<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazılar Arşivleri - marefidelis.com</title>
	<atom:link href="https://marefidelis.com/category/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://marefidelis.com/category/yazilar/</link>
	<description>MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Dec 2014 22:12:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.1</generator>
	<item>
		<title>Hava koşulları ile kavga etmenin beklenmedik sonuçları&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/hava-kosullari-ile-kavga-etmenin-beklenmedik-sonuclari/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/hava-kosullari-ile-kavga-etmenin-beklenmedik-sonuclari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2014 22:12:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kurumsal Koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11609</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan, lider, kendini olabileceğinden kendini nasıl ayrı tutar yazı dizimize devam ediyoruz. Bir önceki yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu ilk yazımızda özetle dedik ki: "...Tüm bunların, kontrolün, masumiyetin, garantilerin, adaletin ve en nihayetinde mutlak ve kalıcı tatmin hissinin peşinde koşarken, yaşamda etkin olmak için en önemli şeylerin ellerimizden kaçtığının farkında bile olmuyoruz: sorumluluk ve güç… Başıma ne gelirse  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/hava-kosullari-ile-kavga-etmenin-beklenmedik-sonuclari/">Hava koşulları ile kavga etmenin beklenmedik sonuçları&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, lider, kendini olabileceğinden kendini nasıl ayrı tutar yazı dizimize devam ediyoruz. Bir önceki yazımıza <a title="Herkesin bildiği, ama kimsenin görmek istemediği gerçekler…" href="https://marefidelis.com/herkesin-bildigi-ama-kimsenin-gormek-istemedigi-gercekler/">buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.</a> Bu ilk yazımızda özetle dedik ki:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;Tüm bunların, kontrolün, masumiyetin, garantilerin, adaletin ve en nihayetinde mutlak ve kalıcı tatmin hissinin peşinde koşarken, yaşamda etkin olmak için en önemli şeylerin ellerimizden kaçtığının farkında bile olmuyoruz: sorumluluk ve güç…</p>
<p>Başıma ne gelirse gelsin, kendimi hangi durum ve koşullar altında bulursam bulayım, zihnimde ve kalbimde ne olduğunu belirlemenin, dikkatimi neye vereceğime karar vermemin, eylemlerimi kendimi adadığımı söylediğim değer ve büyük amaçlarıma uygun olarak gerçekleştirmenin sorumluluğu ve gücü… Bu anda ve bu alanda, şimdi ne düşüneceğimin, hissedeceğimin, yapacağımın ve bu şekilde kaderimi etkilemenin sorumluluğu ve gücü… Ve bunu elimizden kaçırmanın ciddi maliyeti var&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p>Çevremizdeki olaylar, olgular, hatta insanların düşünceleri, duyguları ve tabi ki kendi düşüncelerimiz, duygularımız, ister istemez düştüğümüz duygusal tuzaklar, aslında devamlı değişen hava durumu ne kadar kontrolümüz altındaysa o kadar kontrol altında. Biz ne kadar onları kontrol edebileceğimiz yalanı ile yaşasak da, tüm bunlar, değişen koşullarla, kendiliğinden değişiyorlar.</p>
<p>Koşullar uygun olunca geliyorlar.</p>
<p>Koşullar müsaade ettiği kadar kalıyorlar.</p>
<p>Koşullar değiştiği zaman gidiyorlar.</p>
<p>Ve hava tahmini yapmaktaki becerimiz kadar iyi tahmin ediyoruz bu olgular, olaylar, durumlar, insanlar, düşünceler ve duyguları, ve onlardaki değişimleri. Hiç bir zaman tam olarak ne saatte, ne miktarda yağmur yağacağını, ne zaman güneş açacağını, hava sıcaklığının hangi saatte ne olacağını bilemiyoruz, ancak genel olarak kabul edilebilir düzeyde, hayatımızı kolaylaştıracak kadar bir tahmin yapabiliyoruz.</p>
<p>Ve yine de her zaman, bizim kabul etmek isteyeceğimizden çok daha fazla bir oranda sürprizlere açığız. Herhangi bir anda hava durumu hiç beklemediğimiz bir şekilde değişebiliyor ve bizi kışın ortasında güneş altında terlerken veya yazın göbeğinde bir fırtınanın içinde bırakabiliyor. Aynı olaylar, olgular, durumlar, insanlar ve kendi duygu ve düşüncelerimiz gibi.</p>
<p>İşte bunun için de bu değişen olay, olgu, durum, düşünce ve duygularla etkin bir biçimde birlikte olabilmek için yukarıda tanımladığımız &#8220;güce&#8221; ihtiyacımız var. Eğer zamanımızı ve enerjimizi değişen hava durumunu kontrol etmeye harcarsak, işte bu güçten vazgeçmiş oluyoruz. Bu gücü doğru yerde kullanabilmek için de sorumluluk almaya ihtiyacımız var.</p>
<p>Evet, yağmuru biz yağdırmadık. Hiç suçumuz yok&#8230;</p>
<p>Ama ıslanmanın sorumluluğu bizde.</p>
<p>Bunu yapamadığımızda, elimizde olmayan durumları kontrol etmeye kalkıp, güç ve sorumluluğumuzdan vazgeçtiğimizde, yani bizi istediğimiz gibi bir insan, lider, anne baba olmaktan alıkoyan ilk engel olan gerçekçi olmayan arzularımızın kucağına ve kontrolüne kendimizi bıraktığımızda, kaçınılmaz olarak ikinci engelin de tuzağına düşüyoruz: Hayal kırıklığı ve öfke.</p>
<p>Yağmur yağdığı için hayal kırıklığı.</p>
<p>Rüzgar estiği için öfke.</p>
<p>Hava bizim istediğimiz zaman açmadığı için öfke.</p>
<p>Olaylar, olgular, koşullar, ve insanlar, ve özellikle de kendim istediğim gibi olmadığım için öfke, hayal kırıklığı&#8230;</p>
<p>Öfkeyi biz her ne kadar kendi başına bir duygu olarak düşünsek de ardında hep bu hayal kırıklığını, bu acıyı taşıyor. Ve eğer aslında hayallerimiz gerçekçi olmayan beklenti ve arzulara dayanıyorsa, kırılmaları da kaçınılmaz oluyor. Bir yandan bu gerçekçi olmayan beklenti ve arzular yaşamımızı kontrol ederken, öte yandan bunlara ulaşmanın da pek öyle gerçekçi olmadığını da bildiğimiz için öfkemiz çoğu zaman bizi hedeflerimize ulaşmaktan alıkoyduğuna inandığımız kişi, durum, olay ve olgulara yönelik kalıcı bir husumete ve nefrete dönüşebiliyor.</p>
<p>Bu gerçekçi olmayan beklentimiz eğer olduğumuzdan farklı bir kişiye dönüşmekse, bu öfke kendimize de yönelik olabiliyor.</p>
<p>Ve çoğu zaman bu öfke, ister kendimize, ister çevremize, ister olgulara, ister koşullara olsun, yağmur yağdığı için buluta öfkelenmekten de öteye, pek geçemiyor.</p>
<p>Bu sayede gücümüzden bir parça daha vazgeçiyor, aslında yapabileceklerimizden bir adım daha uzaklaşıyoruz&#8230;</p>
<p>Ve üçüncü ve dördüncü engellerimizin kucağına düşüveriyoruz&#8230;</p>
<p>Devamı bir sonraki yazıda&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/hava-kosullari-ile-kavga-etmenin-beklenmedik-sonuclari/">Hava koşulları ile kavga etmenin beklenmedik sonuçları&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/hava-kosullari-ile-kavga-etmenin-beklenmedik-sonuclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atlar, liderlik, vizyon</title>
		<link>https://marefidelis.com/atlar-liderlik-vizyon-politika/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/atlar-liderlik-vizyon-politika/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2014 06:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önümüzdeki günlerde MareFidelis e-dergisinde yayınlanan ve en fazla beğeni alan eski yazıları "MareFidelis Klasikleri" başlığı altında tekrar paylaşmaya devam edeceğiz. Ama bugün yeni bir yazı ile karşınızdayım. Bu yazıda size önce kısa bir hikaye anlatacağım, sonra azıcık liderlikten bahsedeceğim. Kişisel fb sayfamda, konuyu muhalefetin durumuna da bağladığım bir versiyonunu bulabilirsiniz. Önce hikayemiz: Hikayemiz, Eğitmen olarak  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/atlar-liderlik-vizyon-politika/">Atlar, liderlik, vizyon</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Önümüzdeki günlerde MareFidelis e-dergisinde yayınlanan ve en fazla beğeni alan eski yazıları &#8220;MareFidelis Klasikleri&#8221; başlığı altında tekrar paylaşmaya devam edeceğiz. Ama bugün yeni bir yazı ile karşınızdayım. Bu yazıda size önce kısa bir hikaye anlatacağım, sonra azıcık liderlikten bahsedeceğim. Kişisel fb sayfamda, konuyu muhalefetin durumuna da bağladığım bir versiyonunu bulabilirsiniz.</em></p>
<p>Önce hikayemiz: Hikayemiz, Eğitmen olarak görev aldığım Cleveland Gestalt Enstitüsü&#8217;nde bir konuşma yapmak için gelen ve Roadway Reverse Logistics diye bir firmanın CEO olan Joan Starkowski&#8217;den. Bundan yedi sekiz yıl kadar önce tanıştığım Starkowski, firmasında yarattıkları büyük başarının nedenlerini, bir kaç yıl önce gittiği bir liderlik eğitimde öğrendiği çok kritik bir şeye bağlıyor.</p>
<p>Anlattığına göre yıllarca insanları bir yerlere sürüklemek için çabalayıp durduktan sonra, son dönemde gitgide yayılmaya başlayan atların duyarlılıklarından faydanılanan liderlik eğitimlerinden birine gitmiş. Bu eğitimde kendisi gibi üst düzey yöneticilerden oluşan grup, önce sınıfta atlar hakkında bilgilendirilmişler: Bir atı bir yerden bir yere götürebilmek için, gidilecek yerin resminin zihinde tutulması gerektiğini öğrenmişler örneğin. Daha sonra eğitmenler gözetiminde atlarla tanıştırılmışlar, çeşitli egzersizlerden sonra da ufak ufak atlara binmeyi öğrenmişler.</p>
<p>Joan&#8217;a Zeus adlı, irice bir at düşmüş. Dizginleri eline aldıktan sonra, eğitmenlerin gözetiminde çitle çevrili daire kum alanda yavaş yavaş atıyla dönmeye başlamışlar. Tam Zeus&#8217;la kurduğu bu yeni ilişkiye alışıp, idarenin elinde olduğuna güvenerek artık gevşeyecekken birden Joan&#8217;ın gözü paralel gitmekte oldukları çite takılmış. O tarafındaki bacağının bir kaç hafta önce alçıda yeni çıkmış olmasının da verdiği tedirginlik de sayesinde, sanki gitgide çite yaklaşıyorlarmış gibi gelmiş Joan&#8217;e. Ve gözlerini çite dikmiş ve içinden “sakın çite gitme… sakın çite gitme” diye geçirmeye başlamış. Bu sefer Zeus gerçekten çite yaklaşmaya başlamış. Joan daha da endişelenmiş, gözlerini çitten alamayarak. Ve en sonunda Zeus, Joan&#8217;ın bacağını, çitle kendisi arasına sıkıştırmış…</p>
