Olumlu olumlu düşünelim lütfen: MareFidelis Klasikleri

Danışanlarımla, onların yaşamda hedefledikleri her neyse ona ulaşmaları için yaptığımız çalışmanın önemli bir bölümütaşıyıcı sistemler ve ortamlar tasarlamak oluyor. Ben insanın kendi kulağından çekerek hayal ettiklerine ulaşmasının imkansız olmasa da yeterince hızlı ve eğlenceli olmadığını düşünüyorum. İnsanın sınır koyması en zor insan kendisi oluyor nedense. Bir şekilde kendimizi asıl yapmak istediğimiz her neyse onun yerine başka bir şey yapmaya ikna etmek o kadar kolay oluyor ki! Çok severek yaptığım bu meslek bunun için var!

İşte bu yüzden, bizi bize rağmen hedefimize taşıyacak, odağımızı devamlı hedefte tutacak ortamlar ve sistemler kurmak, isteklerimizi elde etmemiz için önemli araçlar olabiliyor. Bu sistem ve ortamlar enerji kaynakları, ilişkilerimiz, destek, liderlik, tasarlanmış yapılar ve fiziksel ortamlar olarak gruplanabilir.

Örneğin her hafta yazmakta olduğum bu e-dergi benim için böyle bir ortam. Sizin için bu ortam bilgisayarınızda Outlook’ta koyduğunuz bir hatırlatıcı, kişisel standartlarınızı yükseltmek, daha çok hayır demek, zaman planlaması, okuduğunuz kitaplar, görüştüğünüz insanlar, haftalık mesleki dergiler, internet, sizi destekleyen aileniz, el bilgisayarınız, meditasyon, spor, vb. gibi günlük alışkanlıklarınız, meslek örgütleri, sizin gibi düşünen insanlarla beraber olmak, rutin iş yükünüzü sırtınızdan alarak zamanınızı daha yaratıcı kullanmanızı sağlayan asistanınız olabilir. Bu tip ortamlar genellikle kişininyapısı ve hedeflerine göre tasarlanır.

Olumlu düşünmek ve doğu rahatlama teknikleri, aslında bu tip ortamlardan. Bir kişisel gelişim uzmanı olarak danışanlarımdan duygu, düşünce ve davranışlarını yaratmak istedikleri yaşama uygun biçimde tekrar düzenlemeleri, çalışmamızın hemen başında talep ettiğim şeylerden biridir. Ne kadar yazarsam yazayım,  bu yaklaşımın, yani düşüncelerin amaçlar doğrultusunda kullanılmasının değerini yeteri kadar anlatamam. Ancak ben bu konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum bu gün.

Ne mutlu bizlere ki sonunda “kişisel gelişim” akımı diye bir şey başladı. Herhangi bir kitapevine giderseniz, son dönemde kişisel ve ruhsal gelişime ayrılan raf sayısındaki artışa şaşırabilirsiniz. Bu iyi haber. İstediğimiz gibi bir yaşam yaratmak için bize yol gösteren o kadar çok mükemmel kitap var ki! Bu kitapların çoğu da sürecin bir parçası olarak “olumlu düşünce”yi, istediğimiz sonuca yönelik düşünmeyi, yaratıcı imgelemeyi öneriyorlar. Ve sanırım bir çoğumuz da okumayı buralarda bir yerlerde kesiyoruz!

Kişisel gelişim hareketi 21. yüzyılın bu ilk yıllarında gitgide kuvvetlenirken olumlu düşünce yöntemi hakkında bir efsane oluşuyor. Ancak normalde eyleme geçmek ve bu eylemlerinin sonuçlarının sorumluluğunu almakta zorluk çeken bizler, sanki sadece olumlu düşünce, yaratıcı imgeleme ve onaylamalar problemlerimizi çözmeye yeterliymiş gibi görüyoruz. Bu ise “olumlu düşünce” akımının gerçek söylemine aslında hiç de uymuyor.

Çünkü “en” ezoterik yöntemlerde veya mistik yaklaşımlarda bile “istediğimiz yönde” düşünmek işin yarısı. İkinci yarısı da tercihlerimizi ve eylemlerimizi bu yönde kullanmak. Bir mistik söylem “İstediğini düşün, düşündüğünü söyle, söylediğin yönde harekete geç” diyor. Bir başka bilge ise “sen evrene doğru bir adım at, o sana doğru koşarak gelir” diye anlatıyor bu gerçeği. Yani şu an içinde bulunduğumuz ve pek istemediğimiz durumdan çıkmak için sabah akşam olumlu düşünmek, aynanın karşısında iki saat önermeler söylemek, meditasyon yapmak belki sizi bu konudaki fırsatlarla buluşturabilir, ancak siz kendi sorumluluğunuzu almazsanız, korkularınızla yüzleşmezseniz, ne oluyor aslında burada diye sormazsanız, ayağa kalkmazsanız, ve ben de varım, ve bu benim hakkım demezseniz, ve önünüze sunulan fırsatlara elinizi uzatıp da almazsanız hayalleriniz hayal olmaktan kurtulma şansını elde edemeyebilirler.

Çok sevdiğim bir söz var: “Tanrı kimseyi kanaatten geçirmez. Ama bir çok telafi sınavı yapar” diye. Biz bu olumlu düşünme kaynaklı teknikleri sabah akşam uygular ve bir yandan da yaşamdan ve korkularımızdan saklanmaya devam ederken, aslında biraz şu öğretmenin gözüne girmek için elinden geleni yapan ancak sınavda boş kağıt verip de sonra yine de sınıfı geçeceğini uman öğrencilere benzemiyor muyuz biraz?

Benim için yaşam, saklanılacak değil yaşanılacak bir şey. Yaşamın bize neler getirdiği her zaman kontrolümüzde olmayabilir. Ama bizim dağıtılan bu el ile nasıl oynayacağımız ise tamamen bizim kontrolümüzde. Bütün bu tekniklerin de bize öğrettiği en önemli şey bu. Önemli olan yaşamın, koşulların ve başkalarının “kurbanı” olmaktan vazgeçip, ne düşündüğünün, ne hissettiğinin, ne yarattığının ve ne yaşadığının sorumluluğu almak. İçimizdeki gerçek güçle temasa geçip onunla istediğimiz yaşamı yaratmak. Uyanmak.

Bir olumlu düşünme, pozitif onaylama ve ardından bu inanç doğrultusunda eyleme geçme örneği mi görmek istiyorsunuz? O zaman lütfen bütün önyargı ve şartlanmalarınızı bir kenara koyun ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini okuyun. Evet, biliyorum, bize öyle zorla, temcit pilavı gibi sundular ki bunları, çoğumuz artık ezbere okusak da bu ve benzeri metinleri içeriğine dikkat bile etmiyoruz, otomatiğe bağlamışız bir kere. Ya tepki duyduğumuzdan, ya da tabu haline getirdiğimizden. Ne kadar yaşama benziyor değil mi?

Ama Gençliğe Hitabe, en yüklüsünden bir olumlu düşünme ve pozitif önerme metni. Bir NLP klasiği! Ama bu sefer bu metni farklı bir gözle okuyun lütfen. Bu metin, hem olumlu düşünmeye, hem de eyleme çağırıyor bizi. Ve bu metin, özgürlüğünü korumaya çalışan bir milletten bahsetmiyor aslında, insanın kendi içindeki korkularına ve bloklarına karşı özgürlüğünü kazanma savaşından bahsediyor! Diyor ki, senin için değerli olan bir şeyi korumak istiyorsan, onu elde etmek istiyorsan, istediğin gibi, gurur duyabileceğin bir yaşam yaratmak istiyorsan, artık bahaneler uydurmayı bırak. Evet, her şey istediğin durumda olmayabilir. Hatta durum gayet kötü olabilir. Koşulların imkansızmış gibi gözükebilir. Üstüne üstlük kendine güvenini kaybetmiş, korkularına teslim olmuş olabilirsin.

Ve diyor ki hitabe, bütün bunlar, senin kişisel özgürlüğünü talep ve ilan etmemen için yeterli bahane değil. Eğer pes ediyorsan, koşullarının, korkularının, başkalarının kurbanı oluyor, özgürlüğünden, hayallerinden, yaratmak istediğin yaşamdan vazgeçiyor ve durumuna razı oluyorsan fark et ki bu senin seçimin. Çünkü aksini denemedin bile. Özgür olmamayı seçen sensin. Çünkü bu yaşamda yapmak zorunda olduğun hiçbir şey yok. Ve bunun için ihtiyaç duyduğunkudret, damarlarında dolaşıyor.

Bütün mücadeleler, insanın içinde, kendi korkularına karşı başlıyor. Savaştığımız tek şey kendimiz aslında. Biz çoğumuz özgür olmak istiyoruz derken birisi bizi bu korkulardan kurtarsın diyoruz. Biz istediğimiz her şeyi yapmak, istediğimiz bir yaşamı yaratmak, sevdiğimiz bir işte çalışmak, belki bir iş kurmak, daha sosyal olmak, bizi kısıtlayan ilişkilerden ve koşullardan kurtulmak istiyoruz. Ve bunu yapmak için özgür olmaya ihtiyacımız var. Birisi bizim korkularımızı alıp götürsün lütfen! Örneğin olumlu düşünelim, onaylama yapalım, ve korkular, lütfen gidebilir misiniz?

Tercümesi: Ben şimdi bir şeyler yapmak istiyorum. Ama olası olumsuz sonuçlara katlanmak istemiyorum. Mümkünse birisi bana bir zahmet garanti verebilir mi? Özgür olacağım da!

Size rahatlatacak bir şey söyleyeyim: Kimse size garanti veremez! Yani başka bir deyişle, korkularınız gitmeyecek! Ve evet, bazen işler istediğiniz gibi gitmeyebilir. Ama önemli olan soru şu: Siz bununla baş edemez misiniz? Özgürlük demek, korkulara rağmen ve bütün olası sonuçların sorumluluğunu alarak istediğimiz ve doğru bildiğimiz yolda ilerlemektir.

Gençliğe Hitabenin herhangi bir yerinde: “Ey Türk Gençliği, sakın korkma” denmiyor. Tam tersine onu korkutacak bütün olumsuz durumların gerçekleşmiş olabileceğinin altını çiziliyor. Ayrıca herhangi bir yerinde “garanti başarılı olacaksın” da denmiyor. Tek şey diyor: Durum ve koşullar en kötü durumda olsa bile, korkularının gözlerinin içine bakarak ve içindeki güçle temas halinde, kendin için bir şey yapacak ve sorumluluğu alacak mısın, yoksa kurban olmayı seçip kişisel ve ruhsal özgürlüğünü teslim mi edeceksin? Çünkü yarattığın her şeyin tek sorumlusu sensin.

Comments

comments

By | 2014-08-31T20:40:06+00:00 Ekim 22nd, 2002|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın