Pembe Hayallerimiz ve İş Yaşamı: MareFidelis Klasikleri

Genellikle bu sütunlarda, o hafta aklımı meşgul eden, beni düşündüren, veya yeni okuduğum konularda yazılar yazarım. Geçen hafta bir okurumdan aldığım elektronik mesaj uzun zamandır yazmak istediğim bir konuya getirdi beni. Büyük bir içtenlikle belki de hepimizin sorduğu soruları soruyordu sevgili okurum:

“2002 yılı mezunuyum ve büyük bir şirkette uzman olarak çalışıyorum. Yaşım 23… Buraya kadar her şey güzel değil mi? İnanın çevremdeki herkes de böyle düşünmekte… Fakat anladım ki iş hayatı benim düşündüğüm, beklediğim gibi pembe değil… İnsan ilişkileri, sürekli uyanık olma zorunluluğu, konuşmaların bile buram buram strateji koktuğu ortamlar… beni inanılmaz rahatsız ediyor… Ve fark ettim ki bir şeyler için bir yerlerden başlamak gerekiyor… Ben asla kötü kalpli olamam, başkalarının hakkını biraz daha itibar ve para için yiyemem… O zaman ben bir şekilde iç huzurumu sağlamalıyım… Yoksa ben bu şekilde çok yaşamayacağım:))) ya da çok çok erken yaşlanacağım.. Sorun tam olarak nerede bilmiyorum belki de… 

Ama bu durum çok fazla motivasyon eksikliği yaratıyor bende ve işim için çok çok gerekli olan yaratıcı zekamı da olumsuz etkiliyor..”

Bu satırlarda yazılanlara benzer bir şeyleri hissetmeyenlerimiz var mıdır acaba? Okuldan çıkıp da “gerçek” yaşamla, iş yaşamı ile karşılaştıklarında duydukları hayal kırıklığının altında ezilmiş kuşaklarız biz. Çünkü bize her şeyi, dünyanın bütün bilgilerini öğrettiler, bazılarımız süper akademik eğitimler aldı, ama bu eğitim ve öğretim, sadece içinde geçerli oldukları yaşamda, akademik yaşamda işe yarıyordu. Ama bize kimse yaşamayı, yaşamda kalma becerilerini öğretmemişti. Tek bu yüzden kaç arkadaşımın bugüne kadar öğrendikleri şeylerin geçerli olduğu tek mesleği, yani akademik hayatı seçtiğini düşünüyorum da…

Yanlış anlamayın, akademik eğitime karşı değilim. Tam tersine. Herkesin iyi bir akademik temel kazanmasından yanayım ben. Kendi akademik eğitimimin getirdiklerinden yararlanıyorum hala. Ama bunun yaşamda başarı için gerekli ve yeter koşul olmadığını söylüyorum. Daniel Goleman’ın ünlü “Duygusal Zeka” adlı kitabında belirttiği gibi hayatta başarıyı, akademik başarıdan bambaşka şeyler belirliyor. Yaşamla, başkalarıyla, ve kendimizle nasıl bir ilişki kurabildiğimiz en önemli belirleyici aslında ne kadar kaliteli bir yaşam yaşadığımızı… Ve biz de bu dergide sizlerle hep bu konularda konuştuk şimdiye kadar.

Peki ne yapmamız gerekiyor? İsterseniz, okuyucumla paylaştıklarımı sizinle de paylaşayım:

“Senin yerinde olsam bu ortamlarda seni asıl rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmaya çalışırdım. Bu ortamların iyi olduğunu, bu bahsettiğin davranışların beni de rahatsız etmeyeceğini iddia etmiyorum. Tam tersine. Ancak şunu merak ediyorum: “Asla kötü kalpli olamam, başkalarının hakkını yiyemem” demişsin… Çok doğru, ama işinde gerçekten başarılı olmak için bunlara gerek var mı? Yoksa aslında sorun tam tersine senin hakkının yenmesine izin vermemek, veya bunun zor gelmesi mi?

İş yaşamıyla ilgili bir kaç gerçek var:

1) Her şeye maalesef en başından başlamak gerekiyor. Hiç bir şeye, kariyerine de tepeden başlayamazsın.

2) Ve hayır, hiç bir kuruluş, hiç bir meslek, iş, senin hayallerini karşılamak zorunda değil. Yaşamın bize adil ve iyi davranmak gibi bir taahhüdü ve zorunluluğu yok.

3) Kendin ve yaklaşımın dışında kimseyi kontrol edemezsin (bu özel ilişkiler için de geçerli).

4) İnsanların davranışları kişisel ve sana karşı değil. Sadece bildikleri tek veya en iyi yolla yaşamda kalmaya çabalıyorlar. Kötü niyetli gözükmeleri, içlerinde taşıdıkları korkularından kaynaklanıyor. Aslında ne kadar ürkek ve küçük olduklarını fark et, ve tahmin et içlerindeki rahatsızlığı duymamak için asıl bir mekanizma kurmuş olabilirler! (sakın onlara psikologluk yapmaya kalkma ama, bkz madde 3).

5) Koşullar senin istediğin gibi olmadığına göre, ve mevcut durumu değiştirmek şu an için mümkün olamayacağına göre elindekilerle yapabileceğinin en iyisini yapmak en iyi alternatifin.

6) Odağını daha uzun vadeli tutmak, büyük resme odaklanmak, küçük gündelik çatışma ve problemler içinde kaybolmamak, o uzun vadeye ulaşabilmenin tek yolu.

7) Enerjini neye odaklarsan ondan daha fazla yaşamına çekersin. İş yerinde iyi olan hiç bir şey yok mu?

8) Kimse sana iyi davranmak, hakkını korumak, senin için bir şeyler yapmak zorunda değil. Onlardan bunu bekleyemezsin. Onun için sen insanlara sana nasıl davranmalarını istediğini öğretmelisin. Hakkını sen korumalı, kendin için yapılmasını istediklerini sen yapmalısın. Yaşamında olan her şeyin sorumluluğunu almalısın. Maalesef bunun başka yolu yok. Anladığım kadarı ile “iyi yürekli” ve “ilkeli, prensipli” birisin. Ailende bu kavramların nasıl anlamlandırıldığını düşünmeni öneririm. Kendi hakkını koruduğunda veya senin olan için mücadele ettiğinde, nasıl kötü kalpli olabilirsin? Eğer mücadele edersen veya yüzleşici olursan ne olur? Zor biliyorum. Ama başka yolu yok. Yaşam bizim kendi gücümüzü sahiplenmemizi gerçekleştirmek için elinden geleni yapıyor. Gücünü eline al. Yapamayacağın hiç bir şey yok. Seni senden başka hiç kimse durduramaz.

9) Ve evet, bunu yaparken değerlerinden feragat etmek, kötü olmak, vs. zorunda değilsin. Tam tersine, insan değerleri için mücadeleyi göze aldığında yaşamda iç huzuru ortaya çıkmaya başlıyor. Amaç bütünlüğün içinde kalabilmek. Bütünlük: Duygu, düşünce, söz ve eylemimin benim için en iyi olduğunu bildiğimle ve vicdanımla aynı olması… Bütünlük senin kendi başına sorumlu olduğun bir şeydir. Başkaları yapmıyor diye bundan feragat etmek de tamamen bir tercih, senin tercihindir. Sonuçların da senin olacaktır.

10) Oscar Wilde diyor ki “Yaşamak cesaret ister, işte bunun için çok az kişi yaşar. Diğerleri yaşamı sürdürürler.” Yaşamaya, hakkın ve değerlerin için ayağa kalkmaya, bütünlüğünü korumaya, yapabileceğinin en iyisini yapmaya, ve yaşamın karşına çıkaracağı bütün zorluklara rağmen ona bağlı kalmaya cesaret et. Bunu yapamam dediğin her seferinde sana ne kadar güçlü olduğunu kanıtlaman için daha da zor bir testle karşılaşıyor olabilir misin? Ayağa kalk ve ulaşmak istediğin sonuçlar için bir şeyler yap! Hem de şu anda elinde olanlarla.

Yaşam, anlaşılacak değil, yaşanacak bir şey. Bu durumla baş edemeyeceğini iddia etmiyorsun değil mi? Veya şöyle söyleyeyim: Bu durumla baş etmek için, hatta baş etmenin de ötesine geçip bir öğrenme deneyimi haline getirmek için ne yapabilirsin?”

Comments

comments

By | 2014-08-27T00:23:35+00:00 Kasım 11th, 2003|Categories: Blog, klasikler|2 Comments

2 Comments

  1. buket buyuk Ağustos 27, 2014 at 11:48 am - Reply

    Dost Bey merhaba,

    Cesur sorular kitabıyla sizi tanıdım. Endüstri mühendisi olmanız, iyi bir akademik geçmişinizin olması ve daha sonra yazılarınızdaki içtenlik ilgimi çekti. Sizi facebooktan takip etmeye karar verdim. Tesadüfen eşinizin profilinide gördüm. İçime ikinizin varlığıda su serpti. Enerjisi de kendide az bulunur, güzel insanlardan olduğunuz belli…
    Bu karmaşık hayatta bende sizin yukarıda yazdıklarınızı yapmaya çalışan biriyim. Elimden geldiği kadar hepsini uygulamaya çalışıyorum.
    Tüm yazdıklarınız ve hayatımıza kattıklarınız için teşekkürler. Emeğinize sağlık…

    • Dost Deniz Ağustos 27, 2014 at 9:54 pm - Reply

      Çok teşekkürler Buket Hanım, güzel sözleriniz için.

      Kolay gelsin, sevgiler

      Dost

Bir Cevap Yazın