<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>klasikler Arşivleri - marefidelis.com</title>
	<atom:link href="https://marefidelis.com/category/klasikler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://marefidelis.com/category/klasikler/</link>
	<description>MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Jun 2018 12:31:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>
	<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Aferin Evlat</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-aferin-evlat/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-aferin-evlat/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jul 2006 12:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11100</guid>

					<description><![CDATA[<p>↑ Yukarıdaki tuşlara tıklayarak bu yazıyı sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Ünlü yazar Ayn Rand’ın muhteşem kitabı “Atlas Silkindi”de sorulan bir soru var: “Öldüğünüzde, öte tarafta sizden önce yaşamış o bütün büyük insanlar, fark yaratmış büyük beyinler, sizin kendinize örnek aldığınız, ilham aldığınız kişiler tarafından karşılansaydınız, ne duymak isterdiniz onlardan?” Kitapta bu soru sanki karakterlerden birine soruluyormuş  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-aferin-evlat/">MareFidelis Klasikleri: Aferin Evlat</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>↑ <em>Yukarıdaki tuşlara tıklayarak bu yazıyı sosyal medyada paylaşabilirsiniz.</em></p>
<p>Ünlü yazar Ayn Rand’ın muhteşem kitabı “Atlas Silkindi”de sorulan bir soru var: “Öldüğünüzde, öte tarafta sizden önce yaşamış o bütün büyük insanlar, fark yaratmış büyük beyinler, sizin kendinize örnek aldığınız, ilham aldığınız kişiler tarafından karşılansaydınız, ne duymak isterdiniz onlardan?” Kitapta bu soru sanki karakterlerden birine soruluyormuş gibi, ama aslında hepimize soruluyor gibi değil mi sizce de biraz?</p>
<p>Evet, siz, ey okuyucu, diyelim ki öldünüz, ve öldüğünüzde her nasıl bir yerse orası öte dünyada baktınız ki sizi karşılayanlar o sizin büyük kabul ettiğiniz, hayranlık duyduğunuz kişiler, bilim adamları, sanatçılar, yaratıcılar, düşünürler, devlet adamları, kaşifler, mucitler, yazarlar, müzisyenler, iş adamları&#8230; Karşınızda duruyorlar. Ne duymak isterdiniz bu kişilerden, ne demelerini isterdiniz size, nasıl karşılasalar sizi mutlu ederdi, hangi sözleri yüreğinize dokunurdu, eve geldim hissi uyandırırdı sizde? Yazının devamını okumadan biraz düşünmenizi, hatta belki not almanızı öneririm.</p>
<p>Düşünüp yazdınız mı? Ayn Rand’ın buna yanıtı, benim içimde bir şeyleri yerinden kıpırdatıyor, gözlerimin dolmasına yol açıyor:</p>
<p>“Aferin evlat, iyi iş çıkardın!”</p>
<p>Evet, gerçekten de tarihteki bu büyük insanlardan, büyük zihin ve kalplerden duyulacak bundan daha güzel bir şey var mı sizce? “İyi iş çıkardın, aferin, bu dünyadaki zamanını layık olduğu şekilde geçirdin!”</p>
<p>Peki yaşamınıza, seçimlerinize, ve odaklandığınız şeylere baktığınızda, bu cümleleri duyabilecekmişsiniz gibi geliyor mu size? Sakın yanlış anlamayın, yaşamınızın ve ulaştıklarınızın değerini sorgulamıyorum, sadece yaşam yöneliminizi sorgulamanızı rica ediyorum. Yani yeni buluş yapıp yapmadığınız veya yeni bir kıta veya gezegen keşfedip keşfetmediğiniz değil ilgilendiğim. Benim sorduğum soru bunlarla alakalı ama bambaşka bir soru: “Yaşamınızı, size verilenleri, elinizde olanları en iyi şekilde kullanmayı amaçlayarak, yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışarak mı yaşıyorsunuz, yoksa bahanelerin ve yaşamın arkasına saklanarak mı?” Belki bir bilim adamı olabilirsiniz, belki bir müzisyen, belki bir öğretmen, belki bir yönetici, belki bir işçi, belki bir muhasebeci, belki bir mühendis, belki bir anne, belki bir baba, ve belki bir öğrenci.</p>
<p>Soru şu: Her ne olursanız, her nerede olursanız olun, yaptılarınıza, şu anda yaptığınız seçimlere, söylediklerinize, başkaları ile kurduğunuz ilişkilere, ürettiklerinize, ürettiklerinizin kalitesine ve miktarına, kendisi için ayakta durduğunuz şeylere, yani yaşamınızın şu anki resmine baktığınızda, “işte yapabileceğimin en iyisi bu!” diyebiliyor musunuz hiç kimseyi, koşulları ve kendinizi suçlamadan, suçluluk hissetmeden? Böyle gelmiş böyle gider demeden yaşayabiliyor musunuz? Canım, bir şeyler de eksik kalsın demeden elinizden gelenin en iyisini yapabiliyor musunuz? Aslında bunu yapmamam lazım ama diyerek yaptığınız şeyler var mı? En önemli değerim dürüstlük dediğiniz ve buna inandığınız halde nedenini pek de bilmeden derinlerde bir yerlerde kendinizi belirli belirsiz üçkağıtçı hissediyor musunuz? Sonuçlardan bahsedildiğinde kendinizin haksızlığa uğradığını savunmak için harcadığınız enerji, o sonuçları üretmek için harcadığınızdan daha mı fazla? Hep başkaları mı suçlu?</p>
<p>Gerçekten, eğer “aferin evlat, iyi iş çıkardın, yanımıza gelmen bizi onurlandırır” cümlesini duymak bir hayal olmasaydı, gerçekten olabilseydi böyle şeyler, neler yapardınız? Hangi seçimleri farklı yapardınız? Şu anda yapmakta olduğunuz neleri yapmayı bırakır, neler yapmaya başlardınız? Kim olurdunuz? Yaşamınızı hangi temel değer ve prensipler üzerine kurardınız? Nelerden kesinlikle feragat etmezdiniz? Yaşamınızda kesinlikle olmasını istediğiniz neler olurdu? Neleri yaşamınıza kesinlikle sokmazdınız?</p>
<p>Bırakın öte tarafı, bırakın geçmiş büyükleri&#8230; Sizin, bu akşam yatağınıza yatarken kendinize “aferim evlat, iyi iş çıkardın bugün, ben olmaktan gurur duyuyorum” diyebilmeniz için ne lazım?</p>
<p>© 2006: Dost Can Deniz &amp; MareFidelis</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-aferin-evlat/">MareFidelis Klasikleri: Aferin Evlat</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-aferin-evlat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Düşünmek, beklemek&#8230;</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-dusunmek-beklemek/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-dusunmek-beklemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jun 2006 11:20:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11092</guid>

					<description><![CDATA[<p>⇑ Yukarıdaki tuşları kullanarak bu yazıyı sosyal medyada paylaşabilirsiniz. 2002 - 2006 arasında, Cesur Bir Yaşam adlı e-dergimizde 91 adet yazı yayımladık. Arşivler bölümünde eski halleri ile bulabileceğiniz bu yazıları yavaş yavaş blogumuza taşıyacağız. Bu süreç içinde de ara sıra sevdiğimiz ve ilk yayınlandığında çok okunan bu eski yazıları sizlerle "MareFidelis Klasikleri" başlığı altında, gerekli ufak düzeltmelerle sizlerle paylaşıyor  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-dusunmek-beklemek/">MareFidelis Klasikleri: Düşünmek, beklemek&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>⇑ Yukarıdaki tuşları kullanarak bu yazıyı sosyal medyada paylaşabilirsiniz.</p>
<p><em><span style="color: #999999;">2002 &#8211; 2006 arasında, Cesur Bir Yaşam adlı e-dergimizde 91 adet yazı yayımladık. Arşivler bölümünde eski halleri ile bulabileceğiniz bu yazıları yavaş yavaş blogumuza taşıyacağız. Bu süreç içinde de ara sıra sevdiğimiz ve ilk yayınlandığında çok okunan bu eski yazıları sizlerle &#8220;MareFidelis Klasikleri&#8221; başlığı altında, gerekli ufak düzeltmelerle sizlerle paylaşıyor olacağız. İlk yazımız, 21 Haziran 2006 tarihinden. </span></em></p>
<p>Neler var yapabilecekleriniz arasında? Sizi hedeflerinize, istediklerinize, hayallerinize ulaştıracak nelere, ne gibi özelliklere, güçlü yanlara, yeteneklere sahipsiniz? Bunca yıllık yaşamınızda bu anlamda işe yarayacak neler öğrendiniz, hangi becerileri edindiniz? Üzerine bineceğiniz ve sizi düşlediğiniz geleceğe taşıyacak aracın üzerinde ne yazıyor? Size önerim yazıyı okumaya devam etmeden önce belki elinize kağıt kalemi alıp yazmasanız bile (ki bu en iyisi olurdu), aklınızdan bu sorulara yanıt vermeniz.</p>
<p>Nobel ödüllü Alman yazar Herman Hesse’nin ünlü kitabı Siddharta’yı okuyanlarınız bilir: Bir Brahman’ın oğlu olan Siddharta, kendini bulmak ve mutlak huzura erişmenin yolunu babasını izleyerek tanrılara adak adamak ve arınmak için kutsal ırmakta yıkanmakta bulamaz. Babasının itirazlarına rağmen, bu mutlak farkındalığı idrak etmenin yolunu tamamen nefsi ve dünyasal varlığı köreltmekte arayan, bizim “Hint fakiri” diye adlandırdığımız dervişlere katılır. Üç yıl kaldığı hint fakirlerinin arasında, inanılmaz ruhsal güçler, siddhiler geliştirse bile, çabasının egosunu yok etmek yerine tam tersine daha da büyüttüğünü görünce, ayrılır onların da yanından. Guatam Buddha ile karşılaşır. Ancak onun öğretisinden değil, kendisinden, hareketlerindeki mükemmellikten, yaşamın içinde nasıl var olduğundan, var oluş şeklindeki mükemmellikten etkilenir ve der ki “Buddha, öğrettiklerini uygulayarak aydınlanmadı. Öğretiler bunu bana veremez. Hatta öğrenme ve öğreti arayışı, aydınlanmamın önündeki en büyük engel”.</p>
<p>Bu noktada Siddharta, yüreğinin sesini dinlemeye karar verir, ve yüreği onu şehire, uzun zamandır uzak durduğu, tepeden baktığı normal insanlarla, öldürmeye çalıştığı bedensel hazların peşine sürükler. Hala bir hint fakiri iken, üzerinde sadece bir paçavra parçası varken karşılaştığı güzel Kamala, onu himayesine alır. Sözlerinden ve şiirlerinden etkilenen Kamala’nın öğrencisi olur Siddharta. Kamala ona bu yaşamda hayatta kalabilmesi için üç şeye sahip olması gerektiğini söyler: Güzel elbiseler ve ayakkabılar, saçlarında güzel kokular ve cebinde para.</p>
<p>“Sadece bunlar mı” der Siddharta, “çok kolay olacak işimiz. Peki bunları en kolay nereden bulabilirim?”</p>
<p>“İşte” der Kamala, “herkesin sorduğu ve yanıtını merak ettiği soru budur. Fakir bir insanın para kazanması için tek yol en iyi yaptığı, yapmayı öğrendiği şeyi yapması ve karşılığında para almasıdır. Sen ne yapabilirsin Siddharta?”</p>
<p>Siddharta yanıt verir: “Düşünebilirim, bekleyebilirim, ve oruç tutabilirim.” Kamala beğenmez: “Hepsi bu mu?”</p>
<p>“Evet, hepsi bu.” Sonra Siddharta’nın okuma yazma da bildiğini öğrenen Kamala, ona şehrin en zengin tüccarının yanında iş bulur. Zekası ile sadece onun çalışanı olmaz, kısa zamanda ortağı haline gelir, zengin olur. Ama hala tepeden bakmaktadır normal insanlara, onların hırs, tasa ve endişelerine.</p>
<p>İşe girdikten kısa bir süre sonra aralarında konuşurken Kamala der ki: “Siddharta, ne kadar şanslısın, bir kaç gün önce hiç bir şeyi olmayan bir hint fakiriydin, şimdi üstünde güzel elbiselerin, ayağında güzel ayakkabıların ve bir işin var. Kısa zamanda cebinde de çok paran olacak. Bir tür büyü filan mı yaptın sen?”</p>
<p>Siddharta yanıt verir: “Bunda büyü filan yok güzel Kamala. Sen bana ne yapabileceğimi sorduğunda sana düşünebilirim, bekleyebilirim ve oruç tutabilirim dedim. Ama sen bunları beğenmedin. Siddharta kendine bir hedef seçerse, düşünceleri sadece o hedefe odaklanır. Nasıl suya atılan bir taş, doğrudan, hiç bir yöne sapmadan dibe giderse, Siddharta’nın düşünceleri de sadece olmasını istediği şeye odaklıdır, araya hiç bir başka düşünce girmesine izin vermez. Bunu yaparken de Siddharta istediği gerçekleşene kadar beklemeyi bilir. İstediğinin ne zaman olacağı konusunda endişelenmez, ne kadar beklemesi gerekiyorsa o kadar bekler. Beklerken de oruç tutmayı da bilir, aç kalabilir veya çok az yiyecekle yetinebilir. Böylelikle istediği gerçekleşmeden açlık veya başka nedenlerden dolayı önüne çıkan ve kendisini yolundan ayıracak yiyeceklere tamah etmez. Siz normal insanlar ise buna büyü dersiniz. Bunda büyü filan yok.”</p>
<p>İlk paragrafta sorduğum sorulara yazdığınız yanıt arasında düşünmek var mıydı? Düşünmeyi gerçekten biliyor musunuz, yoksa zihniniz bir düşünceden diğerine, bir endişeden ötekine atlarken çaresizce peşinden koşturmayı düşünmek diye mi adlandırıyorsunuz? İstediğinizi elde etmek için siz kendinize düşeni, ama mükemmel şekilde, yaptıktan sonra oturup da bekleyebilir misiniz sonuçlar nasıl oluşacaksa kendiliğinden oluşmasını? Buna yanıt vermeden önce telefonun çalmasını en son ne zaman sabırsızlıkla beklediğinizi, eşiniz veya çocuğunuz 5 dakika gecikti diye en son ne zaman endişelendiğinizi hatırlayın. Bütün bunları bir yana bırakın en son ne zaman trafikte sıkıştığınızda kendinizi umutsuzluğa ve öfkeye kaptırdınız? Ya çalışanlarınız istediğiniz gibi davranmadığında, en son ne zaman tüm kontrolü veya işi ele alıp, ortalığı toz dumana kattınız? Peki ya istediğiniz gelmesini beklerken karşınıza çıkan diğer “fırsatlara” hayır diyebilir misiniz? En son ne zaman “eh buna da şükür, hiç olmayabilirdi” dediniz? Ne zaman bir başkası, size başlangıçta vermeye söz verdiği şeyleri vermeyince, yani sözleşmenizi bozduğunda, hiç sesinizi çıkarmadan razı oldunuz, ve sonra içinizden ve dışınızdan başkalarına söylenmeye başladınız?</p>
<p>Siddharta’ya kulak verin: “Siddharta, bir hedefi olduğunda, düşünür, bekler, oruç tutar. Ancak dünyanın şeyleri arasından taşın suyun içinden geçtiği gibi, kendini rahatsız etmeden geçer&#8230; Bu aptalların büyü diye adlandırdığı şeydir, iblislerin ve meleklerin getirdikleri şeyler olduğunu düşünerek. Hiçbir şeyi iblisler getirmez, iblis diye bir şey yoktur. Herkes büyü yapabilir. Herkes hedeflerine ulaşabilir, eğer düşünebiliyorsa, bekleyebiliyorsa ve beklerken daha azına razı olmuyorsa.”</p>
<p><em>© 2006: Dost Can Deniz ve MareFidelis</em></p>
<p><em><span style="color: #999999;">Not: Siddharta’dan bahseden satırlar, kitaptan alıntı değil, hikayeden benim aklımda kalanlar, yorumum ve özetidir.</span></em></p>
<p><strong><em>Herman Hesse &#8211; Siddharta&#8217;ya aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:</em></strong><br />
<em>İngilizce (Amazon.com): <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0553208845/ref=as_li_tl?ie=UTF8&amp;camp=1789&amp;creative=390957&amp;creativeASIN=0553208845&amp;linkCode=as2&amp;tag=marefidelis-20&amp;linkId=P4LUHQ4DVXV2YJLG">Siddhartha &#8211; Tıklayınız</a><img decoding="async" style="border: none !important; margin: 0px !important;" src="http://ir-na.amazon-adsystem.com/e/ir?t=marefidelis-20&amp;l=as2&amp;o=1&amp;a=0553208845" alt="" width="1" height="1" border="0" /></em><br />
<em>Türkçe (idefix.com): <a title="Hermann Hesse - Siddhartha" href="http://www.idefix.com/kitap/siddhartha-hermann-hesse/tanim.asp?sid=QD0UE304SS5AKJ27IF0D">Siddhartha &#8211; Tıklayınız</a></em></p>
<h6><span style="color: #c0c0c0;"><em>Bu yazıda kullanılan imaj: sakhorn38/freedigitalphotos.net</em></span></h6>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-dusunmek-beklemek/">MareFidelis Klasikleri: Düşünmek, beklemek&#8230;</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-dusunmek-beklemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: En Mutlu Düşten Daha Mutludur Uyanmak</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-en-mutlu-dusten-daha-mutludur-uyanmak/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-en-mutlu-dusten-daha-mutludur-uyanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2006 12:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okuma süresi: 3 dakika Bir dostumla yemek yiyoruz, öğleyin. İyi durumda değilim. Biraz önce biten ve benim tanık olduğum bir karşılaşma, hiç de benim istediğim gibi gitmemiş. İki uykuda insan birbirine girmiş, kendilerini uyanık sanarak. Her biri diğerinin rüya gördüğüne emin, kendi yarattıkları canavarla savaşmışlar ve doğal olarak kurşunların ve sözlerin işlemediği bu canavara yenik  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-en-mutlu-dusten-daha-mutludur-uyanmak/">MareFidelis Klasikleri: En Mutlu Düşten Daha Mutludur Uyanmak</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #808080;"><em><strong>Okuma süresi: 3 dakika</strong></em></span></p>
<p>Bir dostumla yemek yiyoruz, öğleyin. İyi durumda değilim. Biraz önce biten ve benim tanık olduğum bir karşılaşma, hiç de benim istediğim gibi gitmemiş. İki uykuda insan birbirine girmiş, kendilerini uyanık sanarak. Her biri diğerinin rüya gördüğüne emin, kendi yarattıkları canavarla savaşmışlar ve doğal olarak kurşunların ve sözlerin işlemediği bu canavara yenik düşmüşler. Ben ise kendi canavarımla boğuşuyorum şimdi.</p>
<p>Bu halimi gören bilge dostum çiğnediği lokmaların arasında duruyor. Dikkatle ve endişe ile süzüyor beni. “Ya Dost’um,” diyor. “Ne yapıyorsun şimdi?”</p>
<p>Sorusunu algılamaya çalışıyorum mücadelemin arasından. Sonra elimden geldiğince, dilim döndüğünce o olaydan, o rüyada, kabusta olan iki dostumdan bahsediyorum, nasıl gerçeği göremediklerinden, nasıl kendi yaptıkları şeyler için birbirlerini suçladıklarından, nasıl kendi yarattığı canavarlarla savaştıklarından ve yenildiklerinden bahsediyorum. Nasıl beni dinlemeyi reddettiklerinden ve kendi dramalarına aşık olduklarından, bundan nasıl beslendiklerinden dem vuruyorum. Sonra kendime dönüyorum, üstüme düşeni yapamadığımdan, zayıf düştüğümden, elimden bir şey gelmediğinden bahsediyorum.</p>
<p>Dostum beni dikkatli bir şekilde, ama düşünceli dinliyor. Gözleri bende ufacık bir uyanıklık pırıltısı arıyor herhalde. Baktı ki nafile, “peki dostum” diyor, “senin canavarın nerede şimdi, şu an?”</p>
<p>Sorusunu anlamazlıktan geliyorum.</p>
<p>“Sana şu an işkence yapmakta olan, kendi canavarın nerede?” diye tekrarlıyor.</p>
<p>Yanı başımda. Ense kökümde. Boynumdan yakalamış. Devamlı konuşuyor, bu karşılaşmada bu iki insana nasıl destek olmam gerektiği ile ilgili kesin ve keskin fikirlerini avaz avaz bağırıyor, yapamadıklarım için canıma okuyor. Karşımda duruyor hiç bir zaman ulaşamayacağım, zaten ulaşamayacağım şekilde yarattığım o ideal, herşeyi her zaman ve her şekilde doğru yapan ve bu benimle ilgili bu ideale uymayan herşeye bütün gücüyle saldıran. Hani o ideale uyma çabamın pek de işe yarar bir iş olmadığını deneyimle öğrensem de ele geçiriyor bazen o idealist iç canavarım. Hatta bu son cümle bile onun söyleyeceği cinsten bir cümle, sinsidir canavarım benim! Rüyamı görüyorum.</p>
