<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşünce sistemleri Arşivleri - marefidelis.com</title>
	<atom:link href="https://marefidelis.com/category/dusunce-sistemleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://marefidelis.com/category/dusunce-sistemleri/</link>
	<description>MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 May 2017 13:57:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.1</generator>
	<item>
		<title>İçinde yaşadığımız ülkeyi, bağlamı anlamaya, ve anlamlandırmaya çalışmak&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/icinde-yasadigimiz-ulkeyi-baglami-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/icinde-yasadigimiz-ulkeyi-baglami-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2015 19:37:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=12199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okuma süresi: 7 dakika Seçim sonuçları bayağı bir etki yarattı herkeste... Bir çok da yorum ve görüş paylaşılıyor. Ben de iki satır karaladım. Aşağıda yazdıklarım, kesinlikle bilimsel değil, bir araştırmaya değil, benim gözlem ve benzetmelerime dayanıyor, ve konuya sadece bir açıdan, düşünce sistemleri açısından bakıyor. Mutlaka çok daha fazla boyutlu ve çok daha derinden bir analize  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/icinde-yasadigimiz-ulkeyi-baglami-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak/">İçinde yaşadığımız ülkeyi, bağlamı anlamaya, ve anlamlandırmaya çalışmak&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #808080;">Okuma süresi: 7 dakika</span></p>
<p><em>Seçim sonuçları bayağı bir etki yarattı herkeste&#8230; Bir çok da yorum ve görüş paylaşılıyor. Ben de iki satır karaladım. Aşağıda yazdıklarım, kesinlikle bilimsel değil, bir araştırmaya değil, benim gözlem ve benzetmelerime dayanıyor, ve konuya sadece bir açıdan, düşünce sistemleri açısından bakıyor. Mutlaka çok daha fazla boyutlu ve çok daha derinden bir analize gerek var. Ayrıca kısa dönemdeki etkilerden çok, alttaki uzun vadeli hareket ve dinamiklere bakmaya çalışıyor. Dediğim gibi benim benzetmelerim&#8230; Ve bu konuda yazdıklarım da bir düşünce alıştırması, gerçek değil, veriye dayanmıyor, hatta iddia bile denemez&#8230; Ama sanki böyleymiş gibi geliyor bana&#8230;</em></p>
<p>Sanki seçim sonuçlarını doğru anlamak için &#8220;burada gerçekten ne oluyor?&#8221; diye ciddi biçimde ve tarafsızca sormamız lazım. Bu soruya yanıt verirken de özetle şunları hesaba almak gerekiyor gibi:</p>
<p><strong>Bir sistemin gerçekliği, o sistem içindeki yaşayan ve baskın olan düşünce sistemleri tarafından belirlenir.</strong></p>
<p>Bu konu ile ilgili bir kaç yıl önce iki yazı yazmıştım (<a href="https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/">buraya</a> ve <a href="https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/">buraya</a> tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Özetle, insanoğlu, &#8220;insan&#8221; sıfatını kazandığından beri içinde yaşadığı çevrenin değişim koşullarına uyum sağlayabilmek ve hayatta kalabilmek için çeşitli zihinsel kapasiteleri geliştirmek ve dünyaya nasıl baktığını evrimleştirmek zorunda kalmış&#8230; Bu süreçler de sosyal yaşam biçimini, dünya görüşünü, değerler sistemini, gücün dağılımını, ve onun neye önem verdiğini belirlemiş.</p>
<p>Aşağıda bu yazılarda paylaşmış olduğum ve insanoğlunun şimdiye kadar içinden geçtiği ve hemen hepsi şu anda canlı olan düşünce sistemlerinin Spiral Dynamics modeline göre tablosunu paylaşıyorum:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" size-full wp-image-133 aligncenter" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral.jpg" alt="spiral dynamics" width="705" height="421" srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-300x179.jpg 300w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-500x299.jpg 500w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-700x418.jpg 700w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral.jpg 705w" sizes="(max-width: 705px) 100vw, 705px" />Bu tablonun en sağında, bu tabloyu kendisinden aldığım makaleyi yazan kişinin bu düşünce sisteminin dünya nüfusunda yanıt bulduğu yüzdeyi göreceksiniz. Ülkemizdeki oranlar ne durumda, tartışacağız.</p>
<p><strong>Topluluklar, ancak uygun koşullar ve teknolojik şartlar oluştuğunda, &#8220;kendiliğinden&#8221; bir üst seviyeye hareket ederler.</strong></p>
<p>Yani toplum mühendisliği, zorlama, vs. uzun dönemde, <em>senin hesapladığın gibi</em> işe yaramaz, senin planlamadığın şekilde çalışır. Türkiye&#8217;de çoğulcu ve kapsayıcı bir post-modern hareket ilk defa &#8220;İkinci Cumhuriyetçiler&#8221; tarafından organize edilmeye çalışılmıştı. Bu hareket, dünyanın her yerinde olduğu gibi post &#8211; modern (yukarıdaki modeldeki yeşil) düşünce sistemine sahip düşünce sistemi ile muhafazakar/ego-merkezci (mavi ve kırmızı) güçlerin işbirliği haline dönüştü, ve bu ikisi Turuncu, yani modern/rasyonel düşünce sistemini baskıladılar. Bu, modern düşünce sisteminin kontrolde tuttuğu altındaki tüm diğer düşünce sistemlerinin güçlenmesi ile sonuçlandı. Bugünlerde bu hareketi başlatan &#8220;romantik&#8221; ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi geri kafalılıkla suçlayacak kadar kibirli olan bu erken post-modern düşünceye sahip kişilerin, &#8220;valla biz farklı olacak sanmıştık, yanlış tanımışız, vb.&#8221; demeçlerini hepimiz izliyoruz.</p>
