safiye Deniz, PCC ile)</em></p>
<p>Birer koç olarak şunları danışanlarımıza öğretebilsek, etkisi ne olurdu acaba?</p>
<ul>
<li>Hislerin, duyguların ve bedenimizdeki duyumların <strong>dilini ve içerdikleri mesajları</strong> anlayabilmelerine destek olsak,</li>
<li>Bir konuda <strong>ne hissettiklerini</strong> daha net bir biçimde fark edebilseler ve anlamlandırabilseler,</li>
<li>Bazen çok kuvvetli bir biçimde ortaya çıkan bu duyguların esiri olmak veya onlara karşı kendilerini kapatmak yerine onlarla <strong>daha doğrudan ve farkındalıkla ilişki kurmanın</strong> yollarını bulabilseler,</li>
<li>Takılıp kaldıkları, ilerleyemedikleri veya kararsız kaldıkları durumlarda onları bu sıkışıklıktan kurtararak <strong>anlayışa götürecek bedensel ve duygusal farkındalık yolları</strong> öğrenseler,</li>
<li>Onları neyin mutlu ettiği, neyin heyecanlandırdığı, neyin sıktığı, neyin üzdüğü, vb. hakkında daha doğrudan bilgiye ve bu <strong>hislerin içindeki bilgeliğe</strong> ulaşabilseler…</li>
</ul>
<p>Danışanlarımızın bunları yapabilmesine destek olabilsek, ilerlemelerine, hedeflerine ulaşmalarına nasıl bir katkısı olurdu acaba? Birer koç olarak bizim etkinliğimizi acaba ne kadar arttırırdı?</p>
<p>İşte <strong>Dost Can Deniz, MCC</strong> liderliğinde sunulan ve birer modülünde <strong>Prof. Dr. Sinan Canan</strong> ve <strong>Aylin Kafalı Deniz</strong>&#8216;in de öğrenmemize katkıda bulunacağı “Koçlukta Duyguların Gücü – Duyguların İçindeki Bilgeliğe Ulaşmak” programı bu amaçla tasarlandı. Beş oturumdan oluşacak bu eğitimde birer koç ve gelişim yolcusu olarak belki de insan deneyiminin en yanlış anlaşılan ve en yanlış kullanılan öğelerinden olan duygularımıza doğru bir biçimde ve farkındalıkla yaklaşmanın ve onları değişim ve mutluluk yolculuğumuzda birer destek olarak kullanabilmenin yöntemlerini öğreneceğiz.</p>
<p>Ülkemizin ilk MCC ünvanlı koçu ve Gestalt Koçluk Programı’nın lider ve kurucularından olan Dost Can Deniz’in, Prof. Dr. Sinan Canan ve Aylin Kafalı Deniz’in katkıları ve katılımı ile tasarlayıp sunduğu bu programda:</p>
<ul>
<li>Çoğu zaman birbirine karıştırılan ve duygusal zekanın gerçekten geliştirilebilmesi için ayrı ayrı fark edilmeleri kritik olan <strong>duygu, his ve duyular arasındaki farkları</strong> <strong>ve bunları tanımayı</strong> öğreneceğiz.</li>
<li>Bu gibi bedenimizde, kalbimizde ve zihnimizde ortaya çıkan olgularla nasıl doğrudan çalışabileceğimizi, nasıl <strong>adım adım bu duygulara ve hislere alan verip onlara doğrudan temas edeceğimizi ve bu sayede içlerindeki saklı anlam ve bilgeliğe ulaşabileceğimizi</strong> öğreneceğiz.</li>
<li>Direndiğimiz duygu ve hislerin bizleri nasıl kitli kıldığını araştıracak, <strong>direnci nasıl gevşetebileceğimizi ve bu duygu ve hislerle nasıl etkin bir ilişki kurabileceğimizi</strong> uygulamalı olarak çalışacağız.</li>
<li><strong>Danışanlarımızın</strong> da kendi duyguları ile bu şekilde işleyen bir ilişki kurmalarına <strong>nasıl destek olabileceğimizi</strong> ve bunu kendi başlarına yapmalarını nasıl öğretebileceğimizi öğreneceğiz.</li>
</ul>
<p>Bu eğitimde teorik ve kavramsal bilgilerin yanında ve belki de bunlardan daha çok hemen kullanabileceğiniz pratik yöntemler sunmaya, bunları eğitim içinde size deneyimletmeye, ve küçük gruplar halinde pratik yapmanızı sağlamaya odaklanacağız.</p>
<p>Her eğitimde paylaştığımız bilgi ve yöntemleri destekleyen ve hatırlatacak yazılı ve görsel kaynakları şu anda bulunduğunuz MareFidelis E-Öğrenme Portalı MareFidelis Akademi’de kurs katılımcılarına özel olarak paylaşacağız. Yine aynı portalda katıldığınız eğitim oturumunun video ve ses kaydına (bireysel ve grup çalışmaları ve demolar dışında) 3 ay süreyle ulaşabileceksiniz.</p>
<p><strong>Bu beş oturumda işlenecek konular şu şekilde:</strong></p>
<ol>