<p>Diyor ki Joan Starkowski, &#8220;ben o zaman anladım, &#8216;nereye gitmek istiyorsan zihninde oranın resmini tut&#8217;un ne anlama geldiğini… Ve farkettim ki ben yaşamım boyunca kendime, çalışanlarıma, çocuklarıma hep ne istemiyorsam onu söylemişim, o resimleri vermişim zihinlerine: Aman hedefin gerisinde kalmayın… Aman yaramazlık yapmayın… Aman sakın geç kalmayayım… Ve bu yüzden tüm yaşamım çitlere doğru giden atların yularına asılarak onların yönlenlerini değiştirmeye çalışmakla geçmiş, bir yandan çitten başka bir şey göremezken… Ve bacağımı çite sıkıştırdılar diye hep onları suçlamışım, bunun en büyük nedeni benim tutumumken…”</p>
<p>Ata binmeye gerek yok. Arabanızla giderken gözünüzü gitmek istediğiniz yere değil de karşıdan gelen kamyona dikip ayırmazsanız bakın ne oluyor! (Aman sakın yapmayın! Ben ne olduğunu söyleyeyim:) Doğrudan kamyona doğru gitmekten başka bir şey yapamayacağınızı göreceksiniz. İnsanoğlu, böyle kablolanmış; biz gözümüzü diktiğimiz şeye, neyin resmini zihnimizde tutuyorsak ona doğru gidiyoruz. Eğer gitmek istediğimiz bir yer varsa, bu resim netse, ve temel odak noktamız olarak bu resmi tutuyorsak zihnimizde, gözümüzün önünde; ona doğru ilerliyoruz. Bunda ezoterik bir şey yok. Biyolojik olarak süreç böyle işliyor. Eğer bir resmimiz yoksa, veya olsa bile biz daha çok engellere, çitlere odaklanıyorsak, gözümüz sadece onları görüyorsa, onlara doğru gidiyoruz.</p>
<p><em>Gelelim liderlikle ilgili kısmına.</em> Liderin birinci görevi nereye gitmek istediği, kurumunu, organizayonunu, ekibini, kendini nereye götürmek istediği konusunda net resimler belirlemek, ve bu net resimlerin her zaman ekibinin ve kendisinin gözününde olmasını, en önemli şey olmasını sağlamak. Ancak maalesef bir çok liderin ne gidilecek yer hakkında net bir fikri var, ne de ekibine herhangi bir gelecek resmi gösterebiliyor. Daha çok çitlerle uğraşıyor gibi gözüküyor maalesef liderlerimiz. En iyi ihtimalle gündelik işlerine odaklanmış durumda, onların da sadece hatasız yürütülmesi en büyük odakları. Bu da kolaylıkla tüm ekibin dikkatini engellere, çitlere odaklayabiliyor, çitlere toslamasak bile, ekipte genel bir anlamsızlık hissi yaratabiliyor. Hatta ekiplerine, kurumlarına koydukları rakamsal hedefler bile birer çite dönüşebiliyor kolaylıkla: Anlamlı bir gelecek resmine bağlanmayan rakamsal hedefler, “aman ha gerisinde kalmayalım” şeklinde çit haline geliyorlar. Bu açıdan liderin birincil görevi, ekibin, şirketin, partisinin, ülkesinin anlam haritasını yönetmek.</p>
<p><i>Düşünsenize, bakkala gidip de &#8220;bakkal amca bana sakın ekmek verme&#8221; derseniz, bakkal amca ne yapabilir? </i></p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/atlar-liderlik-vizyon-politika/">Atlar, liderlik, vizyon</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/atlar-liderlik-vizyon-politika/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündeme devam: Kalıcı toplumsal barış için kişisel eylem planı</title>
		<link>https://marefidelis.com/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 14:55:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kurumsalkocluk.wordpress.com/2013/06/24/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>FB'da paylaştığım bir yazı daha... Tabi ki bu yazıda yazılanları siz kendi ailenize, silolara ayrılmış  şirketinize, takımınıza, içinde çatışma olan herhangi bir sosyal yapıya uyarlamakta serbestsiniz! :) İkinci baskı olanlardan bir kere daha özür...   Kalıcı toplumsal barış için kişisel eylem planı 1. Unutmayın ki iki tarafın birbirine karşı öfkesi ve korkusu, sistemin bizi yönetmek  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/">Gündeme devam: Kalıcı toplumsal barış için kişisel eylem planı</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>FB&#8217;da paylaştığım bir yazı daha&#8230; Tabi ki bu yazıda yazılanları siz kendi ailenize, silolara ayrılmış  şirketinize, takımınıza, içinde çatışma olan herhangi bir sosyal yapıya uyarlamakta serbestsiniz! :) İkinci baskı olanlardan bir kere daha özür&#8230;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalıcı toplumsal barış için kişisel eylem planı</p>
<p>1. Unutmayın ki iki tarafın birbirine karşı öfkesi ve korkusu, sistemin bizi yönetmek için kullandığı en önemli araç. Sosyal medyada karşıt gördüğünüz taraf hakkında aşağılayıcı, küçümseyici, tehditkar her türlü yazıyı, gönderiyi yaymayı bırakın. Kesinlikle karşı tarafta tepki yaratacak, korkutacak, öfkelendirecek şeyleri yaymayın, yazmayın.&#8221;&#8230;&#8230;&#8221;&#8216;nın askerleriyiz derken aslında sistemin askeri haline geldiğinizi fark edin. Kimsenin askeri olmayın, özgürlük, barış ve kardeşliğin temsilcisi olun. Sadece kendi özgürlüğünüzün değil, herkesin özgürlüğünün savaşçısı olun.</p>