<p>Ancak uygun koşullar bir araya geldiğinde, yani zihinsel, ekonomik, sosyal ve teknolojik altyapılar hazır olduğunda yeni düşünce sistemlerine doğru hareket kendiliğinden olur. Y kuşağı gençliğinin sosyal medya teknolojisini kullanarak, herhangi bir lidere, planlı örgütlenmeye ve ortak karara ihtiyaç duymadan bir araya geldiği ve toplumun hiç bir kesimini dışlamamaya özen gösterdiği Gezi, böyle bir kendiliğinden, kökleri derinde, ve zamanında post – modern harekettir. O açıdan da kalıcılığı ve etkileri daha farklı olma potansiyelini taşımaktadır. Bu hareketle ilgili yazdığım yazıyı da <a href="https://marefidelis.com/post-modern-cogulcu-katilimci-eylem/">buradan okuyabilirsiniz</a>.</p>
<p><strong>Ülkemizi düşündüğümüzde, özellikle modern ve post – modern kesimin hayal ettiğinden ve kendini inandırmak istediğinden çok farklı bir düşünce sisteminin ağırlığı aşikardır.</strong></p>
<p>Araştırmacı veya akademisyen olsam bu trendi incelemek çok isterdim. Ülkemizde herhalde ağırlıklı ortalama, oy dağılımına da bakarak ciddi olarak geleneksel ve ego-merkezci düşünce sistemleri arasında odaklanmış durumda. Hatta sol partilere oy verenlerin de büyük oranda ancak başka bir geleneksel düşünce sistemini temsil ettiğini söyleyebiliriz. Her ne kadar biz aksini iddia etsek ve parmaklarımızı çarpı yapıp dua etsek de (ki bu da gayet geleneksel, hatta klan/büyü sisteminin bir dışavurumu!) ülkemiz böyle. Bu kötü veya iyi değil. Sadece böyle.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-12202 size-full" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/istanbul.jpg" alt="istanbul" width="750" height="500" srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/istanbul-300x200.jpg 300w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/istanbul-500x333.jpg 500w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/istanbul-700x467.jpg 700w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/istanbul.jpg 750w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>Ülkemizde:</p>
<ul>
<li><em>Çok kısıtlı sayıya sahip post – modern, çoğulcu &#8220;Yeşil&#8221; düşünce sisteminde yaşayan (düşünen değil, yaşayan) bir kitle&#8230;</em></li>
<li><em>Sayıları sandığımızdan çok daha az, ancak gitgide, daha fazla eğitilen, gelir düzeyi yükselen, sosyal yaşam içinde yer almaya başlayan muhafazakarların üst segmente ait kısımları taraftan beslenmeye başlayan bir rasyonel, girişimci, yukarıya doğru mobil, modern düşünce sistemine uyumlu kitle&#8230; (Yukarıdaki tabloda turuncu)</em></li>
<li><em>Çok güçlü bir geleneksel – muhafazakar kitle (ki bunun içinde sadece iktidar partisine oy verenleri düşünmemek lazım, her parti seçmeni aslında kendi kanadının geleneklerine bağlı&#8230; hatta modern/rasyonel düşünce sistemini savunur gibi görünenler bile)&#8230; (Mavi)</em></li>
<li><em>Aynı derecede güçlü bir feodal, güç odaklı, bazen bu gücü fiziksel olarak kullanmaktan çekinmeyen, bu gücü edinmeye çalışan, ve/veya bu güce sahip olan kişilere biat eden kişilerden oluşan ego-merkezci düşünce sisteminde yaşayan kitle&#8230; (Kırmızı)</em></li>
<li><em>Ve hiç azımsanamayacak büyüklükte, klan dinamiklerde yaşayan, birlikte ve liderinin/ağasının/söz sahiplerinin dediğini yaparak hayatta kalmaya çalışan düşünce sistemini yaşayan kitle etken&#8230; (Mor)</em></li>
</ul>
<p>Ve toplumun bu yapısı, doğal olarak seçim sonuçlarında ve her şeyde etken oluyor.</p>
<p>Bu sistemlerin herhangi birini veya böyle olmasını eleştirmiyorum, aşağılamıyorum. Sadece durum böyleymiş gibi gözüküyor. Her seviyenin hem olumlu, hem olumsuz tarafları vardır. Sonuçta ülkemiz ve kültürümüzdeki en güzel şeyleri ve en korkutucu şeyleri, yukarıdaki resim yaratıyor. Ve her düşünce sistemi, kendini en iyisi kabul eder ve diğerleri ile kavga halindedir.</p>
<p><strong>Sosyal sistemler, yani topluluklar, gerekli koşullar sağlandığında adım adım yükselirler.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-12204 size-full" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/turkey.jpg" alt="turkey" width="800" height="534" srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/turkey-300x200.jpg 300w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/turkey-500x334.jpg 500w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/turkey-700x467.jpg 700w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/turkey.jpg 800w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Yani klandan moderne geçilmez&#8230; Gelenekselden doğrudan post modern olunmaz&#8230; Gelişim ve ilerleme, ancak adım adım gerçekleşir, ve basamak atlayamazsın. Ve ancak gerekli sosyal, ekonomik, ve teknolojik şartlar oluştuğunda ilerlersin. Örneğin tüm yönetimin müdürün iki dudağı arasında olduğu bir şirketi hemen katılımcı yönetime geçiremezsiniz. Önce kurallar ve kaideleri, iş süreçlerini, yönetmelikleri (geleneksel sistem) belli bir takım insanlardan önemli hale getirmelisiniz. Sonra rakamlarla yönetimi ve performansı ödüllendirmeyi destekleyen sistemler (modern/rasyonel) kurmalısınız. Ancak bunların üzerine kurulan katılımcı yönetim (post-modern) sistemleri çalışır.</p>
<p>Ülkemizde de ilerleme bu şekilde olacak. Eğitim daha çok tabana yayıldıkça, ekonomik zenginlik ve fırsatlar, eskiden buna ulaşamayan kişilere ulaştıkça, ve teknoloji herkesi her türlü düşünce ile buluşturdukça, yavaş yavaş, ve kuşakların değişimi ile, bir sonraki kuşakla tüm toplum bileşenleri bir üst seviyeye çıkacak.</p>
<p>Bu tabi şu demek: Klan seviyesinde yaşayan, yani ağasının dediğini yapan adam, egomerkezciye ilerleyecek, zengin olmanın, anlık olarak ihtiyacını karşılamanın, mutlu olmanın yoluna bakacak.</p>
<p>Daha önce bunları yapan, tövbe edecek, huzuru daha büyük bir ulvi amaçta, bir cemaatin ve bir inanışın parçası olmakta arayacak.</p>
<p>Düşüncesini ve erkini dini liderlere ve/veya &#8220;siyasi baba&#8221;lara teslim eden, bir dakika, diyecek, ve bunlar içinde mantık nerede? Ben birey olarak ne düşünüyorum? Bilim, rakamlar, gerçek ne diyor?</p>
<p>Hayatını rakamlara, rasyonel düşünceye, kendini zenginleştirmeye adayan kişiler, bunun içindeki anlamı arayacak, eylemlerinin ve seçimlerinin dünyaya ve diğer varlıklara nasıl zarar verdiği ile yüzleşecek.</p>
<p>Romantik ve gerçekçi olmayan bir şekilde, kimsenin ezilmemesi ve herkesin istediklerini yapabilmesi gerektiğini savunanlar, bunu yaparak aslında en ezmeye eğilimli olanları serbest bıraktıklarını anlayıp, belki de bütün sistemi anlayanların, herkesin içinde bulunduğu yere saygı ve özen göstererek yönetmesi gerek diyecekler&#8230;</p>
<p>Ki bu durum, aslında gözlerimizin önünde gerçekleşiyor. Kentselleşme ve göç ile feodal ve aşiret ortamından şehre gelen ailelerin gençleri ve çocukları muhafazakar örgütlerin hedef kitlesi&#8230; Toplumun muhafazakar kesimi sesini her zamankinden çok daha fazla duyuruyor, ancak muhafazakar kesim içinde daha fazla modern yaşamın fırsatlarını kucaklayan, dışarı açılan, eğitim düzeyi ve sosyoekonomik durumu yükseldikçe yeni fikirlerle buluşan kitle de azımsanamayacak şekilde büyüyor. Modern diye adlandırılan kesim, sufizme, doğu dinlerine, meditasyona meraklanıyor&#8230;</p>
<p>Aslına bakarsanız sanki tüm düşünce sistemlerinden yukarı doğru bir hareket var. Bu döneme ait değil, her zaman devam eden bir hareket bu.</p>
<p>Ancak öte yandan, toplumun şimdiki durumu, mevcut ağırlıklı ortalaması tartışma götürmez bir biçimde bir önceki maddede tanımladığımız gibi&#8230; Ve sosyal sistemlerde değişim ve ilerleme, öyle bir iki yılda, biz öyle istedik diye, insanlara dil döktük diye olmuyor&#8230; Dediğimiz gibi daha uzun ve büyük döngüler halinde, uygun koşullar oluştuğunda, ve basamak basamak ilerliyor, gelişiyor.</p>
<p><strong>Hitap ettiğin topluluğun düşünce sistemini ne kadar iyi anlarsan, o kadar çok dikkat çekebilirsin.</strong></p>
<p>Bu konuda iktidar partisi tartışmasız olarak çok başarılı. Sadece ülkemiz çapında değil, tüm dünya siyasi partileri içinde en başarılı olanlardan&#8230; Seçmenlerini, ülkeyi, çok iyi okuyorlar, onların dikkatlerini nasıl çekeceklerini çok iyi biliyorlar. Şu anda yukarıda özetlediğimiz kitleye en iyi hitap eden, her zaman onlar. O kitlenin neye ses çıkaracağını, neye ses çıkarmayacağını, neden etkilendiğini, neye ihtiyaç duyduklarını, ve neden korktuklarını çok iyi biliyorlar.</p>
<p>Muhalefet partileri, şimdiye kadar, ve görünen o ki bundan sonra da gözlerinin önündeki gerçeklere göre değil, olmasını diledikleri, umut ettikleri, büyük bir kibirle iddia ettikleri hayallere göre şekillendirecekler politikalarını.</p>
<p><strong>Anlamadığın, kabul etmediğin, ve kendisine temas etmediğin, dokunmadığın şeyi yönetemezsin.</strong></p>
<p>Nokta.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/icinde-yasadigimiz-ulkeyi-baglami-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak/">İçinde yaşadığımız ülkeyi, bağlamı anlamaya, ve anlamlandırmaya çalışmak&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/icinde-yasadigimiz-ulkeyi-baglami-anlamaya-ve-anlamlandirmaya-calismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşüncelerimin atlası&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2012 09:17:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumları anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumsal Koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[Claire W. Graves]]></category>
		<category><![CDATA[Don Beck]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Integral Yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[sistem bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Spiral Dynamics]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Reade]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kurumsalkocluk.wordpress.com/?p=132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alın size bir 'güçlü soru': Sizce yaşamın, yaşamanın anlamı, amacı ne? Yaşam, ne hakkında? Yaşamanın 'özü' ne? Bu soruya yanıt verirken, yanıtlarınız aşağıdaki olasılıklardan hangisine veya hangilerine daha çok uyuyor, onu düşünmenizi rica ediyorum. Birden fazla yanıt olabilir, mesela dünya görüşüm daha çok 6. maddeye uyuyor, ama 7., 5., ve 4. madde gibi düşündüğüm, hissettiğim  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/">Düşüncelerimin atlası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alın size bir &#8216;güçlü soru&#8217;: Sizce yaşamın, yaşamanın anlamı, amacı ne? Yaşam, ne hakkında? Yaşamanın &#8216;özü&#8217; ne?</p>
<p>Bu soruya yanıt verirken, yanıtlarınız aşağıdaki olasılıklardan hangisine veya hangilerine daha çok uyuyor, onu düşünmenizi rica ediyorum. Birden fazla yanıt olabilir, mesela dünya görüşüm daha çok 6. maddeye uyuyor, ama 7., 5., ve 4. madde gibi düşündüğüm, hissettiğim alan ve zamanlar var diyebilirsiniz. Hatta mümkünse yüzdeler de verebilirsiniz. Bunu belirlerken fikir yürütürken nasıl düşündüğünüz kadar, eylemlerinizi hangi düşünce sistemi belirliyor&#8217;u da hesaba katın lütfen:</p>
<ol>
<li>Yaşamın özü, ne olursa olsun hayatta kalmaktır. Her koyun kendi bacağından asılır, ve kimse kimseye kendi faydasına olmadıkça yardım etmez. Onun için her ne pahasına olursa olsun hayatta kalmayı becermek en önemli şeydir.</li>
<li>Yaşam, bizim anladığımızdan, gördüğümüzden daha karmaşık bir yer. İyi ki parçası olduğum bir grubum, ailem, mahallem, kabilem, şirketim var. Eskiler, bu dünya ile ve onu yöneten her ne ise onunla yaşamayı bizden çok daha iyi biliyorlardı. Yapmamız gereken eskilerin doğru yaptığı şeyleri yapmaya devam edip bu gördüğümüz ve görmediğimiz dünya ile barış içinde yaşamak, atalarımızı onurlandırmak.</li>
<li>Dünya benim oyun alanım. Yaşama bir kere geldim, tabi ki onu en iyi şekilde yaşamak istiyorum, ve buna hiç kimse engel olamaz. Eğer güç elimdeyse, onu tabi ki kendim için en iyi olanı elde etmek için kullanacağım. Ve güçsüz duruma düşmemek için de elimden geleni yapacağım.</li>
<li>Yaşamın anlamı, dinime/tanrıma/ülküme/ülkeme/milletime hizmet etmek. Çünkü dünya üzerindeki tek doğru/en iyi din/ülkü/millet benimkisi. Ona hizmet etmek, onun için çalışmak, gerekirse onun için savaşmak ve ölmek, hayatımla yapabileceğim en onurlu, en anlamlı şey. Aynı şekilde benim ailem, benim hemşerilerim, benim şirketim en iyisi.</li>
<li>Yaşam, bize fazlası ile fırsatlar sunuyor. Her bireyin görevi, kendisine verilen yetenek ve aklı en iyi şekilde kullanarak ulaşabileceği en iyi yere ulaşmak, kendinden öncekilerin, girişimcilerin, kaşiflerin, iş insanlarının, bilim adamlarının peşinden, onların izlerinden gitmek ve bize verilen bu dünyanın evrenin sırlarını çözmek, ve tabi ki bundan kazanç elde etmek. Benim de amacım bu. Eğer kendime bir hedef koyar, buna inanır, ve gerekli çabayı gösterirsem, kesinlikle başarırım.</li>
<li>Yaşamın anlamı, bu dünya üzerinde yaşayan herkesin kardeşçe, eşit haklara sahip olarak, birbirini ezmeden ve ezilmeden, birbirinin hakkına saygı duyarak yaşamasını sağlamaktır. Hiçbir dünya görüşünün diğerine üstünlük taslamaya hakkı olmamalı. Her türlü hierarşi, temelinde insan haklarına ve kardeşliğe karşıdır. Birinin statüsünü, gücünü, parasını, bilgisini, imkanlarını kullanarak bir başkasına üstünlük kurmasına, ortak yaşam alanımıza hükmetmesine ve kirletmesine kesinlikle tahammül edemem.</li>
<li>&#8220;Kelebek etkisi&#8221; yaşamın ve dünyanın özü: Tokyo&#8217;da bir kelebeğin kanat çırpışı, 3 sene sonra Atlantik&#8217;te büyük bir kasırganın çıkmasını sağlayacak olayların nedeni olabilir. Bu açıdan diğer tüm dünya görüşleri birlikte mevcut gerçekliğimizi yaratıyorlar. Dünya her parçanın birbirini etkilediği kocaman bir ekosistem, ve bireyin görevi, bu devamlı değişim ve karmaşa içinde ve onunla uyum içerisinde zekasını, aklını, kullanarak kendi yerini bulmak ve diğerlerine de saygı duyarak kendini gerçekleştirmek. Bu sistemde de sistemi anlayanlar, bu bilgiye ve bakış açısına sahip olanlar, onunla başa çıkmak ve diğer insanlara yol göstermek için en donanımlı kişiler olacaklardır.</li>
<li>Dünya, gaia, yaşam, insan ırkı, bir bütün, tek bir organizma, tek bir enerji ağı, yaşamın amacı o bütünle ve bütünü oluşturan tüm parçalarla uyum içinde, o büyük bütünlüğün hem bir parçası hem de kendisi olduğunu idrak ederek yaşamak, ve ona ve bütünlüğe, birliğe hizmet etmek, hatta onunla bir olmak. Her varlık acıdan kurtulup mutlu olmaya çalışıyor, o açıdan tüm yaşayan varlıklara ve eylemlerine şefkat duyarak yaklaşmalıyım, çünkü onlar da benim bir parçam.</li>
<li>Yaşamın amacı hakikati, insanın kendi varlığı ile ilgili gerçeği, tüm açıklığı ile idrak etmek. Bunun dışındaki her çaba, aslında imkansız olan egonun yarattığı bu dünyadaki acısından kurtulma çabasıdır. Acıdan kurtulmanın tek yolu, hakikati ve ilüzyonu görmek. Tabi ki insan tek başına mutlu olamaz, ama başkalarına mutluluk vermek, yani onları da ilüzyondan kurtarmak için önce kendisi bunu becermeli. Bundan daha öncelikli bir şey olamaz.</li>
</ol>
<p>İnsanların ve insan topluluklarının içinde bulundukları durumları ve karşılaştıkları olayları yorumlama şekillerini ve bunlara verdikleri tepkileri belirleyen düşünce sistemleri, bir çok araştırmacının ilgi alanı olmuş şimdiye kadar. Kohlberg, Kegan, Gilligan, Erikson, Maslow ve diğerleri, bu başta sorduğumuz sorulara benzer yöntemlerle gerçekleştirdikleri çalışmalarda farklı modeller yaratmışlar. Bizim yukarıda paylaştığımız model, <a href="http://www.clarewgraves.com/home.html">Claire W. Graves</a>&#8216;in araştırmalarına ve teorilerine dayanarak <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Don_Beck_(management_consultant)">Don Beck</a> ve Chris Cowan&#8217;ın oluşturduğu ve <a href="http://www.amazon.com/dp/1405133562/ref=as_li_ss_til?tag=marefidelis-20&amp;camp=0&amp;creative=0&amp;linkCode=as4&amp;creativeASIN=1405133562&amp;adid=0W8JF2CQ81J7Q4BZ875W">Spiral Dynamics: Mastering Values, Leadership and Change</a> adlı kitabında dünyaya tanıttığı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Spiral_Dynamics">Spiral Dynamics</a> modelinin parçaları, ama hemen her modelde, üç aşağı beş yukarı benzer bir kademe yapısı ile karşılaşıyoruz. İşte bu ve bunların alt sınıfları olarak tanımlayabileceğimiz düşünce sistemleri, insanların sözlerini, eylemlerini, alışkanlıklarını, karakterlerini ve kaderlerini belirliyor.</p>