<li><strong> Oturum (3 Şubat 2023 Cuma) </strong>– Prof. Dr. Sinan Canan’la birlikte sunacağımız ilk oturumda bu online programın girişini yapacak, neden duyguların içinde olmadığı bir gelişim, değişim ve öğrenme çabasının kalıcı sonuçlar yaratma şansının çok düşük olduğunu tartışacağız. Bu oturum ayrıca fizyolojik yapımızı merkez alan bir gelişim stratejisinin temellerini oluşturmamızı sağlayacak.</li>
<li><strong> Oturum (7 Şubat 2023 Salı)</strong> – Bu oturumda hislere doğrudan ve etkin bir biçimde farkındalık getirmenin yöntemlerini öğrenmeye başlayacağız. Hemen hepimizin arasında gidip geldiği iki aşırı uç olan duygulara tamamen kendimizi kapatmakla duygular tarafından esir alınmanın ötesinde varoluşumuzun bu çok önemli öğelerine alan vermek ve onlarla etkin bir biçimde etkileşimde olmanın çeşitli yöntemlerini öğrenmeye ve bu yöntemleri denemeye başlayacağız.</li>
<li><strong> Oturum (14 Şubat 2023 Salı) </strong>– 3. oturumumuzda duygularla etkin bir biçimde çalışmanın yöntemlerini öğrenmeye devam edeceğiz. Bu oturumda özellikle Gestalt yaklaşımına dayalı deneyimsel yöntemler üzerinde duracak ve bunların uygulamalarını inceleyeceğiz. Öğrendiğimiz teknik ve yaklaşımların mindfulness ve meditasyon geleneği ile kesişim kümesini araştıracak ve bu şekilde daha berrak bir zihin ve daha açık bir kalp ile yaşamanın yol ve yöntemlerini araştıracağız. Bu oturumda tam da bu kesişimde yer alan, duygu ve hislerle çalışmanın çok özel bir durum ve yaklaşımını öğrenecek ve beraber deneyimleyeceğiz</li>
<li><strong> Oturum (21 Şubat 2023 Salı)</strong> – Bu oturumda ana odağımız duygularla çalışmanın bazı alanlardaki uygulamalarına odaklanmak olacak. Zor durumlarda etkin karar verebilmek, duygusal dayanıklılık yaratmak, zor durumlarda sakin kalabilmek, karmaşıklığın içinde içsel güvenli alan yaratmak, rüyalarımıza anlam getirmek, ve hatta gerçekten yolumuzu bulabilmek gibi farklı uygulamalarda nasıl kullanabileceğimizi araştıracağız. “Gut feeling – karın hissi” denen şeyin bir metafordan nasıl çıkıp da ete kemiğe bürünebileceğini ve bizim için nasıl sürekli bir destek yapısına dönüşebileceğini araştıracağız.</li>
<li><strong>Oturum (24 Şubat 2023 Cuma)</strong> – Aylin Kafalı Deniz ile birlikte gerçekleştireceğimiz bu oturumda, duygularla çalışmanın temel dayanağı olan öz-şefkat, kabul ve onarım üzerine konuşacağız. Bunu hem kendimize hem danışanımıza yönelik olarak nasıl uygulayabileceğimizi ve danışanlarımızın bunu kendi başlarına yapma becerisini kazanmalarına nasıl destek olabileceğimizi araştıracağız. Bu oturum ayrıca 5 serilik eğitimimizin kapanış oturumu da olacak. Bu eğitimde öğrendiklerimizi nasıl kendi koçluk modelimize entegre edebileceğimizi de tartışacağız.</li>
</ol>
<p><em><strong>Bu program için 10 saat ICF CEU başvurusu yapılmıştır.</strong></em></p>
<p><em><strong>Program bedeli 4,250 TL + KDVdir. 23 Ocak&#8217;a kadar erken ödeme indirimi ile 3,950 TL + KDV olacaktır.</strong></em></p>
<p>Kayıt için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:</p>
<p><a href="https://akademi.marefidelis.com/product/koclukta-duygularla-calismak/">https://akademi.marefidelis.com/product/koclukta-duygularla-calismak/</a></p>
</div><div class="fusion-clearfix"></div></div></div></div></div>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/koclukta-duygularla-calismak-3-subatta-basliyor/">Koçlukta Duygularla Çalışmak 3 Şubat&#8217;ta başlıyor!</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açık Bir Kalple Yaşam İçin Farkındalık, Cesaret, Güç&#8230; Pratik Öneriler</title>
		<link>https://marefidelis.com/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 05:02:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dost Can Deniz Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Güçlü Beden Berrak Zihin Açık Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Açık kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Dharma]]></category>
		<category><![CDATA[Farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[Meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mindfulness]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz özgürlük isterken, onun peşinde koşarken, temelde asıl arzu ettiğimiz, özlemi ile yanıp tutuştuğumuz şey sanki  “kalbimizin özgürlüğü” imiş gibi geliyor bana, ne dersiniz? Berrak bir zihinle olguları oldukları gibi görmeyi becerebilirsek ve bedenimizle kavga etmeden onun içinde, şimdi ve burada, tüm duygularımızla onlardan korkmadan ve onların esiri olmadan yaşamayı becerebilirsek, artık hayatın ve zamanın getirdiklerinin canımızı yakması korkusu ile kalbimizi kapatmaya gerek duymadan, bu sayede tam anlamıyla, bütünlük içinde, ve belki de ilk defa halimizden memnun bir halde yaşayabileceğiz.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik/">Açık Bir Kalple Yaşam İçin Farkındalık, Cesaret, Güç&#8230; Pratik Öneriler</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a   href="https://marefidelis.com/yasami-bir-kutlama-olarak-yasamak">Güçlü Beden Berrak Zihin Açık Kalp</a></em> <em>yazı dizimize devam ediyoruz.</em> Nasıl kendimizden koptuğumuzu ve bundan kurtulmanın ilk iki adımını içeren ilk<em> üç yazıya</em> <em><a   href="https://marefidelis.com/yasami-bir-kutlama-olarak-yasamak">buraya</a>,</em> <em><a   href="https://marefidelis.com/guclu-beden-farkindalik-6-adim">buraya</a>, ve <a target="_blank"  href="https://marefidelis.com/berrak-bir-zihin-ve-farkindalik/">buraya</a></em> <em>tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazıda bedenin güçlü kaidesine yaslanarak ve berrak, uçsuz bucaksız zihnimizin yarattığı geniş alanın ferahlığı içinde kalbimizle nasıl farkındalık içeren açık bir ilişki kurabileceğimizi tartışacağız. <strong>Ayrıca siz de bu yazı dizisinde paylaştığım konular üzerinde çalışmak, bedeninizle güçlü bir ilişki kurmak, berrak bir zihin geliştirmek ve bu yazıda bahsedeceğim gibi kalbinizi kendinize ve olan her şeye açmak isterseniz, bu temel prensipler ve yaklaşımlara dayanan Güçlü Beden &#8211; Berrak Zihin &#8211; Açık Kalp Programı&#x27;na<a   href="https://marefidelis.com/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-programi/"> </a>katılmaya davet ediyorum. <a target="_blank"  href="https://marefidelis.com/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-programi/">Bundan sonraki ilk program 11 &#8211; 12 &#8211; 13 Ocak&#x27;ta başlıyor, buraya tıklayarak daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.</a> </strong>Hadi şimdi yazıya geçelim</em></p>
<p>Eğer bu yolda en azından bir iki adım yürümeye çabaladıysanız, bunun ne kadar çaba gerektiren, ne kadar kararlılık gerektiren bir şey olduğunu bileceksiniz. <a target="_blank"  href="https://marefidelis.com/yasami-bir-kutlama-olarak-yasamak/">Kopuğun kulübesi</a> çok çekici. </p>
<p>Çünkü Kopuk’un kulübesi kalbimizin çevresinde ördüğümüz koruma duvarlarının ardında. Belki biz kalbimizi &quot;kopuk&quot;layıp kendi içine saklıyoruzdur. Bu yüzden belki de ne oluyorsa onu doğrudan ve kaçmadan, farkındalık içinde, tüm kalbimizle, ve tüm lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşamaktan koparıyoruzdur kendimizi. Çünkü çok çekici yaşamla olduğu şekilde yüzleşmektense gözümüzün önündeki olgularla ve kendimizle bağlantıyı koparıvermek, ve bu sayede geçici de olsa acı hissetmemeye çalışmak.</p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8DBE4621-B69B-4524-B9BB-D0630FE559BC_b757d3069938762220e4d4ac284197cf_800.jpeg 1x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8DBE4621-B69B-4524-B9BB-D0630FE559BC_b757d3069938762220e4d4ac284197cf_800.jpeg 1x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Farkındalık" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8DBE4621-B69B-4524-B9BB-D0630FE559BC_b757d3069938762220e4d4ac284197cf_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Bu kadar zorsa eğer farkındalık içinde kalmak, bedenin içinde yaşamak, bir yandan da berrak biz zihin geliştirmek&#8230;  Neden böyle bir şey yapalım ki? </p>
<h3>Farkındalık ve Kalbin Özgürlüğü&#8230;</h3>
<p>Farkındalık geliştirmek ve bu sayede beden ve düşüncelerin tahakkümünden kurtulmak, bizi o özlemini çektiğimiz özgürlüğe doğru taşıyacak çünkü. Biz özgürlük isterken, onun peşinde koşarken, temelde asıl arzu ettiğimiz, özlemi ile yanıp tutuştuğumuz şey sanki  “kalbimizin özgürlüğü” imiş gibi geliyor bana, ne dersiniz? Çünkü gerçeklerle, olgularla ve deneyimle seçerek temasımızı kesemiyoruz, sadece olumsuz duygulardan kopamıyoruz. Kopunca bu olumsuz duygularla beraber en güzel duygu ve deneyimlere de kapatıyoruz kendimizi. Berrak bir zihinle olguları oldukları gibi görmeyi becerebilirsek ve bedenimizle kavga etmeden onun içinde, şimdi ve burada, tüm duygularımızla onlardan korkmadan ve onların esiri olmadan yaşamayı becerebilirsek, artık hayatın ve zamanın getirdiklerinin canımızı yakması korkusu ile kalbimizi kapatmaya gerek duymadan, bu sayede tam anlamıyla, bütünlük içinde, ve belki de ilk defa halimizden memnun bir halde yaşayabileceğiz. </p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/6CEAE8D0-AF58-404D-8CBB-B5F786AFE099_d9314b1ac00e7302514597775aa1b601_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/6CEAE8D0-AF58-404D-8CBB-B5F786AFE099_d9314b1ac00e7302514597775aa1b601_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/6CEAE8D0-AF58-404D-8CBB-B5F786AFE099_d9314b1ac00e7302514597775aa1b601_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/6CEAE8D0-AF58-404D-8CBB-B5F786AFE099_d9314b1ac00e7302514597775aa1b601_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Hayatın tadını çıkarmak" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/6CEAE8D0-AF58-404D-8CBB-B5F786AFE099_d9314b1ac00e7302514597775aa1b601_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Peki, böyle açık, bu nedenle de özgür bir kalp geliştirmek ne demek? Bunun yolları neler?  Bu konuya nasıl daha fazla farkındalık getirebiliriz? İşte bir zor soru daha. Bu da diğerleri gibi ömür boyu sürecek bir süreç, ve hakkında yazılacaklar ne kadar çok olsa da, yazılar sadece beyaz zemin üzerinde kara lekeler&#8230; Onun için sadece uygulama, sadece yaşantı bizi ileri götürecek. Başlangıç olarak bedenle güçlü bir ilişki kurarak, ve berrak bir zihin geliştirerek. Ve kalbinizi açmak için çalışmak, bedenle olan ilişkinizi geliştirecek ve zihninizin berraklığını arttıracak. </p>
<p>Bu zemine dayanarak işte yapabileceğimiz farkındalık temeline dayanan bir kaç uygulama:</p>
<h3>İçindeki kopuk tarafınla doğrudan ilişki kur</h3>
<p>İçimizdeki kopuğu görüp de ondan hoşlanmadığımızda, onun kulübesinde saklanmasını fark edip de bu bizim kendimizle ilgili standartlarımıza uymadığında, bu sefer dönüp o kopuk tarafımızla savaşmaya başlıyoruz. Aynen bir sokak köpeğini kovar gibi, ona &quot;hoşşşt!&quot; diyoruz, &quot;defol buradan!&quot; diye bağırıyoruz, hatta tekmeliyoruz onu. Ancak kaçırdığımız şey, zaten bizi o kopuğun kulübesine hapis eden davranışların aynısını tekrarlıyor olduğumuz. Zaten canımızı acıtan, bizi rahatsız eden, korkutan, kabul edemediğimiz şeylerle doğrudan yüzleşmediğimiz, onları hissetmekten ve görmekten korktuğumuz için Kopuk&#x27;un kulübesinde bulmadık mı kendimizi? O yüzden kendimize daha da vurdukça, kovdukça, dövdükçe içimizdeki kopuk daha da büyüyecek, daha da kapsayacak ortalığı. Veya bazen yaptığımız gibi, dönüp ona bakmazsak ortadan kaybolur belki diye umdukça, sanki orada değilmiş gibi davrandıkça, yüzümüze sahte bir gülümseme, davranışlarımıza sahte ve abartılı bir enerji ekledikçe daha da semirecek Kopuk.</p>
<p>Onun için yapmamız gereken, hele niyetimiz, olan her şeye kalbimizi açmaksa, ve olan her şeyle olduğu gibi birlikte olabilecek kadar güçlü bir beden, berrak bir zihin ve açık bir kalp geliştirmekse, o zaman işe belki de içimizdeki Kopuk&#x27;tan başlamamız iyi bir fikir olabilir ne dersiniz? Belki önce kendi kopukluğumuzu, gerçeklerle beraber olamayan tarafımızı, hayatla ve olgularla yüzleşme korkumuzu, hayal kırıklığımızı, acımızı görmemiz, ona farkındalık getirmemiz, sonra da onu değiştirmeye çalışmadan kabul etmemiz, hatta onu anlamaya çalışmamız, ona şefkatle yaklaşmamız gerekiyordur belki de. Belki de yapmamız gereken korkmuş, canı yanmış ve