<p>2. Aynı şekilde bizim gibi düşünen insanların arasında da birbirimizi diğer kesime karşı doldurmayı bırakalım. Toplumsal barış için ne yapabiliriz&#8217;i konuşalım, karşı tarafı daha iyi nasıl anlarız, anladığımızı nasıl gösteririz, ve ona nasıl kendimizi anlatabiliriz&#8217;i konuşalım, sistemin böl ve yönet taktiğini, bizi tüketime bağımlı kılarak tutsak etme taktiğini nasıl aşarız&#8217;ı konuşalım, nasıl birbirimizden korkmamayı öğrenebilir ve böylece sistemin işini bozarızı konuşalım ama &#8220;onlar&#8221;ın ne kadar kötü ve &#8220;biz&#8221;im ne kadar iyi olduğumuzu konuşmayı bırakalım.</p>
<p>3. Bunların aksini karşı taraftan (ve kendi aramızdan da) görmeye devam edeceğimizi bilelim. Tabi ki saldıracaklar, bizi aşağılayan cümleler kuracaklar, bazen tehdit edecekler. Hiç bir şekilde aynı şekilde karşılık verme. Sen hakaret etme. &#8220;Asıl sen&#8230;&#8221; deme. Onlara &#8220;bak işte haklıymışım, bunlar bizi yaşatmaz&#8221; dedirtme. Eğer illa yanıt vereceksen, &#8220;öfkeni anlıyorum kardeşim&#8221; de. &#8220;Ben de öfkeliyim, umarım sen de beni anlarsın&#8221; de. Yine hakaret ederse, yine aynı şeyi de. Kendini, haklılığını anlatmaya çalışma. Onun haksız, geri zekalı, geri kafalı, yanlış düşünen, vb. olduğunu ona kanıtlamaya çalışma. Onun seni neden haksız, geri zekalı, geri kafalı, yanlış vb. olarak gördüğünü anlamaya çalış, eğer istersen. Muhtemelen yine tehditle veya hakaretle de karşılaşabilirsin, ama aksine seni şaşırtabilecekleri duruma da hazırlıklı ol. Ama denemek, en azından senin daha iyi bilgilenmeni sağlar, ilerisi için.</p>
<p>4. Karşı taraf hakkında söyleyeceğin her sözün ardına &#8220;aynen benim gibi&#8221; demeyi dene. &#8220;Çok öfkeli lan bu herifler!&#8230; Aynı benim gibi&#8230; Kendi fikirlerinden başkasını doğru kabul edemiyorlar&#8230; Aynı benim gibi&#8230; Çok kibirliler&#8230; Aynı benim gibi&#8230; Bize tepeden bakıyorlar&#8230; Aynen bizim de onlara yaptığımız gibi&#8230;&#8221;. Her zaman doğru olmayacak dediğin, ama şaşırtıcı bir oranla doğru olacak.</p>
<p>5. Hiç senin gibi düşünmeyen, inanmayan insanlardan arkadaşın var mı? Hiç böyle biri ile uzunca bir süre, sadece sohbet ederek geçirdin mi? Beraber sosyal ortamlarda, arkadaşça bulundun mu? Onlara siyasal fikirlerini veya inançlarını empoze etmeye çalışmadan veya onların inanç ve fikirlerini dışından veya içinden aşağılamadan zaman geçirdin mi? Bunun yollarını araştır. &#8220;Karşı&#8221; dediğin kesimden arkadaşlar edinmek için elinden geleni yap. Bir komşun varsa ziyarete git. Aynı meslekten olan kişileri kahveye, yemeğe davet et. Ve bu buluşmalarda kesinlikle fikir tartışmasına girme. Hatta nasıl bir araya gelebiliriz gibi konulardan bile bahsetme. Kendinden, yaşamındaki zorluklardan, umutlarından, hayallerinden, endişelerinden bahset. Onunkileri sor. Hayallerini öğren. Çocuklarının resmini göster. Onlarınkileri gör. Eğer hoşunuza giderse, ki büyük ihtimalle gider, düzenli, hatta ailecek görüşmeyi dene.</p>
<p>6. Düşün. Beyin fırtınası yap. Çevreni etkile. İnsanları dinle. Öncülük yap. &#8220;Karşı&#8221; dediğimiz tarafla ortaklığımızı bulamazsak, aslında benzer hayalleri olan, yaşamdan mutluluk, huzur, güvence, yaşam hakkında ve değerlerine saygı, ve bunların geleceği ile ilgili güvence isteyen, sevmek ve sevilmek isteyen insanlar olduğumuzu, bölünmüşlüğümüzün bizi sistemin askerleri haline getirdiğini anlamazsak, &#8230;. (sanırım cümleyi siz de tamamlayabilirsiniz).</p>
<p>7. Bu listeyi istediğin gibi uzat. Tek şeye dikkat et, önerilerin anlamaya ve köprüler kurmaya yönelik olsun, karşı tarafı adam etmeye değil&#8230; Bu mesaja yanıt vererek fikirlerini paylaş.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/">Gündeme devam: Kalıcı toplumsal barış için kişisel eylem planı</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/gundeme-devam-kalici-toplumsal-baris-icin-kisisel-eylem-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündem hakkında yazılara devam: Merhaba</title>
		<link>https://marefidelis.com/gundem-hakkinda-yazilara-devam-merhaba/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/gundem-hakkinda-yazilara-devam-merhaba/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 14:49:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kurumsalkocluk.wordpress.com/?p=168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önce belirttiğim gibi FB'da paylaştığım gündemle ilgili yazılardan bizim konularımızla da alakalı olanları burada toparlıyorum. İkinci baskı olanlardan şimdiden özür... Bu yazıyı 8 Haziran'da paylaşmışım.   Merhaba.... Hayal kurmaya devam ediyorum, ve kalbimin, gönlümün kapılarını, pencerelerini açıp sonuna kadar bakıyorum, son olaylarla birlikte, Türkiye'de olanlara. İçimdeki korkak taraf, umutsuz taraf, bu yüzden de baskıcı  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/gundem-hakkinda-yazilara-devam-merhaba/">Gündem hakkında yazılara devam: Merhaba</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Daha önce belirttiğim gibi FB&#8217;da paylaştığım gündemle ilgili yazılardan bizim konularımızla da alakalı olanları burada toparlıyorum. İkinci baskı olanlardan şimdiden özür&#8230; Bu yazıyı 8 Haziran&#8217;da paylaşmışım.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Merhaba&#8230;.</p>
<p>Hayal kurmaya devam ediyorum, ve kalbimin, gönlümün kapılarını, pencerelerini açıp sonuna kadar bakıyorum, son olaylarla birlikte, Türkiye&#8217;de olanlara. İçimdeki korkak taraf, umutsuz taraf, bu yüzden de baskıcı taraf, ne saçmalıyorsun Dost diyor, herkes, her düşünceden, senle dalga geçecek diyor. Ben de bu yazımı kendi içimdeki korku odaklarına karşı direnişimin bir manifestosu olarak <a href="https://www.facebook.com/hashtag/direndost">#direndost</a> altında yayımlıyorum! <i></i></p>
<p>&#8211; Merhaba muhafazakar kardeşim.<br />
&#8211; Merhaba çapulcu birader.<br />
&#8211; Nasılsın bu aralar?<br />
&#8211; Endişeliyim. Biraz da öfkeli. Anlaşılmamış hissediyorum. Ayrıca bu hareketin sonunda benim yaşam hakkıma, değerlerime, yaşam tarzıma karşı bir mücadeleye dönüşeceğinden endişeleniyorum. Yine benim inancıma saygısızlığa, hakarete dönüşecek bunlar, dönüştü bile. Yine beni dışlayacak, kabul etmeyecek bu kesim. Belli bir şekilde yaşamayınca, belli bir şekilde düşünmeyince, belli bir şekilde giyinmeyince beni adam yerine koymayacak, aşağılayan, tepeden bakan şekilde yaklaşacak, okula, işe almayacak bir düşüncenin tekrar güç kazanmasından korkuyorum. Endişem bu. Ve bunun daha önce olduğu zamanlar aklımda, hala öfkeliyim. Sana kızgınım, senden korkuyorum, sana karşı kibrim bundandır. Bunun bir daha başıma gelmesine izin vermemeye de kararlıyım. Sen nasılsın?<br />
&#8211; Abi ben senin bu endişelerinin aynısını yaşadığım için buradayım. Yaşam tarzıma müdahale edildiğini, değerlerimin, benim için önemli olan şeylerin ayaklar altına alındığını hissediyorum. Korkuyorum, çünkü benim için çok önemli olan kendi istediğim şekilde yaşamak, kendi kimlik tanımımı yapmak, istediğim şekilde düşünmek ve bu düşüncelerimi savunmak özgürlüğüm sanki gün be gün elimden gidiyor, ve daha da gidecek gibi gözüküyor. Bana kibirle yaklaşıldığını, benim görmezden gelindiğimi, sesimin duyulmadığını hissediyorum, ve ben de öfkeliyim, ben de korkuyorum. Ben de çağlar boyu bazı düşüncelerin benim özgürlüğümü kısıtladığını, bu düşünce ve inanç sistemlerinin özellikle ben özgürleşmeye kalktığımda beni bazen şiddeti de kullanarak baskıladığını bildiğim için ben de öfkeliyim kardeşim.<br />
&#8211; Ama kardeşim ben haklıyım ya. Yıllar yılı bunlar bana yapılmadı mı? Ben mağdurum kardeşim.<br />
&#8211; Haklısın da kardeşim, ben de haksız mıyım? Benim söylediklerim de doğru değil mi bir yerde? Benim de mağduriyetim yok mu.<br />
&#8211; Ne ilginç değil mi? İkimiz de mağdur hissediyoruz.<br />
&#8211; Çok ilginç. Bert Hellinger ne demiş biliyor musun?<br />
&#8211; Ne demiş?<br />
&#8211; &#8220;Tarihte en büyük kötülükleri, kendilerini mağdur hisseden yapmışlardır.&#8221;<br />
&#8211; Hmmm&#8230; Len ne güzel söylemiş adam&#8230;<br />
&#8211; Değil mi?<br />
(iki taraf da düşünceli düşünceli biraz sessiz kalırlar&#8230;)<br />
&#8211; Baba sen ne istiyorsun? Söyle bana.<br />
&#8211; Ne isteyim. Mutlu olmak istiyorum. Nasıl düşüneceğime, nasıl davranacağıma, nasıl yaşayacağıma, ben kimsenin özgürlük sınırına girmediğim sürece müdahale etmesin istiyorum kardeşim. Çocuklarımın geleceğinin ve onların da gelecekteki düşünce, inanç, ve gönüllerinin özgür olabilmesini istiyorum. Bana düşündüklerim, inançlarım, yaşam tarzım, giyinişim yüzünden kimse tepeden bakmasın, yargılamasın, haklardan mahrum bırakmasın istiyorum. Korkmadan yaşamak istiyorum. Sen ne istiyorsun kardeşim?<br />
&#8211; Ben de aynısını istiyorum be! Mutlu olmak istiyorum. Nasıl düşüneceğime, nasıl davranacağıma, nasıl yaşayacağıma, ben kimsenin özgürlük sınırına girmediğim sürece müdahale etmesin istiyorum kardeşim. Çocuklarımın geleceğinin ve onların da gelecekteki düşünce, inanç, ve gönüllerinin özgür olabilmesini istiyorum. Bana düşündüklerim, inançlarım, yaşam tarzım, giyinişim yüzünden kimse tepeden bakmasın, yargılamasın, haklardan mahrum bırakmasın istiyorum. Korkmadan yaşamak istiyorum.<br />
&#8211; Tamam güzel diyorsun da, ben seni bıraksam, izin versem, benim elimden bu hakları direkt alırsın. Sana güvenmiyorum.<br />
&#8211; Asıl ben sana güvenmiyorum be! Tüm düşünce tarzın bana karşı. Ben izin versem, direkt silersin beni, ben sana güvenmiyorum asıl. Yapmaz mısın?<br />
&#8211; (Durup düşünür, içine bakar) Yapmam demek yalan olur. Ama bir sor neden yaparım: Çünkü aynısını senin bana yapacağından korkuyorum. Sen yapmaz mısın sanki!<br />
&#8211; (O da düşünür, bir süre.) Ben de yapabilirim sanırım. Kötü bir insan olduğum için değil, senin aynısını bana yapmanı engellemek için. Ben iyi bir insanım.<br />
&#8211; E ben de iyi bir insanım. Çocuklarımı, hayvanları, doğayı seviyorum.<br />
&#8211; Ben de.<br />
(Bir süre daha sessizlik)<br />
&#8211; İkimizin de aynı şeylerden korkması, birbirine güvenmemesi ne kadar ilginç değil mi?<br />
&#8211; Öyle. Gerçekten öyle.<br />
&#8211; Bir şey fark ediyorum. Bu korkuyu, bu güvensizliği kullanarak, bizi nasıl kullanıyorlar be kardeşim. Her ikimizin de mağduriyet hissi ile bizi nasıl biliyorlar, ve yeni mağduriyetler yaratıyorlar. Nasıl koyun gibi güdüyorlar ikimizi de, nasıl istediklerini yaptırıyorlar.<br />
&#8211; Kendi menfaatleri uğruna, böl ve yönet&#8230; Gerçekten de öyle. İçimden asıl sizi kullanıyorlar demek isteyen, korkan, kendisini öyle görmek istemeyen bir taraf var ama, sen de muhtemelen benim için aynısını söyleyeceksin, aynısını düşüneceksin.<br />
(sessizlik)<br />
&#8211; Eee, naapcaz şimdi. Ben sıkıldım bu kavgadan. Tam da bir şeyler diğer açılardan iyi gitmeye başlıyor gibiydi.<br />
&#8211; Ben de sıkıldım. Ben sadece huzur ve özgürlük istiyorum.<br />
&#8211; Ben de&#8230;<br />
&#8211; Ya şu çocuklar ilginç. Tabi ki gösteri ve mesaj içeriyor ama, şu Cuma namazını Taksim meydanında kılanların başında nöbet tutmuşlar ya.<br />
&#8211; Evet, gördüm. Hoşuma gitmedi desem yalan olur.<br />
&#8211; Düşünsene, bu ülkedeki herkes, bu güveni verebilse, karşı tarafın inancının, yaşam stilinin bekçisi olma görevini canı gönülden yüklense ve buna da inandırabilse karşı tarafı.<br />
&#8211; Farkında mısın, o çocuklar haşa huzurdan, o namazın ve namaz kılanların bir nöbetçiye, bir bekçiye ihtiyaçları olduğu için nöbet tutmadılar. İnanan kendi namazını, inancını koruyabileceğini gösterdi zaten. Onlar kendi içlerindeki uç görüşlere karşı, provokasyonlara karşı, yarattıkları bu şeyi baltalayabilecek kendi içlerindeki baskıcı, aşırı, anlayışsız, tamir edilemeyecek kadar korkmuş, başka hesapları olan veya antidemokratik güçlere karşı nöbet tuttular.<br />
&#8211; Evet, yoksa bu nöbeti öyle kuru saygıdan tutmamak, bu saygı sorgulanabilir, çünkü sen de ben de düşüncemizin, inancımızın daha iyi olduğunu düşünmesek inanmayız.<br />
&#8211; Doğru, birbirimizi anladık diye düşüncelerimizden ve inancımızdan vaz geçecek değiliz.<br />
&#8211; Evet, olayın sırrı şurada: benim huzurlu, korkmadan, güvende ve özgür yaşamamın tek yolunun, senin de huzurlu, korkmadan, güvende ve özgür yaşamandan geçtiğini anlamak ve bunun için de o nöbeti tutmak. Sağduyudan dolayı tutmak. Senin yaşam tarzının değil sadece, kendi yaşam tarzımın da nöbetini tutmak, seni korurken.<br />
&#8211; Olum ne korku kalır ne bir şey böyle bir şey olsa&#8230; Ama hala güvenemiyorum, sen iyi güzel hoş diyorsun da, seninkilerin arasında öyle uçlar var ki, nasıl anlatacaz onlara bunları?<br />
&#8211; Aynen seninkilerin arasında da olduğu gibi. Onun için tutacağız zaten bu nöbeti, içimizdeki o tamir edilemeyecek kadar korkan, güvensiz, veya aşırı güçlere karşı. Senle benim, her iki grupta da çoğunluk olduğu umudum var.<br />
&#8211; Ben de umuyorum birader, ben de. Bir de, lütfen şu sen ben lafını bırakalım mı?<br />
&#8211; Bırakalım, ama farklı görüşlerimiz ve inançlarımız olduğunu unutmadan. Çünkü şimdiye kadar bu laf, biz biriz, kardeşiz, hepimiz aynıyız lafları, bir görüş, bir topluluk veya inancı asimile etmek ve ortadan kaldırmak için kullanıldı.<br />
&#8211; Haklısın. Biz beraberiz ve farklı görüşlerimiz var. Ancak amaçlar, ihtiyaçlarda hem fikiriz. Doğru.<br />
&#8211; Zor olacak birader, ama denemeye değer.<br />
&#8211; Bence de. Deneyelim. Ve ne olur, bunun aksine bir olay olduğunda, tekrar karşı tarafa bilenmeden önce biraya gelip bir konuşalım.<br />
&#8211; Aklıma &#8220;Merhaba&#8221; kelimesi geldi. Bilirsin değil mi, anlamı &#8220;benden sana zarar gelmez&#8221; demekmiş.<br />
&#8211; Bilirim kardeşim.<br />
&#8211; Merhaba kardeşim.<br />
&#8211; Merhaba kardeşim.</p>
<p>Bu diyalog gerçekten yaşanmadı. Tamamen &#8220;hayali&#8221; bir diyalog. Ama her iki tarafı temsil eden basın organlarını, köşe yazılarını okumaya başladığımda, bu diyaloğun habercilerini duymak beni mutlu ediyor, umutlandırıyor. Ah keşke, keşke bunu hayata geçirebilsek, ve ileri demokrasinin gerçekten ne olduğunu tüm dünyaya gösterebilsek.</p>
<p>Ve farkında mısınız, yukarıdaki senaryodaki ilk sessizlikten sonra, hangi lafı kimin dediği, belli değil&#8230;</p>
<p>Merhaba millet!</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/gundem-hakkinda-yazilara-devam-merhaba/">Gündem hakkında yazılara devam: Merhaba</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/gundem-hakkinda-yazilara-devam-merhaba/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Post &#8211; modern, çoğulcu, katılımcı eylem&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2013 20:46:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kurumsalkocluk.wordpress.com/?p=150</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arkadaşlar merhaba, Son dönemdeki olaylar, hepimizin gündemini belirliyor. O açıdan bu blogda, aslında sistemleri yönetmekle de doğrudan alakalı olan, ancak ülkenin gündemi ile ilgili son iki haftada facebook'ta paylaştığım yazılarımı paylaşıyor olacağım. Umarım keyif alırsınız. Ben bir kurumsal danışmanım. İşimin bir tarafı da, şirketler gibi sosyal sistemlerin nasıl işlediğini, herhangi bir anda bir sistemde aslında  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/">Post &#8211; modern, çoğulcu, katılımcı eylem&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşlar merhaba,</p>
<p>Son dönemdeki olaylar, hepimizin gündemini belirliyor. O açıdan bu blogda, aslında sistemleri yönetmekle de doğrudan alakalı olan, ancak ülkenin gündemi ile ilgili son iki haftada facebook&#8217;ta paylaştığım yazılarımı paylaşıyor olacağım. Umarım keyif alırsınız.</p>
<p>Ben bir kurumsal danışmanım. İşimin bir tarafı da, şirketler gibi sosyal sistemlerin nasıl işlediğini, herhangi bir anda bir sistemde aslında ne olduğunu, neden olduğunu analiz etmeleri için bu sistemlerin liderlerine destek olmak. Çünkü gerçekten ne olduğunu derinden anlamadan yapacağınız her eylem, sizi almak istediğiniz sonuçlardan daha da uzaklara atabilir. Bu olaylara da azıcık haddimi aşıp bu gözle, sistem düşüncesi, düşünce sistemleri gözüyle bakayım, düşüneyim dedim. Zaman geçip olaylar geliştikçe veya düşünüşüm derinleştikçe değiştirme hakkını saklı tutarak, analizim şöyle:</p>
<p>Bu tam anlamı ile bir &#8220;post-modern&#8221;, çoğulcu eylem. Sadece post modernliğin değer sisteminde yer alan çevreci bir hareketle başladığı için değil.</p>
<p>Bir lider yok. Eylem, senin benim gibi insanların tamamen kendi karar ve erkleri ile, kendi başlarına ama birlikte hareket etmelerinden oluşuyor. Dolayısıyla bir örgüt yok. Bir örgütlenme yok. İnsanları kimse örgütlemiyor. Sosyal medya üzerinden haber alanlar, bu eylemlere katılmaya kendi başlarına karar veriyorlar, veya küçük gruplar halinde hareket ediyorlar.</p>
<p>Bir plan yok. Bir strateji yok. Her şey kendiliğinden oluyor, oluşuyor, ilerliyor. Eski, modern ve geleneksel sistemler devre dışı kaldılar veya kendilerini devre dışı bıraktılar. Medya gibi. Onun yerinde post-modernizmin, çoğulculuğun, katılımcılığın en önemli sembolü olan sosyal medya yönlendiriyor hareketi. Yani herkes tek başına ve birlikte yönlendiriyor ve yönlendiriliyor.</p>
<p>Hatta geleneksel anlamda bir talep bile yok. Onun için bir lider, daha önceden planladığı gibi, belli bir amaca ulaşıp bir çöp konteynerinin üzerine çıkıp da daha önceden yazdığı 12 maddelik talepler listesini içeren basın bildirisini okumuyor. Bu eylemin tek talebi, bu ve benzeri eylemleri, kendi istediklerini yapabilme özgürlüğünü elinde tutmak. Yani eylemin talebi ve amacı, bir yerde eylemin kendisi. Eylemleri ve eylemcileri güçlü kılan da bu. Katılımcıların bir beklentileri yok, canlarının acımasına, gaz yemeye razılar, ve bu eylemleri yapabilmek, kendi kaderini, kendi itiraz edebilme hakkını, kendi istediğini yapabilme özgürlüğünü elinde tutmak dışında bir talepleri yok. Kendi post – modern değerlerine göre yaşayabilmek istiyorlar sadece.</p>
<p>Ve katılımcılar: benim tanıdıklarım arasında Genel Müdürler, üstü düzey yöneticiler, grafik sanatçıları, danışmanlar, profesyoneller, şirket sahipleri, vs. yani kaybedecek çok şeyleri olan insanlar var, öğrencilerle, gençlerle, bizim kapıcının oğlu ile birlikte. Ve bu insanlar, uzun zamandır ilk defa, kaybedecekleri şeylerin ne kadar büyük olabileceğini anlatan iç seslerine ve korkularına kulak asmadan katılıyorlar, haber alma özgürlüklerini, itiraz edebilme özgürlüklerini, kendi tercihlerini yapabilme özgürlüklerini elde tutabilmek için. Çoğu daha önce hiç bir eyleme katılmamışlar, belki kavga bile etmemişler.</p>
<p>Eylemcilerin ruh halini, duruşunu en iyi anlatan, Duman grubunun şarkısı: Biberine gazına, copuna sopasına &#8220;eyvallah&#8221;.</p>
<p>Bu eylem, post modern bir eylem, çünkü eylemciler hiç bir kimliğin altına sığınmak da istemiyor, ne CHP, ne başka bir parti, ne Kemalizm, ne sağ, ne sol, hiç kimsenin hareketi sahiplenmesine de izin vermiyorlar. Eylem, zaten buna karşı, benim kim olduğumu benden başka hiç kimse tanımlayamaz. Sadece kendisi için değil. Herkesin de kendi kendini tanımlama hakkı için de sokakta eylemciler. Herhangi birisinin dışlanmasına da müsaade etmiyorlar. Sağı solu, Kürdü Türkü, FBsi, GSsi, BJKsi, hepsini kucaklıyorlar. Tek kabul etmedikleri totaliter, tek başına her istediğini yapan ve kendilerine ne yapacaklarını söyleyen bir yönetim.</p>
<p>Bu açıdan bakarsak, bu aynı zamanda bir &#8220;ergen&#8221; eylem. Bu, Türk Halkı&#8217;nın, en azından bir kesiminin, otoriter babasının her dediğini yapan, onun kendisi için hayallerine ulaşmaya çalışan, ve ondan gölgesi gibi korkan, küçük çocuk bilincinden çıkıp ilk defa ergenliğe doğru uzandığı eylem. Ben de bir bireyim, kendi kimliğimi kendim tanımlarım, istediğimi yaparım, bana ne yapacağımı ve kim olduğumu kimse söyleyemez. Bu hareket duyulmadıklarını, bir birey olarak görülmediklerini, isteklerinin ve değerlerinin önemsenmediğini hisseden ve bir şekilde, ne şekilde olursa olsun kaale alındıklarını, adam yerine konduklarını, kararlara ve kaderlerine etkileri olduğunu hissetmek isteyen her yaştan öfkeli gençlerin eylemi.</p>
<p>Ergenlik, yetişkinliğe geçiş için çok ama çok önemli bir dönem. Ergenliğini gerektiği gibi yaşayamayan kimse, gerçek anlamda yetişkin olamaz. Ancak yine ergenlik, doğası gereği çok fazla enerji ve bir çok riskler içerir, kaybolmak işten bile değildir. Eğer bu grubun öfkesi şiddete, vandalizme kayarsa bu risklerden önemli bir tanesi gerçekleşecek. Buna yönelik işaretler maalesef var. Diğer bir risk, kötü arkadaşlar edinmek, yani aslında özünde hareketin post – modern, kendi zihnini ve yüreğini hiç bir düşünce sistemine esir tutmak istemeyen doğasından çıkıp, yukarıda saydığım kimliklerden herhangi birine, özellikle de şiddet yanlısı olanlarına teslim olmak. Bir diğeri, bu hareketin bütün anlamının kendi değerleri ve başka tüm değerler için saygı isteyen doğasını unutup, toplumun bir bölümünü, bir düşünce ve inanç sistemini düşman ilan etmek. Aslında kibirlilikle savaşırken kendi kibrine yenik düşmek. Eğer bu olursa, olaylar çirkinleşebilir. Bu kökü yeşilde olan, post – modern, çoğulcu, organik bir hareket, o ergen masumiyeti ve romantizmi ile birlikte. Bu hareketin başına gelebilecek en iyi şey, sağlıklı bir yetişkin olmaya doğru yönelmesi ve olgunlaşması, bunun getireceği tüm sorumlulukları da üstlenerek. Umarım tüm bu tuzaklardan elinden geldiğince uzak durmayı becerir bu hareket.</p>
<p>Ve yöneticiler, o otoriter baba gibi davranmaya devam ederlerse, aynı asi ergenlerin verdikleri tepkileri vermeye, onlar gibi işi daha da azıtmaya devam edecekler, ve belki de onları bu tuzaklara itmeye devam edecekler, aynı anlayışsız ebeveynlerin yaptığı gibi.</p>
<p>Ve eylemciler, ister meydanlarda olsunlar, ister kornalarını çalıyor olsunlar, ister tencere tava vuruyor olsunlar, isterse de sosyal medyanın başında, belki de hayatlarında ilk defa, hiç hissetmedikleri kadar &#8220;yaşıyor&#8221; hissediyorlar. Şantajlara boyun eğmedikleri için. Kendi değer sistemlerine, o post-modern/çoğulcu değer sistemlerine uygun şekilde davrandıkları için.</p>
<p>Bu, yöneticilerin daha önce gördükleri, bildikleri, anladıkları eylemlerden çok farklı. Bu tip olaylara tipik yanıt verme şekilleri, bu olayları başlatan, büyüten şey. Eğer ne olduğunu gerçekten anlamazlarsa, olay daha da kötüye gidecek. Lideri olmayan, örgütü olmayan, planı olmayan, bir korkusu olmayan, ve bu eylemi yapabilme özgürlüğü dışında bir talebi olmayan, hayatlarında ilk defa yaşıyor hisseden her yaştan ergenlerden oluşan bir hareketi, nasıl kontrol edecek, neyle durduracaksın? Nasıl ulaşacaksın?</p>
<p>Aynen gerçek ergenlere de nasıl ulaşabilirsen. Ne olduğunu, gerçekten bu insanların ne istediğini, neden meydanlarda olduklarını anlayarak. Her şeyin en doğrusunu ve şimdi de ne olduğunu bildiğin varsayımını bırakarak. Dinleyerek, dikkatle, anlayarak, ve anladığını göstererek. Bu grubun istek, arzu ve düşüncelerine, özgürlüklerine önem verdiğini davranışlarınla sergileyerek.</p>
<p>Dün bu yazının İngilizce &#8216;sini yayınladığımda, bir arkadaştan şu yorum geldi: &#8220;İnsanlar, hükümetleri ile yeni bir tip, her iki tarafın da güçlü olduğu bir diyalog peşindeler, bunun gerçek olabileceğine inanmak, bana ilham veriyor.&#8221; Bunun hem bizim, hem de tüm milletler için doğru olabilmesini tüm kalbimle diliyorum.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/">Post &#8211; modern, çoğulcu, katılımcı eylem&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