<p>Dostum uyanmakta olduğumu görüyor, diyor ki “baksana çevrene” diyor, “bu andan başka an var mı?” Anlamaya çalışıyorum. “Bana dostlarını ve problemlerini göster şimdi.” Saçmalıyor olabilir mi? Anlamadığımı görerek açıyor:</p>
<p>“Şu anda endişelendiğin, seni üzen şey hangi zamanda?” diye soruyor.</p>
<p>“Geçmişte kaldı” diyorum, içim sızlayarak. Geri dönüp de değiştiremeyecek olmanın acısı sarıyor içimi. Sevgili canavarım bütün açıkları değerlendiriyor.</p>
<p>“Dostum” diyor dostum. “Söylediklerin, pişmanlık duydukların, seni mutsuz eden şeylerin hepsi geçmişte kaldı, değil mi?”</p>
<p>“Evet” diyorum.</p>
<p>“Yani şu anda değiştiremezsin”.</p>
<p>Doğal olarak.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-12757" src="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-300x215.jpg" alt="" width="400" height="287" srcset="https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-200x144.jpg 200w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-300x214.jpg 300w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-400x287.jpg 400w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-500x359.jpg 500w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-600x431.jpg 600w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-640x460.jpg 640w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-700x503.jpg 700w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-768x551.jpg 768w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-800x574.jpg 800w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-1024x735.jpg 1024w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash-1200x862.jpg 1200w, https://marefidelis.com/wp-content/uploads/vidar-nordli-mathisen-710940-unsplash.jpg 2000w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" />“Farkında mısın” diyor, “seninle ne zamandır sohbet edemedik”. Dostumla saatler süren edebiyat, felsefe, ekonomi, psikoloji, yönetim bilim sohbetlerimizi anımsıyor, gülümsüyorum.</p>
<p>“Ve benimle olmak yerine şu an, bu geçmişte kalan, hem de seni pek de mutlu etmemiş bu olayla beraber olmayı tercih ediyorsun.”</p>
<p>Yavaş yavaş uyanıklık hali bedenimi sarıyor. Birden bedenime ve şimdiki zaman ve mekana geliyorum. İlk defa etrafıma bakıyorum, şaşkınlıkla. Çevremdeki ağaçları ve çiçekleri hiç fark etmemişim, arka plandaki inşaat gürültüsünü duymadığım gibi. Sanki ışınlanmışım buraya bir saniye önce gibi bir his geliyor içime. İlk defa gerçekten bakıyorum dostumun merakla bana bakan yüzüme. Bedenime ışınlandığımı o da gördü.</p>
<p>“Hem,” uyandığımı görmekten aldığı cesaretle devam ediyor, “nereden biliyorsun yaptığının veya onların yaptıklarının kötü, yanlış, işe yaramaz olduğunu? Nereden biliyorsun bu tartışmanın ileride ikisinde de ciddi uyanmalar yaratacağını? Nereden biliyorsun bu iki kişinin arkadaş kalmasının veya olmasının her ikisi, sen ve hatta dünya için iyi olduğunu?”</p>
<p>Hmmm, güzel nokta. İçimden, derinlerden bir ses “devam et, devam et!” diyor.</p>
<p>“Dostum, farkında mısın, gerçekte olmakta olanla beraber olmaktansa ne olması gerektiği hakkındaki fikirlerinin seni şimdiden, buradan, buradaki, gözünün önündeki fırsat ve yaşamdan koparıp götürdüğünü? Kim demiş senin iyi olarak değerlendirdiğin şeyin iyi, kötü olarak değerlendirdiğin şeyin kötü olduğunu? Olanla beraber olmak varken, herşeyin nasıl olması gerektiği ile ilgili fikirlerinle ilgilenmenin nelere yol açtığının farkında mısın?”</p>
<p>Yan gözle canavarıma bakıyorum. Şimdi gözüme çok küçük gözüküyor. Masum, küçük bir kedicik rolü yapıyor şu an.</p>
<p>Havayı önce burnuma, oradan da ciğerlerime dolduruyorum. Kar kokusu doluyor genzime. Yemeğimden bir lokma atıyorum ağzıma. Hafif ekşi bir lezzetin içindeki çok hafif zeytinyağı tadını algılıyorum belli belirsiz. Beyaz masa örtüsündeki işleme çiçeklerin uyumuna takılıyor gözüm. Arka planda çalan müzik, tatlı tatlı kulağımı yalıyor. Eğik oturmakta olduğum için sırtımın ağrımaya başladığının ayırdına varıyorum.</p>
<p>Aklıma Sheakespeare’in sözü geliyor: “En mutlu düşten daha mutludur uyanmak”.</p>
<hr />
<h5>Yazılarımızdan Messenger üzerinden haberdar olmak ister misiniz? Lütfen aşağıdaki linke tıklayarak messenger listemize abone olunuz:</h5>
<div class="fusion-button-wrapper fusion-align-block"><a class="fusion-button button-flat fusion-button-default-size button-default fusion-button-default button-1 fusion-button-span-yes fusion-button-default-type" target="_self" href="https://m.me/250261798505449?ref=botletter"><i class="fa-facebook-messenger fab awb-button__icon awb-button__icon--default button-icon-left" aria-hidden="true"></i><span class="fusion-button-text awb-button__text awb-button__text--default">Messenger Listemize Kayıt Olun.</span></a></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-en-mutlu-dusten-daha-mutludur-uyanmak/">MareFidelis Klasikleri: En Mutlu Düşten Daha Mutludur Uyanmak</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-en-mutlu-dusten-daha-mutludur-uyanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Bir Fili Yemeye Neresinden Başlamalı?</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-bir-fili-yemeye-neresinden-baslamali/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-bir-fili-yemeye-neresinden-baslamali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2006 12:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin doğuştan kör olduğu bir ülke düşünün. Bu ülkede kimse gerçekte dışarıda ne olduğunu bilmediği için dokundukları, hissedebildikleri, duydukları ile oluşturdukları dünya resmine göre yaşıyor, herşeye dokunup şeklini anlayamayacaklarına göre, bir başkasının, çoğu zaman da konu üzerinde otorite saydıkları birilerinin resimlerini kabul ederek onu gerçek sayıyorlar. Gel zaman git zaman ülkelerine daha önce hiç elleyip  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-bir-fili-yemeye-neresinden-baslamali/">MareFidelis Klasikleri: Bir Fili Yemeye Neresinden Başlamalı?</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin doğuştan kör olduğu bir ülke düşünün. Bu ülkede kimse gerçekte dışarıda ne olduğunu bilmediği için dokundukları, hissedebildikleri, duydukları ile oluşturdukları dünya resmine göre yaşıyor, herşeye dokunup şeklini anlayamayacaklarına göre, bir başkasının, çoğu zaman da konu üzerinde otorite saydıkları birilerinin resimlerini kabul ederek onu gerçek sayıyorlar. Gel zaman git zaman ülkelerine daha önce hiç elleyip dokunmadıkları, bilmedikleri bir şey geliyor: Bir fil bu. Tabi her zihinsel kapasitesi gelişmiş ve çevresi ile fayda/tehlike ilişkisini kurabilmiş insan topluluğu gibi, bu ülke insanları da hemen bu filin ne menem bir şey olduğunu araştırmaları, gerekli verileri toplayarak fili kavramsallaştırmaları için kendileri de kör olan uzmanları bu fili incelemeye ve filin neye benzediğini bildirmeye gönderiyorlar. Gerçekten de çok önemli ve hayati bir görev bu, çünkü bütün insanlar bilim adamlarının raporuna göre kollektif enerjilerini mobilize edecekler, harekete geçecek ve fille temas ve ilişki kuracaklar, faydalanabilecekleri bir şey mi, yoksa korunmaları gereken bir şey mi? Yani her insanın yeni karşılaştığı şeylere yaptığı gibi, yiyecekler mi, yoksa kendisinden korunacak veya ortadan mı kaldırmaya çalışacaklar, ona karar verecekler. Bir şekilde fil konusundaki ortak resimlerini oluşturmaları için bu kör uzmanlara güvenir durumdalar.</p>
<p>Uzmanlar filin bulunduğu alana ulaşıyorlar, her biri fili incelemek için çevresindeki yerini alıyor, ve araştırmalarına başlıyorlar. Filin kuyruğunu tutan uzmanın tuttuğu not, filin ucunda püsküller olan uzunca bir kordona benzediğini söylüyor. Kulağını yakalayan diğer uzman, filin yassı ve ince olduğu, ve kolaylıkla hava yelpazelemek için veya branda bezi olarak kullanılabileceği görüşünde ısrarcı. Diğer bir uzman filin bacağına yapışmış, bu ağaca benzeyen, ancak iyi huylu ve muhlis bir ağacın aksine zaman zaman, hem de hiç beklenmediği bir zaman yukarı kalkıp büyük bir güçle inen bu nesnenin yol açabileceği zararların nasıl bertaraf edilebileceğini düşünüyor. Diğer bir uzman ise bu hortuma benzeyen varlığın ilginç yapısını keşfetmenin heyecanı içinde kaybolmuş durumda.</p>
<p>İşte psikoloji ve sosyal bilimlerde, hatta mikro ve makro boyutları ile ele alındığında fizik gibi müspet bilimlerde süregelen ve bir türlü sonuca ulaşmayan tartışmanın kaynağı belki de bizim de böyle bir körler ülkesinde yaşıyor olmamız. İçinde liderlik, yönetim, performans yönetimi konuların da olduğu bir çok alanda herkes kendi tuttuğu noktanın bir fili yemeye başlamak için en uygun nokta olduğu iddiasında, ve biz dünyanın her yerinde bir araya gelerek bu fikirlerden hangisinin daha doğru olduğunu, hangisinin diğerlerine üstün olduğunu tartışıp duruyoruz insanoğlunun o onulmaz “tek doğru” arayışı içinde, entellektüel olarak öyle bir tek doğrunun insan hayatında nadiren görüldüğünü bilsek de, defalarca deneyimlemiş olsak da.</p>
<p>“Tamam da”, diyebilirsiniz, “filin bütününü görebilmek mümkün mü ki! Körsek bu bizim suçumuz mu?” Tabi  ki hayır, bu anlamda “körlük” yani farkındalık eksikliği, insan olma deneyiminin  en doğal parçalarından biri. Ancak problem, kör olmakta değil, bir tek kendimiz dışında herkesi kör sanmakta. Eğer yaptığımız şeyler işe yaramıyorsa, istediğimiz sonuçları alamıyorsak büyük ihtimalle bunun nedeni filin şu anda tutmakta olduğumuz yerini yeterince iyi, yeterince sıkı ve yeterince doğru araçlarla tutamamamız değildir. Başka parçalarını da, başka görüş açılarını işe katmak lazım belki de!</p>
<p>Hani Nasrettin Hoca kadılık yapıyormuş. Birbirinden davacı iki kişi çıkmış huzuruna. Taraflardan birisi anlatmış derdini önce. Adamı dinleyince hoca “haklısın” demiş. Diğer adam anlatmış bu sefer durumu. Onu da dinlemiş hoca, ve ona da “haklısın” demiş. Olaya kulak misafiri olan karısı dayanamayıp “bey, bu nasıl kadılık, her iki adamı da dinledin, ikisine de haklısın dedin, böyle kadılık mı olur?” deyince, Nasrettin Hoca “ya hatun, sen de haklısın” demiş.</p>
<p>Bir süredir sosyal bilimler, psikoloji, ekoloji, kurumsal yönetim ve kişisel gelişim aşanlarında süren bir çaba da aynen Nasrettin Hoca gibi hiç bir insan oğlunun yüzde yüz hatalı olma kapasitesine sahip olmadığı varsayımı ile yaklaşarak farklı bakış açılarını bir araya getirmeye çalışıyor: Bütünsel, İntegral yaklaşım ekolu. 70li yılların ortalarında başlarını Ken Wilber, Don Beck ve Chris Cowan gibi felsefeci ve akademisyenlerin çektiği bu akım, yönetim ve diğer sosyal bilimleri tek boyuta indirgemeye çalışan, parçaları birbirinden ayırarak analiz etme yöntemini benimseyen geleneksel yaklaşımların yanında farklı bir çok gerçeği bir araya getirmeye çalışıyor. Yani kendinden öncekiler gibi, fille ilgili farklı veri ve görüşlere sahip kişilere, “siz hepiniz körsünüz, bir tek benim gözlerim açık” demek yerine “hepimiz körüz aslında, ve hepimizin gördüğü resmin görebilme kapasitemizle ve dikkarimizi nereye yönlendirdiği ile kısıtlı ufak bir parçası. Ancak bütün bu farklı resimleri bir araya getirirsek acaba gerçek resmin bütününe doğru daha fazla yaklaşabilir miyiz” sorusu ile yola çıkmış bir akım.</p>
<p>Bu akımın teknik detaylarına girmek için tabi ki yerimiz kısıtlı, ve bu yer doğru yer değil. Ancak kısaca ele aldığı herhangi bir alanda üretilen ve çoğu zaman çelişkili, hatta birbiriyle savaş halinde gibi gözüken bir çok görüşün birbirlerini nasıl tamamladığını başarıyla ortaya koyan ve son dönemde ekoloji, hukuk, yönetim bilimi, psikoloji gibi bir çok alanda çok etkin uygulamalar üreten bu akım, kişisel ve kurumsal gelişim uygulamalarında da çok etkin sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. Bizim de özellikle kurumsal uygulamalarınızda en önemli lenslerimizden olan bu akımı kendi yaşamımıza uyarlamak için ilerdeki yazılarımda daha da inceleyeceğimiz şu önermeler üzerinde kafa patlatmakla başlayabiliriz:</p>
<ul>
<li>İster bireysel yaşamdan bahsedelim, ister kurumsal yaşamadan, hiç bir zaman resmin tamamını göremeyeceksiniz.</li>
<li>Resmin şu an için göremediğiniz tarafı, siz ilerlemeye, sonuçlar elde etmeye, istediklerinizi gerçek kılmaya çalışırken başınıza iş açacak.</li>
<li>Resmin şu anda göremediniz parçalarını görmek için göstereceğiniz çaba, kurumsal ve bireysel performansınıza resmin halihazırda görebildiğiniz taraflarında daha etkin hale gelmek için göstereceğiniz çabadan çok daha olumlu katkıda bulunacak. Yani Nasrettin Hoca&#8217;nın karanlıkta kaybettiği anahtarını aydınlıkta araması gibi bildiğiniz şeyleri daha da iyi yapmaya çalışmanın yanında, karanlığa girmeye cesaret ederseniz iyi edersiniz!</li>
<li>Dikkatinizi resmin hangi tarafına yöneltirseniz orada değişim ve gelişim sağlayacaksınız. Ne demiş atalarımız, bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.</li>
</ul>
<p>Bu dört kuralı aklımızda tutarsak, belki de bir gün tuttuğumuz şeyin fil olmadığını, onun sadece bir parçası olduğunu, ve sadece bu tarafından tutmanın bazen hiç tutmamaktan daha da zararlı olduğunu, ve “bilen” olmaktansa “öğrenen” olmanın yaşamda daha etkin bir strateji olduğunu fark etmemize neden olabilir.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-bir-fili-yemeye-neresinden-baslamali/">MareFidelis Klasikleri: Bir Fili Yemeye Neresinden Başlamalı?</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-bir-fili-yemeye-neresinden-baslamali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Usta Bu Yol Nereye Gider</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-usta-bu-yol-nereye-gider/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-usta-bu-yol-nereye-gider/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2005 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11109</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Kaliforniya’daki Esalen Enstitüsü’nde 70’li yılların ortasında bir grup tarafından yapılan bir çalışma, çok ilgi çekici.  Bu grup, hem batı, hem de doğu geleneklerinin, felsefenin, psikoloji biliminin ve diğer bütün alanların yarattığı ve kullandığı kişisel gelişim ve aydınlanma tekniklerini içeren bir katalog yaratmak gibi ilginç bir çabaya girişmiş. Topladıkları teknik ve yaklaşımların sayısı onbini aştıktan  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-usta-bu-yol-nereye-gider/">MareFidelis Klasikleri: Usta Bu Yol Nereye Gider</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Kaliforniya’daki Esalen Enstitüsü’nde 70’li yılların ortasında bir grup tarafından yapılan bir çalışma, çok ilgi çekici.  Bu grup, hem batı, hem de doğu geleneklerinin, felsefenin, psikoloji biliminin ve diğer bütün alanların yarattığı ve kullandığı kişisel gelişim ve aydınlanma tekniklerini içeren bir katalog yaratmak gibi ilginç bir çabaya girişmiş. Topladıkları teknik ve yaklaşımların sayısı onbini aştıktan sonra durmaya karar vermişler.</p>
<p>Günümüzde kendini bir birey olarak, bir profesyonel olarak, veya bir yönetici olarak geliştirmeye karar veren  bir çoğumuzun düştüğü tuzak da burada saklı. O kadar çok yöntem, yol, eğitim, kitap, sistem, öğretmen, koç, seminer, kaset, program var ki! Hemen her verdiğim liderlik veya koçluk becerileri eğitiminde katılımcılara eğitimin başında sorarım: Bu eğitimden ne almak istiyorsunuz, hedefiniz nedir diye? Çoğu zaman her gruptan bir veya iki kişi anlatılanların teorikten çok uygulamaya geçirilebilecek şeyler olması dileklerini belirtirler. Bazen onlardan daha çok risk alanlar ve dürüst davrananlar olur: Derler ki, “eminiz ki burada keyifli bir iki gün geçireceğiz, ama bu anlatılanların elle tutulur bir fark yaratacağına inanmıyorum”. Çok doğru bir tespit!</p>
<p>Çünkü gerçekten, değişim ve gelişme, iki günlük eğitimle, veya kataloğu çıkarılan onbin yöntemden en iyisini bulduğunuzda, veya elektronik posta ile son ilan edilen harika programla olmayacak. En iyi yöntem meditasyon mu, yoga mı, yoksa psikoanaliz mi, veya dışavurumcu sanat mı bilmiyorum. Zamanın efendisi olmak için Outlook’u mu kullanmak lazım, Maarif ajandasını mı? Önceliklendirmeyi Covey’in “önemli – acil matriksi”ni kullanarak mı yapmalıyız,  yoksa yeni “üretkenlik gurusu” David Allen’in son kitabı “İş Bitirici”de anlattıklarını mı uygulamalıyız, hatta bazılarının iddia ettiği gibi bize, Türk kültürüne uygun birşeyler mi yaratmalıyız, onu da bilmiyorum. Tabi ki benim inandığım, benim için iyi olduğunu gördüğüm yöntemler var. Onun dışında tek bildiğim şey şu: Yöntemden yönteme atlayarak, ve herhangi bir dış faktörün bizi adam etmesini bekleyerek istediğimiz yere varmamızın imkanı yok. Bir seminere giderek, bir hafta meditasyon yaparak, bir kitap okuyarak hayatınız değişmeyecek. Çünkü beklediğimiz gibi mucize çözümler yok yaşamda.</p>
<p>Endüstri mühendisliği eğitimimde en ilgimi çeken konulardan biri “kuyruk teorisi” idi. Bu teoriye göre kuyrukta bekleyen kişiler arasında diğer kuyrukların daha hızlı gittiğini düşünerek kuyruk değiştiren kişilerin bekleme sürelerinin ortalama beklenen değeri, belli bir kuyrukta sabit duran kişilerin ortalama bekleme sürelerinden çok daha uzundu.</p>
<p>Bir dostum, adını hatırlayamayacağım eski bir pehlivanın nasıl antrenman yaptığı ile ilgili bir hikaye anlatmıştı. Bu pehlivan, yeni doğan bir buzağıyı kucağına alıp merdivenleri çıkıp inermiş hergün. Buzağı büyüyüp de ağırlaştıkça yavaş yavaş, pehlivan da gelişirmiş. Bir anda kocaman bir danayı kaldırmaya kalksa başaramayacak olan pehlivan, bir gün bile atlamayarak yürüttüğü çalışması sayesinde buzağıyla beraber büyür, o danayı kolayca merdivenlerden indirip çıkaracak hale gelirmiş.</p>
<p>İşte kişisel gelişim de böyle bir şey. Önemli olan hangi yolu seçtiğinizden çok, belli bir yöntem veya yolu istikrarlı ve disiplinli bir biçimde uygulamaya adanmak&#8230; Küçük küçük başlamak ve gitgide artan kapasite ile, gelişim ile daha da fazlasını yapmaya aday olmak&#8230;</p>
<p>Bir başka arkadaşım teniste kendini geliştirmeye karar verdi geçenlerde. Gitti, kendine çok ünlü bir tenis hocası tuttu. Bu hocayı ünlü yapan şeylerden birisi de birazcık sıra dışı olması. Örneğin ilk bir ay boyunca bu arkadaşımla sadece tek hareket, forehand üzerine çalışmışlar, ve bunu yaparken de sadece harekete ve hareketi mükemmel yapmaya odaklanmışlar. O kadar hareketi tam yapmaya odaklanmışlar ki tenis hocası arkadaşıma topun nereye düştüğüne bakmayı bile yasaklamış. Bir ay boyunca haftada üç dört gün aynı haraketi çalışmaktan sıkılan arkadaşım, “hocam, bu teniste başka hareket yok mu?” diyecek olmuş. Yanıt sert ve anlamlı gelmiş: “Hanımefendi” demiş bu bilge hoca, “bu hareketi öğrendiniz de mi, diğer hareketleri merak ediyorsunuz?”</p>
<p>Ne kadar da bizim tüfek saçması şeklindeki gelişim çabamızın tam kalbine saplanıyor bu sözler! Bir Japon atasözü, “iki tavşan kovalarsan, hiç birini yakalayamazsın” der. Onun için ister sağlık için, ister hakikat yolunda ilerlemek için, ister daha iyi ilişkiler için, ister iyi bir lider olmak için, ister daha etkin bir kurum kurmak için bu yoldan olan ey gelişim yolcuları, artık gelin vazgeçin en iyi yöntem, en doğru sistem, en etkin yaklaşım ve en bilge öğretmen arayışınızdan. Kafanıza yatan bir yola baş koyun ve disiplinli bir şekilde çalışmaya başlayın. Çalışmaya başlarken de eskiden “usta” olmak için herhangi bir zanaata atılan çırakların ne kadar uğraşmak zorunda olduklarını düşünün; işin “püf noktasını” öğrenmek için çektikleri zorlukları, gösterikleri sebatı düşünün. Bir “çay seromonisi”ni mükemmel yapmak için 40 yıl çalışanları, bir duvara bakarak 8 sene meditasyon yapan zen ustalarını, 40 yıl her türlü zorluğa göğüs geren, “çile” çeken, ve el aldıktan, hırkayı giydikten sonra ilk iş olarak tuvalet temizletilen Mevlevi ve Bektaşileri düşünün.</p>
<p>Derler ki, yol, yöntem, sistem, üzerinde yürüdüğün veya uyguladığın değil, içinde taşıdığın bir şeydir. Ve mücadele hiçbir zaman dışarıda değil, hep içeridedir.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-usta-bu-yol-nereye-gider/">MareFidelis Klasikleri: Usta Bu Yol Nereye Gider</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-usta-bu-yol-nereye-gider/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Ustanın Yolu</title>
		<link>https://marefidelis.com/ustanin-yolu/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/ustanin-yolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2005 13:04:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışma yaşamında bizi olduğumuz yere getiren veya istediğimiz yere götürecek olan, ve eğer bir durup da şu anki kariyerimize, hatta yaşamımıza bakarsak göreceğimiz şey çoğunlukla paradokslar denizinden başka bir şey değil maalesef. Düşünün hele: Yükseldikçe sorumluluğumuz artıyor, ama sonuçları üretmek için gerek duyduğumuz kontrol azalıyor. En tepeye yükseldikçe her şeyin hakimi olacağımızı sanırken birden bizden beklenenin stratejileri  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/ustanin-yolu/">MareFidelis Klasikleri: Ustanın Yolu</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma yaşamında bizi olduğumuz yere getiren veya istediğimiz yere götürecek olan, ve eğer bir durup da şu anki kariyerimize, hatta yaşamımıza bakarsak göreceğimiz şey çoğunlukla paradokslar denizinden başka bir şey değil maalesef. Düşünün hele: Yükseldikçe sorumluluğumuz artıyor, ama sonuçları üretmek için gerek duyduğumuz kontrol azalıyor. En tepeye yükseldikçe her şeyin hakimi olacağımızı sanırken birden bizden beklenenin stratejileri belirlemek ve altımızdakilerin işleri fazla karıştırmamasına dua etmek gibi bir şey olduğunu fark ediyoruz. Bizden çok hızlı hareket etmemizi ve uygulamaya geçmemizi bekliyor herkes, ancak harekete geçtiğimiz anda her yandan farklı sesler çıkıyor. Yeni yükseldiğimiz pozisyonun beklentileri bu pozisyona ulaşmamızın en büyük nedeni olan o becerileri, yetenekleri, özel bilgiyi, ve tecrübeyi artık kullanmamamız, en azından doğrudan uygulamaktan vazgeçmemizi istiyor altımızdakiler.</p>
<p>Gerçekten de ilginç bir yaşam yukarı doğru hareket eden çalışanın yaşamı, hele yönetici olduğunuzda. Düşünsenize, çok iyi bildiğiniz bir işi bırakıp, hiç bilmediğiniz başka bir işin öğrencisi olmanızı istiyorlar birkaç yılda bir sizden, hem de başarılı olduğunuz için. Bu, bana bir şeyleri çağrıştırıyor. Seviye seviye yükseldiğiniz, her seviyenin bilgilerinin bir önceki seviyeden çok farklı, hatta taban tabana zıt olduğu, tam bu işi kıvırdık derken kendinizi bambaşka bir aşamanın ve yeni bir öğrenciliğin eşiğinde bulduğunuz bir yolu. Ulaştığınızdan, ulaştığınız anda vazgeçip, ulaşabileceklerinize doğru tekrar yola çıktığınız bir yolculuğu. George Leonard, buna “Ustanın Yolculuğu” diyor.</p>
<p>Şunu fark edin: Kariyerinizi, yöneticilik deneyiminizi, hatta özel yaşamınızı ve ilişkilerinizi deneyimlemenin iki yolu var. Birinci yol şu: O “bir yere” ulaşmaya çalışır, her ulaştığınız yeni limanın o artık rahat edeceğiniz, kendinizi güvende hissedeceğiniz, sonsuz mutluluğa en sonunda ulaşacağınız yer olduğunu umut eder, her seferinde de bunun doğru olmadığını görerek hayal kırıklığına uğrarsınız. Fark edersiniz ki yolculuk bitmemiş. Tam rahat ettik diyecekken sizden yeniden rahat ettiğiniz bölgeden çıkmanızı, size taban tabana zıt gelen yeni şeyler öğrenmenizi, anlamadığınız ve katılmadığınız yetkinlikleri sergilemenizi istiyorlar. Bu duruma korku ve dirençle karşılık verir, tepkisel davranmaya başlarsınız. Yeni becerileri uygulamaya zaman olmadığını söyler, sistemin sizin yöneticilik yapmanıza izin vermediğinden dem vurarsınız. Ben yöneticilik yaparsam bu işleri kim yapacak dersiniz. “Doğru diyorsun da” dersiniz karşınızda konuşan danışman veya eğitimciye, “gerçek yaşam öyle değil ki!”. Bu yazıyı okumayı buralarda bir yerde bırakırsınız. Eğer günde 14 saat çalışmayı kaldırır, altınızdakilerin işini yaparken siz rakamlarınız da beklentiler düzeyinde olursa, büyük ihtimalle sizin işinizi yapan ve bunu bir problem olarak görmeyen üstünüz tarafından terfi bile ettirilebilirsiniz. Bu sefer tamam dersiniz, tamam, işte şimdi huzura kavuşacağız, işte o “bir yere” geldik, ta ki yeni hayal kırıklığına kadar. En sonunda da dünyanın ve iş yaşamının size istek ve beklentilerinizi veremeyeceğini ilan ederek umutsuzluğa kapılırsınız!</p>
<p>Bir de ikinci yol var, demin bahsettiğimiz “ustanın yolu”&#8230; Herhangi bir biçimde ustanın yolculuğuna çıkan kişi, bu yolculukta ulaşılacak bir amaç veya hedef olmadığını bilir. Hedef yolculuğun kendisidir. Usta o yolculuğu deneyimlemek için çıkmıştır yola, bir yerlere varmak için değil. Usta mola verdiği duraklarda bir sonraki yolculuğuna çıkmak için hazırlanırken kendisine hayret eden yolcularla karşılaşır. Bu yolcuların  bir çoğu yıllar, belki de asırlardır o durakta beklemektedirler. İçleri rahatsızdır aslında bu beklemekten. Sadece korkuları yüzünden bu durakta beklediklerini bilirler içten içe, ama bunu itiraf etmek, ya korkuları ile yüzleşmek ve eyleme geçmek zorunda bırakacaktır bu yolcuları, ya da duraktan ayrılamamanın acısını daha da arttıracaktır. O yüzden ustayı da kalmaya ikna etmek isterler bu durakta.</p>
<p>“Bu durağın ne eksiği var ki?” derler, “bu duraktan sonra tren yolu bir uçurumda bitiyormuş, görenler var, valla kulağımla duydum” derler. “Sistem böyle” derler, “makinistler suçlu” derler, “annem babam beni lider yetiştirmemiş” derler, “çoluk çocuk” derler, derler de derler. Ustalık yolcusu, yani bizim yönetici, bunların hepsini dinler, ama yolculuğundan vazgeçmez. Ustalığın  yetenekle, beceriyle değil, yolun üzerinde kalmakla alakalı olduğunu bilir. Her zaman bir sonraki durak olduğunu bilir o. Carlos Castenada’nın Don Juan’ın Öğretileri kitabında anlattığı “savaşçı” gibi yaşar kariyerini ve yaşamını: “Sıradan insanlar için belalar ve lütuflar vardır, savaşçı için ise sadece bir sonraki aşılacak adım.” Ve usta  her adımda daha büyür, ve her adımda daha da öğrencileşir. Ustalığa ilerlemenin tek yolunun ustalıktan vazgeçmek olduğunu bilir usta yönetici.</p>