ağlayan küçük bir çocukla oturur gibi onunla oturmaktır ilk önce. Belki de artık &quot;anlat be kopukcuğum, ne bu kadar korkutuyor seni? ne yakıyor bu kadar canını? Anlat bana şu hayal kırıklıklarını be güzelim. Seni can kulağıyla,yargılamadan dinlemek için buradayım&quot; demek, bu sözün hakkını vermek gerekiyordur artık. </p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8306C6E4-DF55-4FA6-AF85-FBFA412C522F_275b843c4cf4ac5baf944ec37ae50c7f_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8306C6E4-DF55-4FA6-AF85-FBFA412C522F_275b843c4cf4ac5baf944ec37ae50c7f_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8306C6E4-DF55-4FA6-AF85-FBFA412C522F_275b843c4cf4ac5baf944ec37ae50c7f_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8306C6E4-DF55-4FA6-AF85-FBFA412C522F_275b843c4cf4ac5baf944ec37ae50c7f_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Kendine şifa" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/8306C6E4-DF55-4FA6-AF85-FBFA412C522F_275b843c4cf4ac5baf944ec37ae50c7f_800.jpeg" /></picture></figure>
<h4>Güçlü beden ve berrak zihnin desteği&#8230;</h4>
<p>Ve işte bunu hakkıyla yapabilmenin zorluğu nedeni ile, tüm yapımız bunu yapmaktan ve bunu yaparak yüzleşeceğimiz can acıtıcı şeylerden bizi korumak üzere kurgulandığı için bu noktada bedenle ve onun içinde olan her şeyle güçlü bir ilişki kurmuş olmak ve berrak bir zihin geliştirmiş olmak çok işimize yarayacak. Bizi korktuğumuz şeyden kurtaracak olan, korktuğumuz şeyin içinden geçiyor ne yazık ki. Onun içinden yürüyecek gücü geliştirmiş olmamız lazım. Winston Churchill&#x27;in dediği gibi &quot;cehennemin içinden geçiyorsan, sakın durma, yürümeye devam et!&quot;.</p>
<h3>İncinmişliklerini gör</h3>
<p>Yürümeye devam ettiğinde, Kopuk&#x27;un kulübesinde sakladığı bir sürü incinmişlikle karşılaşacaksın muhtemelen. Senin henüz dünyayla ve onun getirdikleriyle başa çıkacak kapasiteyi geliştirmediğin zamanlarda başına gelen irili ufaklı olaylarla alakalı bir sürü incinmişlik&#8230; Bu olayların kendilerinin ve sende yarattığı duyguların senin boyunu aşıp da seni boğmasını engellemek ve kendi bütünlüğünü koruyabilmek için oluşturduğun bir  sürü stratejiye, bir sürü karara, dünya ile ilgili, senin ve başkalarının kim olduğu ile ilgili bir sürü hikayeye bağlı olacak bu incinmişlikler. Ve göreceksin ki Kopuk bu stratejilerin en önemlilerinden olsa da sadece bir tanesi. </p>
<p>Bu incinmişliklerle karşılaşınca yapabileceğin bir kaç şey var. Şimdiye kadar yaptığın gibi onlardan kaçabilirsin. Kopuk&#x27;un kulübesi her ne kadar onların da evi olsa da, onlardan saklanmak için de güzel bir yer, ilginç bir şekilde. Veya onlarla irtibata geçince, onlardan kendine yeni bir kimlik yaratabilirsin. Zaten şimdiye kadar bu incinmişlikler senin bir şekilde kim olduğunu tanımladı. Tüm hikayeni onlar üzerine kurdun. Annen baban yüzünden, seni geçmişte satan arkadaşların yüzünden, sana kötülük yapan o insanlar yüzünden, veya<a   href="https://www.youtube.com/watch?v=SLCopTS-gCI"> </a><a target="_blank"  href="https://www.youtube.com/watch?v=SLCopTS-gCI">koşullar yüzünden, &quot;Kader kurbanı olarak&#8230;&quot;</a> yaşadıklarını yaşadın. Şimdi de &quot;onlara rağmen&quot; diye, veya &quot;onlara karşı&quot; diye yeni bir hikaye, daha olumlu bir hikaye, ama yine de incinmişliklerine dayanan bir hikaye oluşturman işten bile değil. Kendine “bu zorlukları aşıp da kendini yeniden yaratan” bir kimlik oluşturman işten bile değil. Ve bu hikayeler, bu kimlik seni tutsak kılmaya devam edecek.</p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/431A13B7-09F6-4052-86C9-DC03F2D4AAFB_298f0349f6f1086f716cb1b33cadc52b_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/431A13B7-09F6-4052-86C9-DC03F2D4AAFB_298f0349f6f1086f716cb1b33cadc52b_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/431A13B7-09F6-4052-86C9-DC03F2D4AAFB_298f0349f6f1086f716cb1b33cadc52b_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/431A13B7-09F6-4052-86C9-DC03F2D4AAFB_298f0349f6f1086f716cb1b33cadc52b_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Yoğun duygularla başa çıkmak " src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/431A13B7-09F6-4052-86C9-DC03F2D4AAFB_298f0349f6f1086f716cb1b33cadc52b_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Veya bu incinmişliklerinle, aynen Kopuk&#x27;la yaptığın gibi beraber oturmayı, onlara farkındalık ile yaklaşmayı deneyebilirsin. Aynen Kopuk&#x27;u dinlediğin gibi onları dinleyebilirsin. Dediğimiz gibi bunu yapmak bayağı enerji ve güç isteyecek. Güçlü beden &#8211; berrak zihin sana burada bayağı yardımcı olacak. Bazen bunu yapmak için destek alman, hatta profesyonel destek alman gerekecek. Bu desteği al. Muhtemelen bu incinmişliklere dayanan &quot;ben destek almam&quot; hikayene, &quot;destek alanlar sadece zayıf/deli/garip insanlardır&quot; hikayene de farkındalık getirerek&#8230; İşe burdan başla. </p>
<h3>Hikayelerini bırakmaya razı ol</h3>
<p>Tüm bunları yaptığında seni sen yapan, tüm kimliğini dayandırdığın hikayelerinle ve aslında onların dayanaksızlığı ile yüzleşeceksin. Göreceksin ki aslında senin inandığın ve tüm çevreni de inandırmaya çalıştığın gibi, kendiliğinden, zaten öyle olan, koşullardan ve olgulardan bağımsız bir &quot;ben&quot; değilsin aslında. &quot;Ben&quot; dediğin şey, bir takım koşul ve olgulara senin yine bu incinmişlik ve hikayelere dayanan koşullanmaların dikte ettiği tepkilerden oluşuyor. Bu &quot;ben&quot; tanımına, kendinle ve dünyayla ilgili hikayelerine nasıl tutunduğunu, bu hikayelerin seni ne kadar kısıtlayıcı ve ıstırap verici olsa da sınırlı, belirli ve bu nedenle de güvenilir bir alanda tuttuğunu fark edeceksin. Ve bu hikayeleri bırakmadan, kimlik tanımını değiştirmeden o arzu ettiğin özgürlüğe tam olarak hiç bir zaman ulaşamayacağını göreceksin. Düzen&#x27;i bırakıp bilinmeyene, kaosa razı gelmeden açık bir kalple yaşamanın ne kadar imkansız bir şey olduğunu anlayacaksın.</p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/DE828746-F315-4B47-B56F-5A9378080FA5_02c76850bddbb09c248c1d8185528687_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/DE828746-F315-4B47-B56F-5A9378080FA5_02c76850bddbb09c248c1d8185528687_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/DE828746-F315-4B47-B56F-5A9378080FA5_02c76850bddbb09c248c1d8185528687_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/DE828746-F315-4B47-B56F-5A9378080FA5_02c76850bddbb09c248c1d8185528687_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Bizi tutsak tutan hikayeler" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/DE828746-F315-4B47-B56F-5A9378080FA5_02c76850bddbb09c248c1d8185528687_800.jpeg" /></picture></figure>
<h3>Gölgenle yüzleş</h3>
<p>Bunu yaparken de kendinle ilgili tanımlarının belirlediği ve kendine bakmaya izin verdiğin alanın hemen dışında, karanlıkta, kendinle ilgili kabul etmek istemediğin ve bu yüzden de başkalarına yansıttığın bir çok parçanla yüzleşeceksin. Başkalarına nefret dolu derken kendi içindeki nefrete dokunacaksın. Başkalarını iki yüzlülükle, bencillikle, dürüst olmamakla, hainlikle, vs. suçlarken, senin içinde de bu parçaların ne kadar canlı olduğunu göreceksin. Bu parçaların nasıl bu incinmişliklere birer tepki olduğunu, aslında sadece canı yanmış, korkmuş, hayal kırıklığına uğramış olduğunu, ve bunları aslında içindeki Kopuk&#x27;u korumanın yöntemleri olarak kullandığını anlayacaksın, ve belki ilk defa şefkat geliştireceksin kendine. Anlayacaksın. İnsanın cehaletini, bu nedenle nasıl açgözlü, nasıl öfkeli, nasıl nefret dolu olduğunu göreceksin. </p>
<h3>Şefkat geliştir</h3>
