Zihnimin Hapishanesi – MareFidelis Klasikleri

Bizim en büyük korkumuz, inandığımız şeylerin doğru olmaması. Çok korkuyoruz neredeyse mevcudiyetimizi bağladığımız bazı “gerçeklerin” aslında yanılsamalardan ibaret olmasından. Çok korkuyoruz, “biz aslında kendimizi kandırmışız” gerçeği ile karşılaşmaktan. Bununla karşılaşmamak için o kadar aşırılıklara gidebilir, korkularımızın gerçek çıkmaması için öyle şeyler yapabiliriz ki!

Hele varlığımızın nedenini ve yaşamımızın akışını bazı test edemeyeceğimiz şeylere bağlamışsak ve bunları test etmeden inanmayacak zihnimizi de işin içine sokmuşsak, bazı kavramlara düşünme kabiliyetimizi ve irademizi teslim etmişsek, örneğin çeşitli -izmlere, örneğin içsel kaynaklı olmayan inançlara, varlığımızın ispatı ve temeli pamuk ipliğiyle bağlı demektir.

Aslında itiraf edemediğimiz korkularımızın dayandığı bu tehdit karşısında biz, inançlarımızı kanımızın son damlasına kadar savunmaya girişiriz. Aslında savunduğumuz kendi varlığımızdır. Bazı varsayımların, bazı fikirlerin değişmez gerçekler olmadığını kabullenmenin bedeli çok ağırdır çünkü. Her insanın varlık endişesi, varlığına referans gösterebileceği bir çok şey yaratmaya itmiştir onu çünkü, bu referans noktaları ortadan kalkarsa ve çürürse kendisinin de yok olacağından korkar insan.

Bir yandan inançlarımızı, referans noktalarımızı dışarıya karşı kahramanca savunurken, bir yandan da dışsal kanıtlar ararız kendimizce inançlarımıza. İçsel bilişe dönsek yanıtları hemen alacağımız halde, devamlı dışsal kanıtlar arar, uzmanların, öğretmenlerin, bilim adamlarının söylediklerine, yarım yamalak yapılmış araştırmalara, genel kabul gören gerçeklere, mucizelere ve aklınıza gelen diğer şeylere, ama ancak görüşümüzü destekliyorsa sarılır, onlardan medet umarız. Ta ki zihnimiz yetinmeyip yeni kanıt ve testler isteyene kadar.

Sorup dururuz kendimize, bütün bunlar doğru mu? Bütün bu okuduklarım, bütün bu inandıklarım, bütün bana söylenenler ve benim için söylenenler doğru mu? Ben gerçekten istersem yaşamımı değiştirebilir miyim? Gerçekten düşüncelerimin gücü istediğim gibi bir yaşam yaşamamı sağlayabilir mi? Gerçekten sevgi mi insanın temeli? Gerçekten erdem denen bir şey var mı? Aslında nasıl yaşar ve davranırsam istediklerime ulaşırım? Gerçekten aydınlanma yolunda ilerliyor muyum? Gerçekten Tanrı var mı? Gerçekten Tanrı diye bir şey yok mu? Gerçekten inandığım felsefe doğru mu? Gerçekten serbest ekonomi düzeni iyi bir şey mi? Gerçekten sosyalistler mi kurtaracak dünyayı? Gerçekten kollektif bilinçaltı diye bir şey var mı? Gerçekten bu parti mi ülkeyi düze çıkaracak? Gerçekten yapılan kehanetler doğru mu? Gerçekten Maya Takvimi 2012’de mi bitiyor? Gerçekten ıspanakta demir var mı? Gerçekten reenkarnasyon diye bir şey var mı? Gerçekten ben sandığım kişi miyim?

Sormaya devam edin. Bakalım yanıt bulabilecek misiniz? Benim ise size başka bir sorum var: Ne fark eder? Ne önemi var? Asıl soru şu olmamalı mı sizce de: Sen gerçekten, nasıl yaşamak istiyorsun? Eğer gerçekten inandığın her şey safsata ise ve kendini kandırmaca içinde yaşıyorsan bile, yaşamanın senin için en anlamlı ve güzel yolu nedir? Her şey yalan olsa bile ve özellikle de öyleyken, sen yaşamını nasıl yaşamak istersin? Yaşamının neye yaramış, hangi yaralara merhem olmuş olmasını istersin?

Bence asıl erdemli yaşam budur işte: Davranışlarına dışsal bir dayanak bulmadan, herhangi bir referans noktasına ihtiyaç duymadan, içsel bir bilişle bildiklerin dışındaki hiç bir sisteme ve kurallar manzumesine uymaya çalışmadan, sadece senin için ve senin vicdanına göre en doğrusu o olduğu için, sadece ancak öyle bütün ve tam hissedeceğin için “doğruyu” hissetmek, düşünmek, söylemek ve yapmak.

Daha da öteye gideyim, inançlarınız olsa bile, eğer eylemlerinizi bu inançlara uygun bir biçimde düzenlemeyi kendi öz iradenize ve vicdanınıza göre yapmıyorsanız, ciddi probleminiz var demektir. Eğer herhangi bir inancın ateşli bir savunucusu iseniz, bu inancın özünde eşitlik, bütünlük, sevgi olsa bile, sizden ricam bu inancınız sayesinde bir imtiyaz, bir farklılık veya özellik beklentisi veya duygusu içinde olup olmadığınızı ciddi biçimde kontrol etmeniz. Eğer ait olduğunuz inanç sisteminin ciddi biçimde yayılması sizi rahatsız ediyorsa (“herkes de Reiki Masterı oldu canım”), belli dogmalara sıkı sıkı sarılıyorsanız, hatta aynı inancın içinde kamplaşmalar oluşmaya başladıysa  çok çok dikkatli olun, dışsal referans sistemlerinin hepsinin düştüğü tuzağa düşmek üzeresiniz demektir.

Ama eğer herhangi bir sonuç ve çözüm beklemeden, bir yere varmayı, bir devrim yapmayı, aydınlanmayı, master olmayı, erdemli olmayı, başkalarından farklı olmayı, inanç sisteminin hiyerarşisinde yükselmeyi, üstün olmayı, tanınmayı, zengin olmayı, bundan sonra yaşamının daha düzgün gitmesini, az çalışmayı, çok çalışmayı, ve diğer bütün menfaat ve imtiyazları beklemeden, sadece eylemlerinizden ve yaptıklarınızdan keyif aldığınız için, şimdi ve burada başka herhangi bir şey yapmak, başka şekilde hissetmek, düşünmek, konuşmak ve davranmak istemediğiniz için, bu sizin en sıradan ve en doğal haliniz olduğu için, sadece bu şekilde kendinizi tam ve bütün hissedebildiğiniz için, ve sizi memnun, mutlu ve huzurlu kılan, yaşamınızı anlamlı kılan bir şeyler yapabildiğiniz için, ve bütün bunların doğru olduğunu içsel bir bilişle bildiğiniz için burada, şimdi yaptıklarınızı yapıyor ve varlığınızı kanıtlamak için başka hiç bir şeye ihtiyaç duymuyorsanız…

O zaman siz, gerçekten özgür bir insansınız…

Comments

comments

By | 2014-08-28T09:37:55+00:00 Eylül 23rd, 2003|Categories: Blog, klasikler|1 Comment

One Comment

  1. hakan Ağustos 28, 2014 at 4:08 pm - Reply

    Tebrik ederim çok güzel bir yazı ve aynı zamanda doğru ve canlı.
    İnsanın kendi durumunu net görebilmesi için parlak bir ayna oluşturmuşsunuz.
    Bu yazınızı faydalı bir yemeğe benzetecek olursak,
    hemen herkes de bu tarifi uygulayacak malzemeler var gibi gözüküyor.
    Biri hariç : odaklanma
    Kişi bunu temin etmeden,bir santim ilerleyemez,
    O söz ettiğiniz sorgulamalar,içe bakışlar,kıyası olmayan içsel değerlendirmeler.vs.mümkünatı yok.
    Ben,her seviye de şifacılık yapıyorum.yani:
    Enerji çalışması + Yaşam koçluğu + Ruhsal mentorluk ‘tan oluşan bir çalışma.
    Bundan söz etmemin nedeni,insanlarla ve rahatsızlıklarıyla sürekli iç içeyim.
    1 veya 2 seans da iyileştirdiğim bir rahatsızlığına rağmen,kişi bütünsel sağlığı için devamlılık göstermiyor,hatta anlayamıyor durumu.
    Ve bazıları açık açık kendileri ve durumlarıyla yüzleşmek istemediklerini söylüyorlar.
    Ben,yazınızdan sanki bunu özel bazı kişilere,
    yani sanki bir şeyleri zaten aşmış olan küçük bir topluluğa yazdığınızı hissediyorum.
    Eğer böyleyse,bu kişiler zaten yolda,gerçi onlar içinde güzel uyarılar var,
    ama onlar da bu dünya halinde ,
    buzdağının görünen kısmının tepesinde ki bayağın,kumaşında bir çizgi
    Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim,iyi çalışmalar dilerim..

Bir Cevap Yazın