Cesur Sorular’da ilk iki sohbet geride kaldı

Bir süredir zihnimde dolaşan bir niyet vardı: eğitim, gelişim ve insan olma hâli üzerine, hazır cevaplar vermeye çalışmadan, gerçekten düşünebileceğimiz sohbetler yapmak. “Cesur Sorular” biraz da bu niyetle başladı. Beni bilirsiniz, ben “Cesur Sorular” sormayı çok severim. Bu canlı yayın ve podcast serisinde amacımız bu. Ancak amacım davetlilerimle röportaj yapmak değil, karşılıklı olarak birbirimize sorular sorduğumuz, gerçek anlamda “sohbet” ettiğimiz, top atıp tuttuğumuz bir dialog gerçekleştirmek.

Bu amacı besleyen ilk iki canlı yayını yaptık. İlkinde Türkiye’de zihin ve beden gelişiminde en yetkin ve deneyimli isimlerden olan, ülkemizde Dharma çalışmalarının öncülerinden, benim de 15 yıllık öğretmenim olan Cem Şen’le, yetişkinlerin temel meselelerinden yola çıkıp çocukluğa, ebeveynliğe ve eğitime baktık. Sohbetin bende kalan en güçlü yerlerinden biri şuydu: çocuk yetiştirmekle ilgili konuşurken, dönüp dolaşıp yine yetişkine, yani bize geliyoruz. Kendi korkularımız, kendi eksik kalmış evrelerimiz, kendi huzursuzluğumuzla temas etmeden çocuk için doğru olanı tasarlamaya çalışıyoruz. Cem Hoca’nın söylediği gibi, kendimizden başlamayan bir çözüm pek mümkün görünmüyor. Oyun, gelişim evreleri, çocuğa güvenli ama özgür alan açmak, düşüp kalkmayı öğrenmek ve çocuğun kendi yönelimini keşfetmesine zemin hazırlamak bu sohbetin ana damarlarıydı.

İkinci bölümde sevgili dostum, ülkemizde bilim okuryazarlığına en fazla katkıda bulunan kişilerden, ve bilim insanı, akademisyen, yazar, müzisyen ve TV programcısı gibi bir çok mahareti taşıyan Prof. Dr. Sinan Canan’la eğitime biraz daha bilim, öğrenme ve insan davranışı tarafından baktık. Yetkinlik nasıl gelişir, çocuk nasıl öğrenir, okul neyi besler, neyi köreltir gibi soruların etrafında dolaştık. Yapılandırılmamış oyunun önemi, çocuğun doğal gelişimi için güven ihtiyacı, ritüellerin ve yapının yeri, öğretmenin bir “öğrenme lideri” olarak rolü ve okulu yalnızca öğretim yapılan değil, deneyim yaşanan bir yer olarak yeniden düşünme ihtiyacı konuşmanın belirgin izleriydi. Ayrıca hiçbir sistemin mükemmel olmadığı, asıl meselenin “yeterince iyi” ebeveynlik ve daha bilinçli seçimler olduğu duygusu da bu sohbetten bana kalan önemli notlardan biri oldu. Yine de seçebileceğimiz ancak nedense seçmediğimiz, çocuğun ve çocukluğun, çocuk beyninin doğasına uygun bazı sistemlerin bulunduğunun da altını çizdik.

Bu sohbetleri yaparken niyetim bir model savunmak ya da bir doğruyu ilan etmek değil. Daha çok, çocuklara nasıl eşlik ettiğimizle kendi hayatlarımızı nasıl yaşadığımız arasındaki bağı birlikte görmeye çalışmak. Eğitim dediğimiz şeyin sadece okuldan ibaret olmadığını; evde, ilişkide, ritimde, oyunda, korkuyla ilişkimizde, merakla temasımızda şekillendiğini biraz daha berraklaştırmak. Aynı zamanda da çocuklarımız için yaptığımız tercihlerin inandığımız değerlerden mi, yoksa korkularımızdan mı kaynaklandığını, ve her tercihin sonuçlarına da hazır olmamız gerektiğinin altını çizmek.

Önümüzdeki bölümlerde de bu hattı sürdüreceğim. Canlı yayınlara katılmak isterseniz, yeni bölümler için buradan kayıt olabilirsiniz:
Cesur Sorular canlı yayın kayıt sayfası

Geçmiş yayınları izlemek ya da dinlemek isterseniz:
YouTube kanalım
Spotify podcast sayfası

Bu alana ilgi duyduğunuzu hissediyorsanız, birlikte düşünmeye devam edelim.