<p>Anlayış, şefkat getirecek. Zaten anlayış yoksa, hala olguların ve sonuçların nasıl oluştuğunu, koşulların nasıl koşullanmalara dönüşüp de aynı olguları defalarca karşımıza çıkardığını anlamıyorsan, hala cahil isen şefkatten de söz edemeyiz. Olsa olsa acımadır o. Acıma ise senin yukarıda, başkalarının aşağıda olduğu bir durumdur. Şefkatte hiyerarşi yoktur. Gölgenle yüzleşmenin sonucunda senin de başkaları gibi aynı tuzaklarla, aynı korkularla, ve aynı ehil olmayan tepkilerle hayatta kalma çabanı görürsün, ve şefkat geliştirirsin. Sadece kendine değil. O saçma sapan davranan adama ve kadına da. Ters düştüğün patronuna, çalışanına, eşine, eski sevgiline, taksiciye, politikacıya da. Anlarsın ki herkes cehalet içinde mutlu olmaya çabalıyor, ve bu cahil çabaları daha da ıstırap yaratıyor. Senin de yaptığın gibi.</p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/BA41116E-1222-47F7-AF89-25921AE11746_2e518e7ba25e740bfc33903da4933f3b_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/BA41116E-1222-47F7-AF89-25921AE11746_2e518e7ba25e740bfc33903da4933f3b_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/BA41116E-1222-47F7-AF89-25921AE11746_2e518e7ba25e740bfc33903da4933f3b_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/BA41116E-1222-47F7-AF89-25921AE11746_2e518e7ba25e740bfc33903da4933f3b_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Şefkat" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/BA41116E-1222-47F7-AF89-25921AE11746_2e518e7ba25e740bfc33903da4933f3b_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Çok sevdiğim ve daha önce de bahsettiğim bir Tibet şefkat pratiği diyor ki, kim hakkında ne cümle kurarsan kur, bunu &quot;aynen benim de olduğum/yaptığım/veya böyle algılanabileceğim gibi&quot; diye bitir. Ancak o zaman anlayacaksın. Ancak o zaman cehaletten kurtulacaksın. Ancak o zaman şefkat geliştireceksin. Ancak o zaman kalbinin çevresindeki duvarlar inecek. Ancak o zaman, açık bir kalp ile yaşamaya başlayacaksın.</p>
<h3>Cesaret geliştir</h3>
<p>Tüm bu yolda yürümek de cesaret isteyecek. İlginç bir şekilde cesaret kelimesinin yerine kullandığımız kelimelerden biri &quot;yüreklilik&quot;dir. Bu yolda ilerlemek, kendimizle ve dünyayla ilgili hikayelerimizi bırakmak, ve canımızın yanmasını engellemek için kalbimizin çevresine ördüğümüz duvarları yavaş yavaş indirip de açık kalp ile yaşamaya başlamak, büyük cesaret isteyecek. </p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/7BCDDCC0-2A5B-4E3D-BC56-D5A85A9FC278_bebaacbd757956ea33ea49dee8c5827e_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/7BCDDCC0-2A5B-4E3D-BC56-D5A85A9FC278_bebaacbd757956ea33ea49dee8c5827e_1600.jpeg 2x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/7BCDDCC0-2A5B-4E3D-BC56-D5A85A9FC278_bebaacbd757956ea33ea49dee8c5827e_800.jpeg 1x, https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/7BCDDCC0-2A5B-4E3D-BC56-D5A85A9FC278_bebaacbd757956ea33ea49dee8c5827e_1600.jpeg 2x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Cesaret" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/7BCDDCC0-2A5B-4E3D-BC56-D5A85A9FC278_bebaacbd757956ea33ea49dee8c5827e_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Eşim <a target="_blank"  href="https://gulcemberi.com">Aylin Safiye Deniz</a>&#x27;in zamanında çalıştığı öğretmenlerden birisinin dediği gibi &quot;Açık bir kalple yaşamak, kırık bir kalple yaşamaktır&quot;. Artık saklandığımız kopuk&#x27;un kulübesinden çıktığımızda sadece kendi korkumuza, kendi direncimize, kendi incinmişliklerimize, kendi acımıza dokunmayacağız, yukarıda tartıştığımız gibi dünyanın acısına da dokunmak durumunda kalacağız. Ve ancak bu şekilde, buna razı olarak karşımıza çıkan tüm olgularla, tüm gerçekliği ile beraber olarak, kopmadan, kendimizi uyutmadan, hakikatle hakikatin içinde hakikatin farkında olarak yaşayabileceğiz. </p>
<h3>Hiç bir zaman vazgeçme</h3>
<p>Ancak bu yol uzun sürecek&#8230; Bir kerede olmayacak. Tam siz “oluyor, berrak bir zihne, açık bir kalbe ulaşıyorum” derken birden kendinizi en yoğun sislerin, büyük bulanıklıkların içinde, kalbinizi taşlaşmış ve öfke içinde bulacaksınız. İşte böyle bir durumda, umudunuzu kaybetmek yerine yola devam etmeniz, hatta tüm bu deneyime, “işte üzerinde çalışmak için yeni veriler” diyebilmeniz gerekecek. Hem de Kopuk’un kulübesine dönmek gerçekten çok mantıklı gözükürken.</p>
<p>İşte o zaman yolda yürümeye başlayacağız. İşte o zaman zihnimizi eğlendirmek için anlamsız düşünceler ve meşgaleler içinde kaybolmak zorunda kalmayacağız. İşte o zaman kalbimiz, bedenimiz ve zihnimiz gerçek bir çoşkuyla dolayacak, gerçek bir neşeyle dolacak, ve biz kendi içimizden doğan, ve anlayışa dayanan bir halinden memnuniyetin aslında koşulların  bizim istediğimiz gibi sıralanmasına bağlı, bu nedenle geçici, bu nedenle aslında stres verici, ve hiç bir zaman beklentileri tam olarak karşılamayan mutluluktan çok daha yüce bir oluş hali olduğunu kendi deneyimimizle göreceğiz.</p>
<figure class="image regular"><picture style=""><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/2C723015-6930-49A7-A9D3-C4A4E072B716_13b1d4b7861d45fe594750afcc756a54_800.jpeg 1x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/2C723015-6930-49A7-A9D3-C4A4E072B716_13b1d4b7861d45fe594750afcc756a54_800.jpeg 1x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="Aydınlanma yolu" src="https://d2ijz6o5xay1xq.cloudfront.net/account_2375/2C723015-6930-49A7-A9D3-C4A4E072B716_13b1d4b7861d45fe594750afcc756a54_800.jpeg" /></picture></figure>
<p>Biz kulübesinin içinde saklanan o kopuk tarafımızla ilişki kurdukça, ona şefkat gösterdikçe, onu içimizde ve dışımızda bizi zorlayan, rahatsız eden, acı veren, korkutan tüm olgularla yüzleşmek üzere bu şekilde güçlendirdikçe, o çevremize ördüğümüz duvarlara o kadar ihtiyacımız kalmayacak. </p>
<p>O zaman kolaylıkla yaşamımızı lütuflarımızın, hediyelerimizin kutlaması olarak yaşayabileceğiz. Ancak belki de bunun bile ne kadar sadece bizimle, bizim bencil isteklerimizle, bu yüzden de yine haz alma ve gerçeğin tamamına dokunmama çabamızla alakalı olabileceğini göreceğiz. O zaman belki de bunun sadece bir durak olduğunu, belki de yaşamımızı hediyelerimizi vererek, onlardan da vaz geçerek yaşamanın bir kutlama olarak yaşamak olduğunu göreceğiz. İşte biz ancak o zaman Kadim Kalp Yolu’nun öğrencileri olabilir, ve kalp gözümüzü açmak üzere yürümeye başlayabiliriz. </p>
<p><em>İşte yolumuz bu. Benim üzerinde yürümeye çalıştığım yol işte bu. İşte bu yazı dizisinin başında bahsettiğim inzivalara ve diğer çalışmalara bu yüzden katılıyorum. </em></p>
<h4><em>Sunmakta olduğum <strong><a target="_blank"  href="https://marefidelis.com/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-programi/">Güçlü Beden – Berrak Zihin – Açık Kalp programı</a></strong> da sizleri bu yolda yürümek için hazırlamayı amaçlıyor. </em></h4>
<p><em>Umudum bu programı tamamlayanların en azından yaşamlarını istedikleri amaçlara doğru yönlendirebilmek için daha sağlam temeller oluşturmaya başlamaları, hatta mümkünse ve isterlerse benim de üzerinde yürümeye çalıştığım Kadim Kalp Yolu’nun kapısına gelmeleri.</em></p>
<p><em>Yeni grubumuz 11 &#8211; 12 &#8211; 13 Ocak&#x27;ta başlıyor. <a target="_blank"  href="https://marefidelis.com/guclu-beden-acik-kalp-berrak-zihin-programi/">Bu programla ilgili daha detaylı bilgi almak ve programa kayıt olmak için buraya tıklayınız.</a></em></p>
<p><!-- strchf script --><script>        if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};    window.strchfSettings.stats = {url: "https://marefidelis-coaching-consulting.storychief.io/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik?id=318344058&type=2",title: "Açık Bir Kalple Yaşam İçin Farkındalık, Cesaret, Güç... Pratik Öneriler",id: "8f15fe0b-d78e-41e5-802d-b10bb74fcf97"};            (function(d, s, id) {      var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];      if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}      js = d.createElement(s); js.id = id;      js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";      js.async = true;      sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);    }(document, 'script', 'storychief-jssdk'))    </script><!-- End strchf script --></p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik/">Açık Bir Kalple Yaşam İçin Farkındalık, Cesaret, Güç&#8230; Pratik Öneriler</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