<p>Usta yönetici fark eder ki, herhangi bir şeyin ustası olmak, o işin veya konunun uzmanı olmaktan çok farklı bir şeydir. Uzman olmak belki ustalık yolunda önemli bir adımdır, ama usta olabilmek için edindikten sonra o uzmanlıktan da vazgeçmek gerekir. Usta yönetici bilir ki aslında tek şeyin ustası olabilir insan: yaşamın. O yüzden sadece işin değil, ilişkilerin ustasıdır usta yönetici. Keyif almanın ustasıdır, hayal kurmanın ustasıdır, ayaklarını yere basmanın ustasıdır, strateji yapmanın ustasıdır, ellerini kirletmenin ustasıdır, hatta hata yapmanın ustasıdır bizim usta yönetici. Ama hatalarından öğrenmenin de ustasıdır, ve bilir ki, yukarıda saydığımız ve saymadığımız her şeyin ustası olmak, aslında bütün bunların öğrencisi olmak demektir.</p>
<p>İşte bu sayede usta yöneticinin takımı, şirketi, ekibi, rakam ve hedeflerine ustaca ulaşır. Hedeflerini aşarlar, bunu yaparken kendilerini öldürmeden. Usta yönetici bazen liderlik kitaplarında anlatılan taktik ve modellere uygun davranmasa bile her zaman manevi sonuçlara da ulaşır. İşin taktik ve davranıştan çok daha derinde bittiğini, ve karşısındaki insana veya departmanına önerilen teknik ve taktikleri uygulasa bile onların derindeki duygu, düşünce ve hislerini duyacaklarını bilir. Onun için en başta kendini yönetir, ve bunun  üzerine doğru davranış ve modelleri uyguladığında mucizeler yaratır.</p>
<p>Yaşamını ve kariyerini her iki şekilde de yaşayan yöneticilerin hikayeleri anlatılır çocuklara, öğrencilere, medyada, kitaplarda, yönetim vaka çalışmalarında, ekonomi gazete ve dergilerinde. Ancak sadece “usta yönetici” bundan gurur duyar.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/ustanin-yolu/">MareFidelis Klasikleri: Ustanın Yolu</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/ustanin-yolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Nasıl iyi insan olunur?</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-nasil-iyi-insan-olunur/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-nasil-iyi-insan-olunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2005 19:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11114</guid>

					<description><![CDATA[<p>↑ Yukarıdaki tuşlara tıklayarak bu yazıyı sosyal medya üzerinde paylaşabilirsiniz. Yıllar önce bir kurumda verdiğim bir eğitiminde katılımcılardan birisinin anlattığı hikaye beni çok etkiledi. Ahmet Bey olarak adlandıracağım bu üst düzey yöneticinin eski bir çalışanı ile ilgiliydi  bu tamamen gerçek hikaye. Bu çalışanı, ona da Mehmet diyelim, kurumun bir çok farklı bölümünde, farklı departmanlarda çalıştıktan ve  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-nasil-iyi-insan-olunur/">MareFidelis Klasikleri: Nasıl iyi insan olunur?</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>↑</strong> Yukarıdaki tuşlara tıklayarak bu yazıyı sosyal medya üzerinde paylaşabilirsiniz.</em></p>
<p>Yıllar önce bir kurumda verdiğim bir eğitiminde katılımcılardan birisinin anlattığı hikaye beni çok etkiledi. Ahmet Bey olarak adlandıracağım bu üst düzey yöneticinin eski bir çalışanı ile ilgiliydi  bu tamamen gerçek hikaye. Bu çalışanı, ona da Mehmet diyelim, kurumun bir çok farklı bölümünde, farklı departmanlarda çalıştıktan ve hemen her departmandan düşük performansı nedeni ile gönderildikten sonra son çare olarak Ahmet Bey’in ekibine katılmıştı. Ahmet Bey’in zor çalışanları kuruma kazandırmakta haklı bir ünü vardı çünkü.</p>
<p>Bu “zor” çalışanın kendisi gelmeden sicili gelmişti önden. Ahmet Bey ilk defa “bu sefer umut var mı acaba?” diye düşünmüştü belki de, çünkü her performans değerlendirme döneminde çok düşük notlar almış, eski yöneticileri tarafından istikrarlı bir biçimde olumsuz değerlendirilmişti Mehmet. Yine de yeni bölümünde çalışmaya geldiği ilk gün Mehmet’i odasına buyur ederken, Ahmet Bey her zaman yaptığı gibi karşılamıştı çalışanını.</p>
<p>“Bak”  demişti, karşısında biraz yenik, çokça küskün duran kişiye. “Bundan öncesi, neler olduğu, bunun nedenleri, vesaire, benim için geçmişte kalmış şeyler. Benim, daha doğrusu bizim için önemli olan bundan sonra beraber yapabileceklerimiz.” Yeni çalışanı Ahmet Bey’e sanki boşuna umuda kapılmaktan ve sonra tekrar hayal kırıklığına uğramaktan korkar gibi, sanki “biz bunları çok duyduk, biraz çalışalım da gör ne olacağını!” der gibi bakıyordu.</p>
<p>Ahmet Bey konuştukça biraz daha kendini güvenli hisseden Mehmet yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Demişti ki “Ahmet Bey, inanın sorunun ne olduğunu bilmiyorum. Çok çalıştım, elimden geleni yaptım, çok uğraştım, ama yine de memnun edemedim kimseyi. Siz güzel konuşuyorsunuz ama ben neyi nasıl düzeltirsem işlerin düzeleceğini bilmiyorum açıkçası&#8230;”</p>
<p>Devam eden günlerde, Ahmet Bey ve diğer iş arkadaşları, Mehmet’le ilgili önemli bir gerçeğin farkına varmışlardı. Nasıl farkına varmasınlar, bu gerçek, bu kadar açık ortadayken görmemenin imkanı yoktu ki&#8230; Veya koklamamanın!</p>
<p>Ahmet Bey Mehmet’le toplantı yaparken bir gün, “Ya Mehmet, ne kadar sık yıkanıyorsun?” diye sorduğunda Mehmet önce şaşırmış, sonra “her gün?” demişti. Ahmet Bey devam etmişti: “Ya deodorant kullanıyor musun?” Yanıt “Hayır” olmuştu. Ahmet Bey “Mehmet, vücut tipinden mi, yoksa yediğin yemeklerden mi bilmiyorum, ama ciddi bir vücut kokun var. Bu problem değil, ama izin verirsen sana ben bir deodorant almak istiyorum” demişti.</p>
<p>Ahmet Bey hikayeyi aktarırken burada sesi titremeye başladı. “Dost Bey” dedi,  yarı öfke, yarı heyecanla. “Bir de baktık ki adamın iş bilgisi mükemmel. İnanılmaz çalışkan birisi, üstelik çok yapıcı, insanlarla iyi geçinen&#8230; Yani arayıp da bulamayacağımız türden bir çalışan.” Bir süre durakladı, sanki adamla ilgili hoş duyguları tekrar yaşamak için kendine zaman tanımak ister gibi. Daha sonra yüzünde öfkeli ve isyan eder bir ifade ile devam etti: “Sen farkında mısın, kokuyorsun dememek için hayatı ile oynamışlar çocuğun. Bir şekilde kimse söylememiş, doğal olarak kendisi de farkında değildi durumunun. O bölümden bu bölüme, o ilden bu ile göndermişler, neyi yanlış yaptığını bile söylemeden. Aslında performansında bir problem olmadığı halde tek gönderebilmek için kötü puanlar vermişler.”</p>
<p>Sınıfta çıt çıkmıyordu. Ahmet Bey devam etti: “Adamcağız yemin etmiş, bir emekliliğim gelsin bir dakika durmayacağım bu kurumda diye. Emekli olurken altında çalışan çocuklar, kendisi, ben hep beraber resmen ağladık, ama kendisi yemin ettim, bozmam diyerek emekli oldu adamcağız.”</p>
<p>Çok mu inanılmaz bu hikaye? Hiç mi yok sizin çevrenizde kendisi dışında herkesin bildiği, arkasından konuştuğu ancak söylemeye cesaret edemediğiniz bir özelliği, davranışı olan kimse? Siz kimin hayatı ile oynuyorsunuz? Sadece kötü insan olmayı göze alamadığımız için başkalarına nasıl kötülükler yapıyoruz acaba her gün? Hem de ne kadar acımasızca bunu onların iyiliği için yaptığımızı iddia ederek: “Söylersem çok üzülür/utanır/kırılır/kızar.” Madem bunu yapıyoruz, bari dürüst olup de acı gerçeği söylesek: “Eğer doğru olanı, doğru bildiğimi, ve aslında senin ve benim çok işime yarayabilecek gerçeği söylersem bu işin sonucunda ben üzülebilirim/utanabilirim/kırılabilirim/kızabilirim. Ve benim bu duyguları yaşamamdansa senin zarar görmen benim daha çok işime geliyor.”</p>
<p>Ben bu hikayeyi daha sonra bir çok eğitimimde anlattım, Ahmet Bey&#8217;in de iznini alarak. Genellikle de sınıfta benzer tepkilerle karşılaştım, insanlar etkilendi, filan. Ancak bir eğitimimde, hikaye bittiğinde sınıfta ölüm sessizliği oldu. İçimden dedim ki &#8220;kesin ben de kokuyorum, nasıl söyleyeceklerini düşünüyorlar!&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne oldu arkadaşlar?&#8221; diye sorduğumda, beraber çalıştıkları bir arkadaşlarının sonradan beden kokusunun artmaya başladığını, kendisine kimsenin bunu söyleyemediğini, ve bu kişi bir buçuk sene sonra başka şikayetlerle doktora gittiğinde 3. kademe lenf kanseri olduğunu ve kokunun da bununla alakalı olduğunu paylaştılar. Vermediğiniz geri bildirimin, neye yol açacağını, aslında nasıl bir kötülük yaptığınızı, bu kişiye durumu ile ilgili bir değişiklik yapmak için belki de tek şansı ona vermediğinizde ileride başına neler gelebileceğini bilemezsiniz.</p>
<p>Yani Dost, diyeceksiniz, yani şimdi ben gidip de vücut kokusu çok baskın olan birine, veya davranışları ile kendine veya başkalarına sorun yaratan, zarar veren birine, hele bir de koskoca bir adam veya kadın ise, bunu söylersem kırılmaz, utanmaz mı diyeceksiniz. Öyle olmayacağını söylemedim. Hatta duyarsız ve duygusuzca bunu iletmenizi de söylemedim. Tam tersine, bir insanı, eğer empatik davranmadan yaklaşırsanız, savunmaya almak kadar kolay bir şey yoktur. O yüzden geri bildirim vermenin tekniklerini öğrenmeniz ve uygulamanız tabi ki çok önemli. Ancak sorum size şu: Kötü insan olmayı göze alabilir misiniz? İnsanların sizin hakkınızda bazen kötü düşünmesine katlanabilir misiniz? Doğru olanı yapmak için bazen yanlış olarak görülmek sizce kabul edilebilir mi? Bir başkasını kırma riskini alabilir misiniz, belki de onun yaşamını kurtarmak için?</p>
<p>Bütün bunları yapamadıkça, doğruyu yapmak için &#8220;kötü&#8221; olmayı göze almadıkça, “iyi” bir insan olmanızın ihtimali yok, maalesef!</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-nasil-iyi-insan-olunur/">MareFidelis Klasikleri: Nasıl iyi insan olunur?</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-nasil-iyi-insan-olunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Şirketimin Gölgesi</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-sirketimin-golgesi/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-sirketimin-golgesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2004 07:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11121</guid>

					<description><![CDATA[<p>↑ Bu yazıyı yukarıdaki tuşlara tıklayarak sosyal medyada paylaşabilirsiniz. İnsanın kendisini tanıması neden bu kadar zor? Neden bu kadar uğraştıktan sonra insan bin kere geçtiği sokaklarda yeniden kayboluyor? Neden bu kadar kolay kendini kandırmak, ve başımıza gelenler hakkında, kim olduğumuz hakkında, bize yapılanlar hakkında, kendi niyetlerimiz hakkında, yaşam hakkında, gerçekliğine kendimizin bile inanmakta zorluk çekeceği  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-sirketimin-golgesi/">MareFidelis Klasikleri: Şirketimin Gölgesi</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>↑ <i>Bu yazıyı yukarıdaki tuşlara tıklayarak sosyal medyada paylaşabilirsiniz.</i></p>
<p>İnsanın kendisini tanıması neden bu kadar zor? Neden bu kadar uğraştıktan sonra insan bin kere geçtiği sokaklarda yeniden kayboluyor? Neden bu kadar kolay kendini kandırmak, ve başımıza gelenler hakkında, kim olduğumuz hakkında, bize yapılanlar hakkında, kendi niyetlerimiz hakkında, yaşam hakkında, gerçekliğine kendimizin bile inanmakta zorluk çekeceği hikayelere inanıyormuş gibi yapmak; ve göz ardı etmek içimizdeki o tanıdık iç sıkıntısını. Evet, evet, yine o tanıdık bilinmeyenden, gölgemizden bahsediyorum.<br />
Daha önce bir çok yazımda değindim insanın gölgesine. Ancak bugün başka gölgelerden bahsetmek istiyorum size. Bugün kolektif gölgelerden bahsedeceğiz. Örneğin hiç düşündünüz mü, Türk toplumunun gölgesinde, gözden ırak, gönülden ırak kalmasını istediğimiz, kabullenmek, hatta duymak bile istemediğimiz neler var? Bunları ortaya çıkarmamanın, bu gölgeyi şifalandırmamamızın bedelleri nelerdir, hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Sorun yaşadığınız bir ilişkiyi aklınıza getirin. Bu ilişkinizle ilgili görmek istemediğiniz, kendinize itiraf ettiğinizde acı çekeceğiniz, içinizin acıyacağı, ancak kabullenmedikçe de ilerleyemeyeceğinizi bildiğiniz ne var? Her ilişkinin bir gölgesi vardır, ilişkide olan insanların birer gölgesi olduğu gibi. Yüzeyde mükemmel gözüken ilişkiler, alt tarafta görmezden gelinen dinamikler yüzünden bir gün herkesin, hatta ilişki içindeki kişilerin şaşkın bakışları içinde alevler içinde kalır. Sadece mükemmel ilişki görüntüsünün arkasında, gölgede saklanan canavarın kendi kendimize ve birbirimize söylediğimiz yalanlarla beslenip büyümesine izin verdiğimiz için.</p>
<p>Ya kurumların, içinde çalıştığımız şirketlerin gölgeleri! Duvarda asılı vizyon, misyon ve değerleri her fırsatta tekrar eden, tek odaklarının müşterilerinin mutluluğu olduğunu satın aldıkları değerli reklam zamanlarında bütün dünyaya ilan eden, ülkemiz için gerçekleştirdikleri ile ekonomi dergilerine çıkan şirketlerimizden bahsediyorum. Bu tanıma uygun şirketlerden birinin CEO&#8217;su ile koçluk çalışmamızın başında yaptığımız ilk toplantıda bana tamamen çalışan mutluluğuna odaklı bir şirket olduklarını anlatmıştı. &#8220;Biz hedeflerini bilen, ve bu hedeflere ulaşmak için el birliği ile çalışan bir şirketiz, bunu yaparken de sadece müşterimize değil, topluma da yararlı olmak istiyoruz, çünkü varlığımızı onlara borçlu olduğumuzu biliyoruz.&#8221;</p>
<p>Bu resimle başladım kendisine direkt bağlı yöneticilerle, ve onların altları ile yapacağım mülakatlara. Ve her mülakatta, resmin renkleri solmaya, manzara değişmeye başladı. Kurumun ağır hedefler altında ezildiği, çalışanların çoğunun yeni bir iş aradığı, prim ve maaş sisteminin son iki sene içinde en az beş kere değiştirildiği, yöneticiler ile çalışanlar arasındaki ücret uçurumundan maaşların gizli olmasına rağmen herkesin haberi olduğu, şirkette bayan çalışanların yükselmesinin ne kadar zor olduğunu duydukça şirketin koyu gölgesi de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>Arnold R. Beisser şöyle diyor: &#8220;[Kurumlar] içindeki düzenli değişim bütünleşme ve holizm yönündedir;&#8230; bunun gerçekleşmesi için sistemin kendi içindeki ve dışındaki yabancılaşmış parçaların farkına varmalıdır; böylelikle aynı bireydeki kimliğin oluşması gibi onları ana işlevsel alanların içine getirebilir.&#8221; Gestalt Institute Of Celveland&#8217;a göre &#8220;benzer kaynaklara sahip olan iki kurumdan birinin diğerine göre daha üstün durumda olmasının başlıca nedeni iç ve dış ortamı tarama, ve ortaya çıkan veriye anlam verebilme beceri ve yetkinliği&#8221;dir.</p>
<p>Nasıl bir bireyin ilerlemesi ve yaşamında tatmine ulaşması için gerekli olan şeyler kendisine yalan söylemeyi bırakması, kabullenmesi zor taraflarını görmesi ve ortaya çıkarması, niyetleri, ihtiyaçları, istekleri, yaraları, korkuları ve bütün bunların idare ettiği davranışlarını olduğu gibi görmeye izin vermesi ise, kurumların da ayakta kalabilmesi ve yücelmesi için kendi gölgeleri ile karşılaşmaları gerekiyor. Bu gölgenin içinde bir çok şey olabilir: Kurumun ihtiyaçları ve yöneticilerin ihtiyaçları arasındaki çatışma, kalite problemleri, çalışan &#8211; kurum ilişkisindeki kırılganlıklar, kurum içindeki küskün gruplar&#8230; Önemli olan bunlar yokmuş gibi davranmak değil, bunların rahatlıkla dile getirileceği bir ortam yaratmak ve en karanlık noktalara bile ışık vermektir.</p>
<p>En karanlık noktalarına bile ışık verebildiğimizde gölgelerimizin, işte o zaman bütün bir insan, bütün bir aile, bütün bir şirket, bütün bir toplum, bütün bir ülke olabiliriz.</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-sirketimin-golgesi/">MareFidelis Klasikleri: Şirketimin Gölgesi</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-sirketimin-golgesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Abra Kadabra</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-abra-kadabra/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-abra-kadabra/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2004 07:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11123</guid>

					<description><![CDATA[<p>↑ Bu yazıyı yukarıdaki tuşlara tıklayarak sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Hay dilini eşek arısı soksun! Dilin kemiği yok ki! Nedir bu senin dilinden çektiğimiz? Elalemin ağzı torba değil ki büzesin? Ağzı olan konuşuyor! Ne kadar çok fazla değil mi, dille, konuşmakla, sözle ve sözcüklerle alakalı atasözü, deyim? Nedir insanın bu sözle, sözcükle alıp veremediği? Ne kadar  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-abra-kadabra/">MareFidelis Klasikleri: Abra Kadabra</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>↑ Bu yazıyı yukarıdaki tuşlara tıklayarak sosyal medyada paylaşabilirsiniz.</em></p>
<p>Hay dilini eşek arısı soksun!</p>
<p>Dilin kemiği yok ki!</p>
<p>Nedir bu senin dilinden çektiğimiz?</p>
<p>Elalemin ağzı torba değil ki büzesin?</p>
<p>Ağzı olan konuşuyor!</p>
<p>Ne kadar çok fazla değil mi, dille, konuşmakla, sözle ve sözcüklerle alakalı atasözü, deyim? Nedir insanın bu sözle, sözcükle alıp veremediği? Ne kadar yaman bir şey bu dil denen şey, hem fiziksel, hem de kavramsal anlamıyla, düşündünüz mü? Bir çok varoluşçu filozofa göre dil ve sözcüklerle iletişim kurabilmek, insan oğluna başlı başına farklı bir oluş biçimi kazandırıyor. Hatta insan oğlu mu dili kullanıyor, dil mi insan oğlunu kullanıyor, belli değil! Ne de olsa benim yaşam süremden binlerce yol önceden beri konuşuluyor Türkçe, ve ben öldükten çok sonraları da yazdıklarım okunduğunda insanlar anlayacaklar dil hakkındaki bu düşüncelerimi!</p>
<p>Don Miguel Ruiz, &#8220;The Voice Of Knowledge&#8221; adlı kitabında şöyle diyor: &#8220;Şunu hatırlayın, sözcük sizin gücünüzdür, çünkü onu sanal dünyanızı yaratmak için kullanırsınız&#8230; Kendiniz hakkındaki her düşünce, her inanç, kelimelerle oluşturulmuştur: &#8216;Ben akıllıyım, ben aptalım, ben güzelim, ben çirkinim.&#8217; Bu güçtür. Ancak sözünüz daha da güçlüdür, çünkü diğer [insanlarla] ilişki kurduğunuzda sizi temsil eder. Her konuştuğunuzda, düşünceniz sese dönüşür ve böylece diğer insanların zihinlerinin içine gidebilir.&#8221;</p>
<p>Ve biz, sözcüklerimizle yaratırız çevremizdeki bütün yaşamı. Şu anda yaşamınızda olan bütün durumlara, bütün deneyimlere bakarsanız, bunların hemen hepsinde ya sizin, ya da gerçek kabul ettiğiniz ve zihninize girmesine izin verdiğiniz başkalarının sözlerinin izlerini bulacaksanız, ya belli belirsiz, ya da ayan beyan ortada.</p>
<p>Eğer yaşamınız, eğer ilişkileriniz, eğer işiniz istediğiniz gibi değilse, bunun nedenlerinden biri de sözcüklerinizi kullanırken aslında ne yaptığınızın farkında olmamanız olabilir mi? Bu yazının başlığını bir daha okuyun: Abra Kadabra. İki tane sözcük. Daha önce duydunuz değil mi bu iki kelimeyi? Neyi çağrıştırıyor size? Benim aklıma kristal küresinin üzerine uzun tırnaklarını ve uzun parmaklarını uzatmış, keçi sakallı, küpeli, uzun saçlı ve saçında bandana türü bir şey bağlı olan bir büyücü geliyor, ve &#8220;Abraaaaa kadabraaaa!&#8221; diye bağırarak büyüsünün gerçekleşmesini garanti altına almaya çalışıyor.</p>
<p>Peki &#8220;abra kadabra&#8221;nın ne demek olduğu hakkında bir fikriniz var mı? Evet evet, anlamlı bir tümce bu, hem de Aramca. Bir çok farklı şekilde çevrilebiliyor. Çevirilerinden bir tanesi de &#8220;konuşurken yaratıyorum&#8221; demek. Yani ağzımdan çıkan her sözcük, gerçeğe dönüşüyor. Her dediğim bana yaşadığım sanal yaşam olarak geri dönüyor. Yani eğer kendi kendime &#8220;ya ne aptalım&#8221; dersem, bilinçaltım bunu bir emir olarak yaratıyor. Kendimi o gün aynada güzel bulursam, öyle bir eda ile dolaşıyorum ki ortada, her geçen bana bakıyor. Hani köpekten korkarsan saldırır hesabı.</p>
<p>Transactional Analysis&#8217;in kurucusu Eric Berne, küçükken fiziksel özelliklerinden dolayı &#8220;şıp demiş dayısının burnundan düşmüş&#8221; benzeri önermeler duyan çocukların ileriki yaşlarda benzetildikleri kişilerin fiziksel özellikleriyle beraber bir çok davranış ve ruhsal kalıbını da üstlendiklerini söyler. Abra kadabra.</p>
<p>Kendisine koçluk yaptığım CEO ile insiyatif vermek üzerine konuşuyoruz. Abra kadabradan ve anlamından bahsediyoruz, tam &#8220;ya Dost,tamam abra kadabra da, söyle Allah aşkına ben bunlara nasıl inisiyatif vereyim, bunları hangi sözümle çocuk olmaktan çıkarayım!&#8221; derken telefon çaldı. Kendisini arayan genel müdür yardımcısını bir süre dinledikten sonra benimle konuştuğundan çok daha yüksek ve babavari bir tonla (kendi kelimeleri) &#8220;bak çocuğum, yetti artık, bir kere de tam benim istediğim gibi yapın şu söylediklerimi! Ben size kaç kere dedim, buradan çıkan her şeyi ben göreceğim diye!&#8221; deyip telefonu kapattı, sonra benim yüzüme baktı. Durdu. Ve kafasını öne eğip gülerek iki yana salladı ve mırıldandı: &#8220;Abra kadabra!&#8221;</p>
<p>Sevgili büyücü dostlarım, iki dudağınızın arasındaki gücün farkında vardığınızda ve bu gücü kullanmaya başladığınızda yaşamınız değişecek!</p>
<p>Abraaaaaaaaaaa&#8230;.. Kadabraaaaaaaaaaa&#8230;..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-abra-kadabra/">MareFidelis Klasikleri: Abra Kadabra</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-abra-kadabra/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MareFidelis Klasikleri: Tenis Topu ve Hedefler</title>
		<link>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-tenis-topu-ve-hedefler/</link>
					<comments>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-tenis-topu-ve-hedefler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dost Deniz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2004 07:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized @tr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://marefidelis.com/?p=11125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nerede hata yaptık biz? Nasıl bir sistem kurduk kendimize? Nerede vazgeçtik biz insan olmaktan ve insan taklidi yapmaya başladık? Nerede, ne zaman nefes alıp vermeyi yaşamakla karıştırdık? Nasıl bu oyuna geldik, ve oyunu yaşamın kendisi sanmaya başladık. Orta büyüklükte bir şirkette genel müdür olan danışanımla çalışıyoruz. Benimle çalışmasının ana nedeni, yönetim kurulundan verilen, gerçekten yüksek  [...]</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-tenis-topu-ve-hedefler/">MareFidelis Klasikleri: Tenis Topu ve Hedefler</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nerede hata yaptık biz? Nasıl bir sistem kurduk kendimize? Nerede vazgeçtik biz insan olmaktan ve insan taklidi yapmaya başladık? Nerede, ne zaman nefes alıp vermeyi yaşamakla karıştırdık? Nasıl bu oyuna geldik, ve oyunu yaşamın kendisi sanmaya başladık.<br />
Orta büyüklükte bir şirkette genel müdür olan danışanımla çalışıyoruz. Benimle çalışmasının ana nedeni, yönetim kurulundan verilen, gerçekten yüksek hedefler. Danışanım bu ağır hedefleri yakalayabilmek için gece gündüz çalışıyor neredeyse, bütün ekibiyle beraber. Şirkete girdiğimde insanların yüzlerinden üstlerinde hissettikleri ağır baskı hissediliyor. Gözlerden yorgunluk akıyor. Çoğu bu işi neden yaptıklarını hatırlamıyorlar bile. Hatta ne yaptıklarını da&#8230; Bütün personel gözlerini tutturacakları, bütün yaşamlarını bağladıkları o rakamsal hedeflerine kilitlemiş durumdalar. Tek konuşulan şey tutturacakları o satış rakamı, yakalayacakları karlılık oranı, verimlilik rasyoları&#8230; Hele genel müdür danışanımın iki haftada bir yaptığı toplantılar&#8230; Herkesin merak konusu bu hafta kimin kızartılacağı toplantıda.</p>
<p>Bir dostum, yeni çalışmaya başladığı tenis hocasıyla nasıl çalıştığını anlatıyordu geçen gün. Anlattığına göre hocası son bir kaç aydır sadece yaptığı hareketlerin doğru hareketler olması için çalıştırıyormuş kendisini. Yani topu doğru yere atmaya değil, forehand hareketler serisini mükemmel yapmaya odaklı çalıştırıyormuş. Hatta topun nereye düştüğüne bakmasına izin dahi vermiyormuş bazen. Sadece şimdi burada yaptığı şeyi en iyi şekilde yapması ve bunun ustası olması için çalışıyorlarmış. &#8220;Topu istediğin yere atmak, ve maçı kazanmak, ancak hareketlerini en doğru biçimde yaptığında, yaptığını ustası olduğuna mümkün, hatta doğal olur&#8221; diyormuş hocası&#8230;</p>
<p>Çünkü eğer ben, şimdi, burada yapmam gereken şeyi en doğru şekilde yaparsam, ve her yaptığımda bir öncekinden daha iyi yapmaya çalışırsam, bir kaç sonuca ulaşırım: Ben doğru eylemleri şimdi yaparsam gelecekte oluşacak sonuçlar için endişelenmeme büyük ölçüde gerek kalmaz. Ayrıca istediğim sonuçlara ulaşamadığımda ne yaptığımı çok iyi bildiğim için dönüp neyi farklı yapmam gerekiyor diye sorabilirim, sadece sonuca ve tutturmam gereken bir hedefe odaklı çalıştığım zamanlarda yaptığım gibi işe yaramayan stratejileri daha da abartarak uygulamaya devam etmek yerine. Ve bir süre sonra yaptığım işte ustalaşırım, ve böylelikle onu değiştirme, evrimleşme, onun dışına çıkma ve kuralları koyma şansına da ulaşırım.</p>
<p>Genel müdür danışanıma bu hikayeyi anlattığımda, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyor, kendisi de iyi bir tenis oyuncusu. &#8220;Hikayeni sevdim&#8221; diyor, &#8220;açıkla.&#8221;</p>
<p>&#8220;Büyük hedefleriniz var, değil mi?&#8221;<br />
&#8220;Evet?&#8221;<br />
&#8220;Peki bu büyük hedeflere kim ulaşacak?&#8221;<br />
&#8220;Ben, biz, bu şirket, hepimiz!&#8221;<br />
&#8220;Peki sen, siz, bu şirket, hepiniz&#8230; ne kullanıyorsunuz bu hedeflere ulaşmak için?&#8221;<br />
&#8220;Anlamadım tam olarak soruyu&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Peki, farklı anlatayım: Don Miguel Ruiz&#8217;in sevdiğim bir sözü var. Der ki, büyük hayaller, büyük hedefler, büyük enerji istermiş. Siz bu büyük hedeflere ulaşacak enerjiye sahip misiniz kurum olarak ve bireyler olarak?&#8221;<br />
&#8220;Bilmem, herhalde!&#8221;<br />
&#8220;Peki sadece kendini düşün, şimdiki durumuna bak. Nasıl hissediyorsun?&#8221;<br />
Derin bir iç çekiş&#8230; Gözlerinden yorgunluğun karanlığı ve anlayışın aydınlığı karışımı, garip bir ışık geçiyor: &#8220;Yorgun, bitmiş, duygusal olarak tükenmiş, midesi tıka basa dolu, ama enerjisiz&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Peki nereden geliyor sizin enerjiniz?&#8221;<br />
Duyulur duyulmaz bir sesle: &#8220;Korkudan sanırım&#8230; Hedefleri yakalayamamaktan öyle korkuyor ki bütün şirket, sayemde!&#8221;<br />
Susuyorum.<br />
Biz bir yerlerde yanlış yaptık. Hedeflere ulaşmayı, amaçlarımızın peşinde koşmayı, hayalleri gerçekleştirmeyi bir korku filmine dönüştürdük biz, ve sonra bunu da kurum kültürü yaptık, adına da motivasyon dedik. Korku ile motive olmayı doğal sayan çalışan kuşaklar yetiştirdik. Tek enerji kaynağımızı korku yaptık, ve temiz enerji kaynaklarını tamamen kuruttuk.</p>
<p>Biz, bir yerlerde çok büyük bir hata yaptık&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-tenis-topu-ve-hedefler/">MareFidelis Klasikleri: Tenis Topu ve Hedefler</a> appeared first on <a href="https://marefidelis.com">marefidelis.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://marefidelis.com/marefidelis-klasikleri-tenis-topu-ve-hedefler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
