Sistemlerdeki insan deneyimini bir kaç önerme ile özetleyebiliriz:

  1. Kurumlar, insan sistemleri karmaşıktır. Her parça diğerini etkiler, tüm parçalar birbirleri ile belli bir dengededirler, ve birine müdahale ettiğimizde tümü değişir.
  2. İnsanlar bu sistemlerde tahmin edilebilir hatalara ve tuzaklara düşerler. Herhangi bir parçayı, olguyu, davranışı kendi başına, onu yaratan ve onun etkilediği diğer parçalardan, olgulardan ve davranışlardan ayrı düşünme eğilimindedirler.
  3. Bu nedenle çoğu zaman insanlar düşünüşlerini iyi niyetli ancak basit etki – sonuç mantıkları üzerine kurarlar. Bunun sonucu en iyi ihtimalle tatminsizlik, çoğunlukla hayal kırıklığı, bazen de felaketler olabilir.
  4. Şu anda şirketlerin, kurumların, toplumların, ailelerin, hatta ülkelerin içinde bulunduğu durum, büyük ölçüde bu “sistem körlüğünden” kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman sorunların nedeni olarak görülen “açgözlülük” bile kişilerin bütün sisteme etkilerini algılayamamasının bir sonucudur.
  5. Kurumların biz koçlara ihtiyaç duymasının ana nedeni de bu yukarıda saydığım nedenlerdir. Sistemleri ve sistem içindeki kendilerini anlayamayan liderler, tüm potansiyellerini ortaya koyamazlar.
  6. Bu liderlerin etkin olabilmesi için hem başkalarının, hem de kendilerinin düştüğü tuzakları görmeyi öğrenmesi ve bu tuzaklardan kurtulmayı becerebilmesi gerekir. Koçların verebileceği en büyük fayda budur.
  7. Koçların bu faydayı sağlayabilmesi için kurumsal sistemleri, içindeki dinamikleri, bu sistemlerdeki liderlik zorluklarını anlamaları ve bilmeleri gerekir.
  8. Koçlar da bu konuda kendilerini geliştirmedikleri sürece, her insan gibi, yani destek olmaya çalıştıkları liderler kadar sistem körü olma ihtimalleri çok yüksektir.

 

Ancak tüm iyi niyetimize rağmen biz koçlar, özellikle de bu iyi niyetli destek olma arzumuza rağmen bazen bu gerçeği göz ardı edebiliyoruz. Bu durumda da en iyi ihtimalle aslında olabileceğimiz kadar faydalı olamıyor, kötü ihtimalle uzun dönemde zarar da verebiliyoruz.

Koçlar, danışanları olan liderlere ve yöneticilere şu çok kritik soruları yanıtlayabilmeleri için destek olmalılar, bunun için de öncelikli olarak kendileri bu soruları anlayacak ve yanıtlayabilecek sistemsel bilgi, anlayış ve yaklaşımı edinmek zorundalar:

  • Burada ne oluyor? Bu kurumda, bu sistemde, danışanımın içinde bulunduğu bağlamda aslında ne oluyor?
  • Bunun nedeni ne? Danışanım, diğer aktörler, çevresel koşullar, şartlanmalar, yetkinlikler, kurumsal yapılar, kültür, vb. bu durumun oluşmasında nasıl rol sahibi?
  • Bu durumu daha iyileştirmek için danışanıma düşen rol ne? Bir kurumsal aktör, yönetici ve lider olarak danışanım ne gibi rolleri üstlenerek, ne gibi eylemlere girişerek bu durumu daha iyi ve etkin olana doğru değiştirebilir?
  • Bu rolü yerine getirebilmek için danışanım hangi alanlarda gelişmeli? Danışanım hangi yeni düşünüş, yaklaşım, tutum ve davranışları geliştirirse bu rolü en iyi şekilde yürütebilir?
  • Bu süreçte koç olarak benim rol ve görevim ne? Tüm bu süreçte ben danışanıma en iyi şekilde nasıl destek olabilirim? Hangi araçlar ve yaklaşımlar bir koç olarak beni etkin kılar?

Özellikle de kurumlar gibi özel dinamikleri olan bir alanda “Koç sadece soru sorar” gibi bir önerme yeterli olmuyor, doğru soruları sorabilmek için bile koçun içinde koçluk yapılan alanı, dinamikleri, ve bu dinamiklerin danışanı üzerindeki etkisini anlayabilmeli.

Bu soruları yanıtlayabilmek için koçun yetkin ve bilgili olması gereken üç alan var:

  • Kurumları, kurumların nasıl çalıştığını, hiyerarşik sistem dinamiklerini tanımak ve anlamak,
  • Bu sistemsel alan içinde liderliği, üzerlerindeki etkileri ve karşılaştıkları zorluklarını anlamak,
  • Bu liderlere, kurumsal alanda etkin olarak ilerleyebilmek için nasıl koçluk yapılması gerektiğini anlamak.

MareFidelis Koçluk Yaklaşımı ile Yönetici ve Lider Koçluğu modelimiz, işte bu görüş, anlayış ve düşüncelere dayanmakta…