MareFidelis Klasikleri: Ustanın Yolu

Çalışma yaşamında bizi olduğumuz yere getiren veya istediğimiz yere götürecek olan, ve eğer bir durup da şu anki kariyerimize, hatta yaşamımıza bakarsak göreceğimiz şey çoğunlukla paradokslar denizinden başka bir şey değil maalesef. Düşünün hele: Yükseldikçe sorumluluğumuz artıyor, ama sonuçları üretmek için gerek duyduğumuz kontrol azalıyor. En tepeye yükseldikçe her şeyin hakimi olacağımızı sanırken birden bizden beklenenin stratejileri belirlemek ve altımızdakilerin işleri fazla karıştırmamasına dua etmek gibi bir şey olduğunu fark ediyoruz. Bizden çok hızlı hareket etmemizi ve uygulamaya geçmemizi bekliyor herkes, ancak harekete geçtiğimiz anda her yandan farklı sesler çıkıyor. Yeni yükseldiğimiz pozisyonun beklentileri bu pozisyona ulaşmamızın en büyük nedeni olan o becerileri, yetenekleri, özel bilgiyi, ve tecrübeyi artık kullanmamamız, en azından doğrudan uygulamaktan vazgeçmemizi istiyor altımızdakiler.

Gerçekten de ilginç bir yaşam yukarı doğru hareket eden çalışanın yaşamı, hele yönetici olduğunuzda. Düşünsenize, çok iyi bildiğiniz bir işi bırakıp, hiç bilmediğiniz başka bir işin öğrencisi olmanızı istiyorlar birkaç yılda bir sizden, hem de başarılı olduğunuz için. Bu, bana bir şeyleri çağrıştırıyor. Seviye seviye yükseldiğiniz, her seviyenin bilgilerinin bir önceki seviyeden çok farklı, hatta taban tabana zıt olduğu, tam bu işi kıvırdık derken kendinizi bambaşka bir aşamanın ve yeni bir öğrenciliğin eşiğinde bulduğunuz bir yolu. Ulaştığınızdan, ulaştığınız anda vazgeçip, ulaşabileceklerinize doğru tekrar yola çıktığınız bir yolculuğu. George Leonard, buna “Ustanın Yolculuğu” diyor.

Şunu fark edin: Kariyerinizi, yöneticilik deneyiminizi, hatta özel yaşamınızı ve ilişkilerinizi deneyimlemenin iki yolu var. Birinci yol şu: O “bir yere” ulaşmaya çalışır, her ulaştığınız yeni limanın o artık rahat edeceğiniz, kendinizi güvende hissedeceğiniz, sonsuz mutluluğa en sonunda ulaşacağınız yer olduğunu umut eder, her seferinde de bunun doğru olmadığını görerek hayal kırıklığına uğrarsınız. Fark edersiniz ki yolculuk bitmemiş. Tam rahat ettik diyecekken sizden yeniden rahat ettiğiniz bölgeden çıkmanızı, size taban tabana zıt gelen yeni şeyler öğrenmenizi, anlamadığınız ve katılmadığınız yetkinlikleri sergilemenizi istiyorlar. Bu duruma korku ve dirençle karşılık verir, tepkisel davranmaya başlarsınız. Yeni becerileri uygulamaya zaman olmadığını söyler, sistemin sizin yöneticilik yapmanıza izin vermediğinden dem vurarsınız. Ben yöneticilik yaparsam bu işleri kim yapacak dersiniz. “Doğru diyorsun da” dersiniz karşınızda konuşan danışman veya eğitimciye, “gerçek yaşam öyle değil ki!”. Bu yazıyı okumayı buralarda bir yerde bırakırsınız. Eğer günde 14 saat çalışmayı kaldırır, altınızdakilerin işini yaparken siz rakamlarınız da beklentiler düzeyinde olursa, büyük ihtimalle sizin işinizi yapan ve bunu bir problem olarak görmeyen üstünüz tarafından terfi bile ettirilebilirsiniz. Bu sefer tamam dersiniz, tamam, işte şimdi huzura kavuşacağız, işte o “bir yere” geldik, ta ki yeni hayal kırıklığına kadar. En sonunda da dünyanın ve iş yaşamının size istek ve beklentilerinizi veremeyeceğini ilan ederek umutsuzluğa kapılırsınız!

Bir de ikinci yol var, demin bahsettiğimiz “ustanın yolu”… Herhangi bir biçimde ustanın yolculuğuna çıkan kişi, bu yolculukta ulaşılacak bir amaç veya hedef olmadığını bilir. Hedef yolculuğun kendisidir. Usta o yolculuğu deneyimlemek için çıkmıştır yola, bir yerlere varmak için değil. Usta mola verdiği duraklarda bir sonraki yolculuğuna çıkmak için hazırlanırken kendisine hayret eden yolcularla karşılaşır. Bu yolcuların  bir çoğu yıllar, belki de asırlardır o durakta beklemektedirler. İçleri rahatsızdır aslında bu beklemekten. Sadece korkuları yüzünden bu durakta beklediklerini bilirler içten içe, ama bunu itiraf etmek, ya korkuları ile yüzleşmek ve eyleme geçmek zorunda bırakacaktır bu yolcuları, ya da duraktan ayrılamamanın acısını daha da arttıracaktır. O yüzden ustayı da kalmaya ikna etmek isterler bu durakta.

“Bu durağın ne eksiği var ki?” derler, “bu duraktan sonra tren yolu bir uçurumda bitiyormuş, görenler var, valla kulağımla duydum” derler. “Sistem böyle” derler, “makinistler suçlu” derler, “annem babam beni lider yetiştirmemiş” derler, “çoluk çocuk” derler, derler de derler. Ustalık yolcusu, yani bizim yönetici, bunların hepsini dinler, ama yolculuğundan vazgeçmez. Ustalığın  yetenekle, beceriyle değil, yolun üzerinde kalmakla alakalı olduğunu bilir. Her zaman bir sonraki durak olduğunu bilir o. Carlos Castenada’nın Don Juan’ın Öğretileri kitabında anlattığı “savaşçı” gibi yaşar kariyerini ve yaşamını: “Sıradan insanlar için belalar ve lütuflar vardır, savaşçı için ise sadece bir sonraki aşılacak adım.” Ve usta  her adımda daha büyür, ve her adımda daha da öğrencileşir. Ustalığa ilerlemenin tek yolunun ustalıktan vazgeçmek olduğunu bilir usta yönetici.

Usta yönetici fark eder ki, herhangi bir şeyin ustası olmak, o işin veya konunun uzmanı olmaktan çok farklı bir şeydir. Uzman olmak belki ustalık yolunda önemli bir adımdır, ama usta olabilmek için edindikten sonra o uzmanlıktan da vazgeçmek gerekir. Usta yönetici bilir ki aslında tek şeyin ustası olabilir insan: yaşamın. O yüzden sadece işin değil, ilişkilerin ustasıdır usta yönetici. Keyif almanın ustasıdır, hayal kurmanın ustasıdır, ayaklarını yere basmanın ustasıdır, strateji yapmanın ustasıdır, ellerini kirletmenin ustasıdır, hatta hata yapmanın ustasıdır bizim usta yönetici. Ama hatalarından öğrenmenin de ustasıdır, ve bilir ki, yukarıda saydığımız ve saymadığımız her şeyin ustası olmak, aslında bütün bunların öğrencisi olmak demektir.

İşte bu sayede usta yöneticinin takımı, şirketi, ekibi, rakam ve hedeflerine ustaca ulaşır. Hedeflerini aşarlar, bunu yaparken kendilerini öldürmeden. Usta yönetici bazen liderlik kitaplarında anlatılan taktik ve modellere uygun davranmasa bile her zaman manevi sonuçlara da ulaşır. İşin taktik ve davranıştan çok daha derinde bittiğini, ve karşısındaki insana veya departmanına önerilen teknik ve taktikleri uygulasa bile onların derindeki duygu, düşünce ve hislerini duyacaklarını bilir. Onun için en başta kendini yönetir, ve bunun  üzerine doğru davranış ve modelleri uyguladığında mucizeler yaratır.

Yaşamını ve kariyerini her iki şekilde de yaşayan yöneticilerin hikayeleri anlatılır çocuklara, öğrencilere, medyada, kitaplarda, yönetim vaka çalışmalarında, ekonomi gazete ve dergilerinde. Ancak sadece “usta yönetici” bundan gurur duyar.

Comments

comments

By | 2014-09-07T20:08:09+00:00 Ekim 3rd, 2005|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın