Bir ülküsü olmalı insanın, zihnimizde dolaşan korku ve hırs dolu düşüncelere değil, bizi oradan oraya vuran ve geçmişin hallolmamış meseleleri ile tetiklenen duygulara değil; kalbimizin, en derin özlemine, yüreğimizin kendimize ve yaşama karşı olan taahhüdüne dayanan…

Bizim için bu dünyada geçirdiğimiz süreyi anlamlı kılan, uğruna rahat koltuklarımızdan kalktığımız, güvenli evimizden çıktığımız, zorluklara seve seve katlandığımız bir ülküsü olmalı.

Önümüze çıkan tüm o cazip, ağzımızın suyunu akıtan çeldiricilere, veya bu yolda devam edersek yaşayacağımız cehennem azabını anlatan korku hikayeleri anlatanlara rağmen yine de bunlara sırtımızı dönüp de peşinden gidebildiğimiz bir ülkü.

Ancak çoğumuzun sadece ideolojileri var.

Neyin nasıl olması gerektiğini, ulaşılacak yerdense uyulması gereken kriterleri tanımlayan ideolojiler. Kimin iyi kimin kötü insan olduğunu tanımlayan, neyin doğru neyin yanlış olduğuna bizim yerimize karar veren, bize eğer uyarsak bu dünyada veya öte dünyada cenneti, uymazsak her iki dünyada da cehennemi vadeden ideolojilerimiz.

Süslü sözler ve büyük iddialarla bezeli, ve o sözlerin ve iddiaların gerçek hayattaki işlerliğini sorgulamayı büyük bir günah olarak, küfür olarak görmeye bizi ikna etmeye çalışan ideolojilerimiz.

O ideolojiye ait olmayan herkesi düşman, gerçeği göremeyen, geri zekalı, kötü niyetli, hain, geri kafalı, gerici, küffar, din düşmanı, örümcek kafalı, sapık, hatta tehdit görmemizi salık veren, öncelikle bu kişilere tebliğ etmemizi, bunu beceremiyorsak onları yok saymamızı, insan yerine koymamamızı, hatta bazen fikren veya fiziken yok etmemizi söyleyen ideolojiler.

Bize bu ideolojiye inandığımız için ne kadar özel olduğumuz konusunda içimizi rahatlatan ideolojiler. Bu sayede bizi rahat ettiren, bizi zorlanmaktan koruyan, kendilerine uydukça ödüllendiren, uymadığımızda cezalandıran ideolojiler.

first walk after confinment
Photographer: Rubén Bagüés | Source: Unsplash

İşte bu yüzden belki de içinde bulunduğumuz dünya böyle.

Çünkü…

İdeolojiler böler. Ülküler ise insanları birleştirir.

İdeolojiler bizim korkumuzu, suçluluk duygumuzu, öfkemizi, açgözlülüğümüzü besler. Ülküler ise bizi en iyimize, içimizdeki en yüce duygulara, tutkumuza, hayallerimize, erdemimize bağlar.

İdeolojiler bizi içinde rahat ettiğimiz düşüncelerin, fikirlerin, ideaların içinde hapis eder. Ülküler ise tam tersine bizi kısıtlayan düşünce ve inançlarını dışına çıkmaya, kendimizi aşmaya, kimlik tanımımızı her geçen gün genişletmeye iter.

İdeolojiler kıskançtır. Başka ideolojilerden korkar. Onları kendine tehdit olarak görür. Ülküler ise başka ülküleri duymaktan keyif ve heyecan duyar. Onları desteklemek, hatta mümkünse onlarla beraber ilerlemek ister.

İdeolojilerin tek bir doğru yolu vardır. O yola uymazsan seni cezalandırır. O ideolojiyi sana öğreten kişiye tam itaat ve biat ister. Ülküler ise ulaşılmak istenen, özlenen yerle, vuslatla alakalıdır. İçinde ülkünü keşfetmene destek olan kişi, lider, öğretmen, usta, sana destek olabileceği sınıra ulaşınca ilerisi için yolunu aydınlatacak başka bir öğretmen veya usta bulman veya kendi yolunu keşfetmen için seni destekler.

Üzerinde düşününce sanki ideolojilerin önemli bölümü, onu ilk ifade eden kişiler için birer ülküydü. Ancak bu ülküyü tam olarak içselleştirememiş, hatta anlayamamış, kendi içlerinde keşfedememiş kişiler tarafından ideolojilere çevrilmişler gibi geliyor bana. Buddha’nın Budist olmaması gibi. İsa’nın Hıristiyan olmaması gibi. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde hepimizin içinde bir Atatürk olduğunu anlatmaya çalışırken bizim o hitabeyi sanki bir dogmaymış gibi, anlamadan tekrar etmemiz, ancak onu hayata geçirmek için hiç bir şey yapmamamız gibi.

İnsanın kendi ülküsünü kendi içinde keşfetmesi gerekiyor. Bir başkasının ülküsü, eğer onu anlamadıysak ve o ülkü bizim içimizdeki ülküyü alevlendirmedikçe, bizim ülkümüze temel oluşturmadıkça, sadece düşünceler düzeyinde kaldıkça, çoğu zaman bizim için anladığımızı sandığımız ancak içimize tam işlemeyen bir ideoloji olacakmış gibi geliyor bana.

Umarım hepimiz içimizden bizi ele geçiren ve bir şekilde kendilerinin bizi tanımladığına inandıran ideolojilerin boyunduruğundan kurtulur, kendi derin kalbimizin özleminden, taahhüdünden beslenen ülkülerimizi içimizde keşfederiz bir gün.

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni

Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek
Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar
Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni

Yunus'dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni

–Yunus Emre.