<p>Graves&#8217;in araştırmaları gösteriyor ki insan toplulukları karşılaştıkları yaşamsal durumlarla başa çıkmak için belli düşünce sistemleri geliştiriyorlar, ve bu düşünce sistemlerinin yetersiz kaldığı, hatta daha da kötüleştirdiği durumlarla karşılaştıklarında yeni düşünce sistemlerini ve yeni zihinsel kapasiteleri aktive ediyorlar. Bunu yaparken bir önceki seviyeyi tamamen ortadan kaldırmadan, onu içlerine alıp, onun üstüne çıkarak ilerliyorlar.</p>
<p>Beck ve Cowan, bu modellerinin seviyelerini renklerle sembolize etmişler. Gerçek yaşamdaki ilk uygulamalarından birisi Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;ndeki ayrımcı yapıdan daha eşitlikçe bir yapıyı kansız ve en az sorunla geçmek üzerine Nelson Mandela ve ekibine destek olmak olarak ortaya çıkmış. Bu modelin detayları şu tabloda gizli:</p>
<p><a href="http://www.calresco.org/wp/spiral.htm"><img decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-133" alt="" src="http://www.marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral.jpg" height="382" width="640" srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-300x179.jpg 300w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-500x299.jpg 500w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral-700x418.jpg 700w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/2012/11/spiral.jpg 705w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a>Mutlaka eksiklikleri olan bu model, yine de insanların ve insan gruplarının yaşadığı bir çok çatışmanın ve zorlukların kökenleri ve bundan çıkma yolları ile ilgili bir fırsat sunuyor bize. Mesela biz koçlar ve destek vermeye çalıştığımız liderler açısından bakalım: Çoğu organizasyon ve organizasyonun içindeki alt gruplar (takımlar, departmanlar, eskiler, yeniler, mühendisler, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, satışçılar, finansçılar, vb.) bu düşünce sistemlerinden bir veya bir kaçını temsil ediyor olabilirler. Biz o grupları, o grupların düşünce ve inanç sistemlerini anlamadan, hesaba katmadan ve buna saygı duymadan değiştirmeye kalktığımızda, daha önce de konuştuğumuz gibi hiç anlamadığımız dirençlerle ve tepkilerle karşılaşabiliriz.</p>
<p>Özellikle bizim alanımızda, liderlik gelişimi ve koçluk alanında sık karşılaştığımız bir durumu biraz daha incelememizde fayda var diye düşünüyorum: Eğer son 15 &#8211; 20 yıl içinde yaratılan Liderlik, Yönetim, vb. ile ilgili kitaplara, görüşlere, düşüncelere genel bir göz atacak olsanız, muhtemelen bunların önemli bir bölümünün Beck&#8217;in Yeşil renkle temsil ettiği 6. dünya görüşüne dayanan teoriler, yaklaşımlar, uygulamalar olacağını göreceksiniz. Bu çoğulcu, ve kendinden önce gelen Turuncu ve Mavi dünya görüşünün negatif etkilerine tepki olarak doğan ve çok gerekli dünya görüşünü savunan kişiler, düşünürler, liderler, koçlar, son dönemde katılımcı yönetim, hizmetkar liderlik, kademeler ve görevler arası eşitlik gibi yaklaşımları yönetimde geçerli uygulama yapmak için yoğun bir çaba içerisinde gibi gözüküyorlar. Bu bir çok açıdan saygı duyulabilecek ve faydalı, ve tabi ki benim de hararetle savunduğum bir görüş. Ancak bu yaklaşımla, özünde Kırmızı ve Mavi dünya görüşünün hakim olduğu, yani daha egomerkezli ve daha geleneksel bir kültüre müdahale etmeye kalkar ve bu amaçla bu sistemi dengede tutan ve muhtemelen mavi ve kavuniçi dünya görüşünden doğan yönetim yaklaşımlarını baskılamaya kalkarsanız, muhtemelen alacağınız sonuç, sizin bu sistemin güvenini en kısa zamanda kaybetmeniz ve hızlıca dışarıya tükürülmeniz olabilir. Eğer sistemi etkileyecek kadar gücünüz varsa, bu sefer de mavi &#8211; kavuniçi, yani kurallara dayalı ve iş sonuçlarına birincil önem veren yönetim yapısını ortadan kaldırmayı becerirseniz eğer, alttaki egomerkezci ve kendi gücünü istediğini elde etmek için kullanan düşünce sistemini serbest bırakmış da olabilirsiniz.</p>
<p>İçimizdeki &#8220;Yeşil&#8221; bağırıyor: Bir dakika. Bu sanki belli düşünce sistemlerinin diğer sistemlerden daha iyi olduğunu iddia etmek gibi geliyor. Bu kesinlikle doğru değil. Her düşünce sisteminin olumlu ve olumsuz yanları var. Aynı dünya görüşüne mensup iki kişiden birisi kendisi ve çevresi için çok faydalı olabilirken bir diğeri çok büyük zararlar verebiliyor. Buradaki temel soru, bu dünya görüşü ve düşünce sistemi, mevcut durumun ve kişinin/organizasyonun/toplumun içinde bulunduğu koşulların ve amaçlarının gereklerini karşılıyor mu?</p>
<p>Bu nedenle birer koç olarak yapmamız gereken, öncelikle destek olmaya çalıştığımız sistemi ve o sistemde hakim düşünce sistemlerini iyi bir şekilde anlamak, ve koçluk yaptığımız liderin anlamasına, ve bu anlayışa dayanarak, bu sistemin, kendisinden beklenen görevleri yerine getirebilmek için nasıl bir liderliğe, nasıl bir desteğe ihtiyacı var sorusunun yanıtlarını vermesine destek olmak. Çünkü eğer o düşünce sistemlerini, yani insanların değerlerini, dünya görüşlerini, ihtiyaçlarını, korkularını anlamazsak, onlar tarafından duyulmamız ve onlara destek olmamız da imkansız hale gelebilir. Don Beck kitabında, G. Afrika&#8217;da ayrımcılığın sonlandırılmasından sonra yeni eğitim sistemini kurgulanırken bir çok batılı danışmanın kollarının altında çocukları özgür bırakarak kendi ifadelerini bulmalarını destekleyen Post modern yaklaşımlarıyla akın ettiğini anlatır. Nelson Mandela&#8217;nın tutumu buna karşı çok nettir: &#8220;Bütün bunlar güzel. Ama önce çocuklarımıza disiplin öğretin.&#8221; Çünkü etkin ve çalışan bir mavi yapının, kuralların, kaidelerin ve olumlu suçluluk duygusu duyabilme becerisinin eksikliğinde, Yeşil odaklı yaklaşımlar ile sadece Kırmızı&#8217;nın, yani benmerkezci, kendi ihtiyaçlarını karşılarken başkalarına verdiği zararı hesaba katmayan dünya görüşünü serbest bırakmış olabilirsiniz. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında, gayet iyi niyetli Yeşil dünya görüşünün Turuncu, modern/rasyonel görüşü baskılamasının sonucu, nasıl daha alttaki Kırmızı &#8211; Mavi dünya görüşlerinin serbest kaldığını birlikte izliyoruz.</p>
<p>Peki insanların gelişimi? Bu bir şekilde insanları oldukları yere hapsetmek, onları sınıflandırmak ve bu sınıflara hapsetmek değil mi? Ne kadar güzel bir &#8220;yeşil&#8221; düşünce! Graves&#8217;in araştırmalarının gösterdiği bir şey de şu: İnsanlar bir üst düşünce sistemine ancak o düşünce sistemini gerektiren durumlara maruz kalarak ve gerekli koşullar oluştuğunda geçebiliyorlar. Ve bu düşünce sistemleri merdiveninde, basamak atlamak pek mümkün olmuyor, özellikle de insan topluluklarını düşündüğümüzde. Yani ağırlık merkezi Kırmızı veya Mavi olan bir topluluğu doğrudan Yeşil düşünüş sistemine itemiyorsunuz. Örnek olarak Sovyetler Birliği dağıldığında Rusya ve diğer cumhuriyetler henüz serbest piyasa yapısının işlemesini destekleyecek kurallar ve alışkanlıklar yapısı (Mavi) oluşmadan Batı&#8217;nın empoze ettiği Turuncu &#8211; Yeşil yapıyı uygulamaya soktuğunda, ortaya çıkan istenildiği gibi Turuncu bir yapıdan çok Kırmızı&#8217;nın hortlaması oldu: karanlık yöntemleri de kullanan oligarklar. Aynı şekilde Rusya Afganistanı işgal edip de ülkedeki Mavi toplumsal yapıyı ortadan kaldırdığında, ve yerine yeni bir yapı kurulmadığı için bugün mevcut olan ve tüm dünyayı da tehdit eden Kırmızı yapı hüküm sürmeye başladı.</p>
<p>Onun için eğer amacımız gelişimse, öncelikle insanların mevcut bulundukları düşünüş sistemini tam olarak sahiplenmelerine destek olmak, sonrasında bu grubun bir üst seviyeye yükselmesi için gerekli koşulları sağlamak. Ve hiç bir zaman, basamak atlamanın mümkün olmadığını unutmamak. Hakim dünya görüşünün Mavi, yani geleneksel, kurallara ve geçmiş yöntemlere bağlılık, sadakat, gemiyi sallamamak olduğu bir ekipte, öncelikle kişisel sorumluluk, performans kültürü, başarıya bağlı ilerleme, daha yetenekli, kabiliyetli olanın sıyrılması gibi kültürel faktörleri uyandırmadan katılımcı yönetim, çevre bilinci, vb gibi bir kültür oluşturamazsınız.</p>
<p>Ve tabi kendinizi ve başkalarını değerlendirirken şunu da unutmayın. Tüm bu dünya görüşleri, düşünce sistemleri, adı üzerinde, sadece birer düşünce. İnsanları sadece bu düşünce sistemleri ile değerlendirip yargılayamayız. Herhangi bir düşünce sistemine ait olması, bir insanı veya insan grubunu diğerlerinden daha değersiz veya değerli yapmaz.</p>
<p>Hadi gelin bu yaklaşımı ne kadar anladığımızı test edelim: Bu yazı ile, hatta tüm bu yazılar ile ifade edilen düşünceler hangi düşünce sistemine ait gibi gözüküyor sizce? Sanki Sarı merkezli, Yeşil ve Turuncu tonları da içeren düşünceler gibi, değil mi? Hemen hepimizin de katılacağı gibi, normal yaşamımızı nasıl organize edersek edelim, hangi düşünce sistemini destekleyen gruplarla birlikte olursak olalım, hangi partiye oy verirsek verelim, başkalarına destek vermeye kalktığımızda daha sistem bakışı ile, herşeyin birlikte nasıl çalıştığını hesaba katar bir biçimde yaklaşmadığımızda, yaptığımız şey kendi düşünce sistemimizi, başka düşünce sistemlerinin üzerine empoze etmeye çalışmak, onların düşünce sistemlerini kendi düşünce sistemimizi dünyanın en iyi şeyi sanmaktan kaynaklanan kibirle değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey olmayacak. Bazen insanlar işbirliği içinde gözükecekler, ama o insanlar değil, zihinlerinin içinde yaşayan ve kendileri sandıkları düşünce sistemleri, sonunda kadar direnecek. Bizim yapmamız gereken bu durumda, bu fırsatı kullanarak, kendimiz sandığımız, öznesi olduğumuz düşünce sistemimizi görmeye ve anlamaya çalışmak. Kegan&#8217;a dönelim tekrar: &#8220;Gelişim, öznesi olduğumuz şeyi, nesnelleştirmek ve ona bakabilmek, onu inceleyebilmekle gerçekleşir&#8221;. Bunu bir kere, bir kaç kere yaptıkça da insanda ister istemez farklı bir anlayış gelişmeye başlar: &#8220;Bu ben sandığım, sıkı sıkıya sarıldığım şey, şeyler var ya, aslında sadece, ama sadece bir düşünce, düşünceler&#8230;&#8221;</p>
<p>Tekrar, Reade&#8217;e kulak verelim:</p>
<blockquote><p>“Düşüncelerinize dikkat edin, çünkü düşünceleriniz, sözlerinize dönüşür. Sözlerinize dikkat edin, çünkü sözleriniz, eylemlerinize dönüşür. Eylemlerinize dikkat edin, çünkü eylemleriniz, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, çünkü alışkanlıklarınız, karakterinizi oluşturur. Karakterinize dikkat edin, çünkü karakteriniz, kaderiniz olur”.</p></blockquote>
<p>Ve bununla birlikte&#8230;</p>
<p>&#8230; tüm bu anlattıklarım&#8230;</p>
<p>&#8230; tüm burada yazılanlar&#8230;</p>
<p>&#8230; sadece&#8230;</p>
<p>&#8230; birer düşünce&#8230;</p>
<p>&#8230; sadece!</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/">Düşüncelerimin atlası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/dusuncelerimin-atlasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşünce sistemleri ve kader&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Nov 2012 14:17:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumları anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumsal Koçluk]]></category>
		<category><![CDATA[Liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kurumsalkocluk.wordpress.com/?p=125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer bu blogu yeni takip etmeye başladıysanız, yazılar belli bir sıra takip ettiği için, tarih sırasına göre baştan okumanızı öneriyorum. İlk yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Merhaba Dostlar, uzunca bir aradan sonra yazılara devam ediyoruz. Son yazımızda, birer lider ve/veya liderlere destek olan koç olarak, karşılaştığımız durumları sistem körlüğüne kapılmadan değerlendirebilmek için hangi boyutları hesaba katmamız lazım  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/">Düşünce sistemleri ve kader&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Eğer bu blogu yeni takip etmeye başladıysanız, yazılar belli bir sıra takip ettiği için, tarih sırasına göre baştan okumanızı öneriyorum. İlk yazıma <a title="Yönetici Koçu’nun araç çantasındaki olmazsa olmazlar" href="http://kurumsalkocluk.wordpress.com/2012/08/22/yonetici-kocunun-arac-cantasindaki-olmazsa-olmazlar/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p>Merhaba Dostlar, uzunca bir aradan sonra yazılara devam ediyoruz. <a href="http://kurumsalkocluk.wordpress.com/2012/09/16/haritalar-elimizde-uzun-ip-belimizde/">Son yazımızda</a>, birer lider ve/veya liderlere destek olan koç olarak, karşılaştığımız durumları sistem körlüğüne kapılmadan değerlendirebilmek için hangi boyutları hesaba katmamız lazım sorusunu incelemiştik. Bu ve bundan sonraki bir kaç yazı, bu boyutları analiz etmek ve &#8220;ne oluyor burada&#8221; sorusuna yanıt vermek için işimize yarayabilecek bir kaç model paylaşıyor olacağım. </p>
<p>Bilim kurgu veya korku filmi yönetmenlerinin çok sevdiği bir senaryo modeli var: uzaylılar veya tam olarak ne olduğu bilinmeyen varlıklar, insanların bedenlerini ele geçirip, onların içinde, onların üzerinden hayatta kalırlar, o bedenle işleri bitince bir başka bedene geçerek devamlılıklarını sağlarlar. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Richard_Dawkins">Richard Dawkins</a>&#8216;in yıllar önce yazdığı <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0199291152/ref=as_li_ss_tl?ie=UTF8&amp;camp=1789&amp;creative=390957&amp;creativeASIN=0199291152&amp;linkCode=as2&amp;tag=marefidelis-20">The Selfish Gene</a> adlı kült kitap, bunun aslında gayet gerçek bir olgu olduğu savını ortaya koyar. Der ki Dawkins, bu gezegendeki sadece insan değil, tüm yaşam formları, ve onların tüm yaşamsal süreçleri, aslında genlerin kendilerini gelecek kuşaklara aktarması ve devamlılığını sürdürmesi işine yarar. Bu genler, kendi devamlılıklarını sağlamak için insanları ve diğer canlıları ve onların üreme mekanizmalarını kullanırlar ve dnalar yoluyla canlılar ölse de onlardan türeyen başka canlılara aktarılarak sonsuza kadar varolmaya çalışırlar. Bu açıdan insanlar, kendi psikolojik kimlikleri ile kendilerini yaşamın ve dünyanın merkezinde görseler bile, aslında birer gen yaşatma, depolama ve aktarma mekanizmasından başka bir şey değildirler.</p>
<p>Dawkins&#8217;in kitabında öne sürdüğü diğer bir önerme ise, insanların bu fizyolojik ve biyolojik gen yaşatma ve aktarma görevlerine çok benzer bir başka psikolojik ve sosyal işlevi de üstlendikleridir: Düşünce sistemlerini taşımak, aktarmak ve yaymak. Genler nasıl fizyolojik yapının temel taşları ve aktarım mekanizmaları ise, bu düşünüş şekillerinin, fikirlerin, dünya görüşlerinin, kültürlerin temel taşlarını ve aktarım mekanizmalarını da mem (ing: meme) olarak adlandırmış Dawkins. Genler gibi memler de, yani düşünce sistemleri ve dünya görüşleri, yaşamlarını insanların üzerinden sürdürüyorlar, iletişim, etkileşim, normlar, ödül ve ceza mekanizmaları, aile, toplum, yapısal ve yapısal olmayan öğrenme, sosyal baskı, medya, ve diğer aktarım mekanizmaları ile yayılıyorlar. Biz her ne kadar insanların, toplulukların, toplumların birbirleri ile mücadele halinde olduğunu düşünsek bu sadece bir yere kadar doğru. Dünyada hayatta kalmak ve hakimiyet için mücadele edenler biraz da düşünce sistemleri. Aynı şekilde biz kurumlarla ve diğer sosyal sistemlerle etkileşimde girdiğimizde, biz kendimizi insanlarla ve insan grupları ile karşılaştığımızı ve onlarla &#8220;başa çıkmaya&#8221; çalıştığımızı, onları etkilemeye çalıştığımızı düşünsek de aslında karşımızdakiler temelde &#8220;düşünce sistemleri&#8221; ve &#8220;dünya görüşleri&#8221;. Ve bu düşünce sistemleri insanların ve insanlığın kaderini belirliyorlar. Hatta, insanların kendi kimliklerini de çoğu zaman düşüncelerinde aradıklarını, &#8220;ben&#8221; dedikleri şeyin çoğu zaman duyguları, duyuları, bedenleri ile birlikte düşünce ve zihinsel formülasyonları olduğu düşünülürse, bu sorgulama başka ilginç yerlere de gidebilir. </p>
<p>İngiliz yazar Charles Reade&#8217;in de dediği gibi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Düşüncelerinize dikkat edin, çünkü düşünceleriniz, sözlerinize dönüşür. Sözlerinize dikkat edin, çünkü sözleriniz, eylemlerinize dönüşür. Eylemlerinize dikkat edin, çünkü eylemleriniz, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, çünkü alışkanlıklarınız, karakterinizi oluşturur. Karakterinize dikkat edin, çünkü karakteriniz, kaderiniz olur&#8221;.</em></p></blockquote>
<p>Bu noktada gelin şu soruyu soralım kendimize. Biz liderler veya liderlere destek olmaya çalışan koçlar, aslında ne ile uğraşıyoruz? İlgi ve odak alanımız ne? Neyi &#8220;geliştirmeye&#8221; çalışıyoruz, ne elde etmeye çalışıyoruz? Buna kolaylıkla &#8220;insanların ve kurumların hedeflerine ulaşmasını sağlamak&#8221; ve benzeri yanıtlar verebiliriz, ama bunu en iyi şekilde ve kalıcı etkiler yaratacak şekilde nasıl yapabiliriz diye sorduğumuzda tüm bu düşünce sistemleri bakış açısını ve Reade&#8217;in bize verdiği ipuçlarını hesaba katmamız gerekiyor gibi gözüküyor, ne dersiniz? Bunun için de tekrar Robert Kegan&#8217;ın önemli sözünü hatırlayalım: &#8220;Gelişim, öznesi olduğumuz, onun için de göremediğimiz bir oluş halini, (yani düşünce ve dünya görüşü sistemini) nesnelleştirebilmek, onu inceleyebilmekle olur. Bir seviyenin öznesi, bir sonraki seviyenin nesnesidir&#8221;.</p>
<p>Bu açıdan ve Reade&#8217;in sözlerini kılavuz olarak alırsak, yaptığımız işin, biraz dramatik, biraz romantik, hatta biraz da kibirli gözükmeyi göze alarak, insanların ve kurumların kaderlerine yeni bir yol vermelerine destek olmak olduğunu iddia edebiliriz. Bunu yapmak için de bu kişi ve toplulukların alışkanlık haline gelmiş eylemlerini yeniden düzenlemelerine, kendilerine ve başkalarına anlattıkları hikayeleri yeniden gözden geçirmelerine ve bazen yeniden yorumlamalarına yardım ediyoruz. İşte bunu yaparken Reade&#8217;nin sözlerini, tüm bu alışkanlıkların, davranışların, sözcüklerin temelini, düşünce sistemlerini hesaba katmamak, herhalde yapabileceğimiz en temel hata olur.</p>
<p>O koçluk yaptığınız ve daha önce hep başarılı olmuş ancak yeni yükseltildiği pozisyonda ve/veya yeni katıldığı kurumda zorlanan yöneticinin zorlanmasının tek nedeni sandığımız ve çeşitli enstrumanlarla da test ettiğimiz gibi sadece yeni liderlik becerileri geliştirme gereği, davranış ve iletişim stillerinin yeni kurum/pozisyonu ile uyumsuzluğu değil. Veya kurumunuzda yaymaya çalıştığınız katılımcı liderlik modelinin, koçluk kültürünün, performans modelinin, vb., tam olarak kabul edilmemesinin nedeni, yöneticilerin çok yoğun olması ve bu modele &#8220;henüz&#8221; yeterince inanmamış, modeli &#8220;henüz&#8221; yeterince tanımamış olmaları veya bu işle uğraşmak istememeleri, eski yaklaşımlarının kolaylarına gelmesi değil. En azından sadece bu değil. Sistemleri sadece kendi düşünce sistemimizin ışığında, onların davranışlarına yön veren dünya görüşlerini hesaba katmadan veya onları küçümseyerek müdahale etmeye kalktığımızda, işte bu gibi hatalara düşebiliyoruz.</p>
<p>Reade&#8217;nin de dediği gibi düşünceler, sözleri, eylemleri, alışkanlıkları belirlediği için, karşı tarafın düşünce sistemlerini ve dünya görüşlerini anlamadan etkileşime girerseniz, ne sözleri, ne eylemleri, ne de alışkanlıkları anlarsınız. İşin daha da kötüsü, bu sözleri, eylemleri ve alışkanlıkları, kendi düşünce sisteminiz, dünya görüşünüz, yani değerler sisteminizle değerlendirirseniz, yanlış anlarsınız. Doğal olarak da yanlış anlaşılırsınız. İstediğiniz sonucu hiç bir zaman alamaz, neden alamadığınızı da anlamaz, anlayamadığınız için de yine kendi düşünce ve değer sisteminizin filtrelerini kullanarak karşı tarafı suçlarsınız. Belki iddialı olacak ama şu cümle, belki de şu anda ülkemizde ve dünyada olan çatışmaların büyük bölümünü açıklıyor olabilir.</p>
<p>Bu açıdan baktığımızda birer lider, birer kurumsal danışman, birer koç olarak iyi bir &#8220;düşünce sistemleri atlası&#8221;na ihtiyacımız olduğu apaçık ortada gibi gözüküyor gibi. İyi bir kurumsal koçun, danışmanın, hatta liderin araç çantasında kesinlikle olması gereken şeylerden birisi de işte bu &#8220;sosyal düşünce sistemleri atlası&#8221;. Ancak böyle bir yaklaşımla kurumlara destek olmaya çalışırsak, gerçekten burada ne oluyor sorusuna doğru yanıtlar verebilir, tam olarak birer tanık rolünü üstlenerek bu sistemin gelişimine kendi gerçekleri içinde destek olabiliriz. Bu bakış açısına, düşünce sistemleri yaklaşımına sahip değilsek muhtemelen biz de destek olmaya, danışmanlık yapmaya veya liderlik yapmaya kalktığı insanların gerçeklerini anlamadan ve hesaba katmadan kendi düşünce sistemlerinin ışığında kendi inandığı doğruları yutturmaya çalışan, ve kısa sürede marjinal kalan kişilerden biri haline gelebiliriz. </p>
<p>Şanslıyız ki son 20 &#8211; 30 yıldır bir çok psikolog ve sosyal bilimci, araştırmaları ile bizim işimizi kolaylaştıracak haritalar çıkarmayı başardılar. Bundan sonraki bir iki yazımızda bu haritaların bazılarına değinecek, bu ve benzeri haritaları kurumlara liderlik ederken ve koçluk ve benzeri şekillerde destek olurken nasıl kullanabiliriz, bunu tartışacağız.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/">Düşünce sistemleri ve kader&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/dusunce-sistemleri-ve-kader/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
