MareFidelis Klasikleri: Tenis Topu ve Hedefler

Nerede hata yaptık biz? Nasıl bir sistem kurduk kendimize? Nerede vazgeçtik biz insan olmaktan ve insan taklidi yapmaya başladık? Nerede, ne zaman nefes alıp vermeyi yaşamakla karıştırdık? Nasıl bu oyuna geldik, ve oyunu yaşamın kendisi sanmaya başladık.
Orta büyüklükte bir şirkette genel müdür olan danışanımla çalışıyoruz. Benimle çalışmasının ana nedeni, yönetim kurulundan verilen, gerçekten yüksek hedefler. Danışanım bu ağır hedefleri yakalayabilmek için gece gündüz çalışıyor neredeyse, bütün ekibiyle beraber. Şirkete girdiğimde insanların yüzlerinden üstlerinde hissettikleri ağır baskı hissediliyor. Gözlerden yorgunluk akıyor. Çoğu bu işi neden yaptıklarını hatırlamıyorlar bile. Hatta ne yaptıklarını da… Bütün personel gözlerini tutturacakları, bütün yaşamlarını bağladıkları o rakamsal hedeflerine kilitlemiş durumdalar. Tek konuşulan şey tutturacakları o satış rakamı, yakalayacakları karlılık oranı, verimlilik rasyoları… Hele genel müdür danışanımın iki haftada bir yaptığı toplantılar… Herkesin merak konusu bu hafta kimin kızartılacağı toplantıda.

Bir dostum, yeni çalışmaya başladığı tenis hocasıyla nasıl çalıştığını anlatıyordu geçen gün. Anlattığına göre hocası son bir kaç aydır sadece yaptığı hareketlerin doğru hareketler olması için çalıştırıyormuş kendisini. Yani topu doğru yere atmaya değil, forehand hareketler serisini mükemmel yapmaya odaklı çalıştırıyormuş. Hatta topun nereye düştüğüne bakmasına izin dahi vermiyormuş bazen. Sadece şimdi burada yaptığı şeyi en iyi şekilde yapması ve bunun ustası olması için çalışıyorlarmış. “Topu istediğin yere atmak, ve maçı kazanmak, ancak hareketlerini en doğru biçimde yaptığında, yaptığını ustası olduğuna mümkün, hatta doğal olur” diyormuş hocası…

Çünkü eğer ben, şimdi, burada yapmam gereken şeyi en doğru şekilde yaparsam, ve her yaptığımda bir öncekinden daha iyi yapmaya çalışırsam, bir kaç sonuca ulaşırım: Ben doğru eylemleri şimdi yaparsam gelecekte oluşacak sonuçlar için endişelenmeme büyük ölçüde gerek kalmaz. Ayrıca istediğim sonuçlara ulaşamadığımda ne yaptığımı çok iyi bildiğim için dönüp neyi farklı yapmam gerekiyor diye sorabilirim, sadece sonuca ve tutturmam gereken bir hedefe odaklı çalıştığım zamanlarda yaptığım gibi işe yaramayan stratejileri daha da abartarak uygulamaya devam etmek yerine. Ve bir süre sonra yaptığım işte ustalaşırım, ve böylelikle onu değiştirme, evrimleşme, onun dışına çıkma ve kuralları koyma şansına da ulaşırım.

Genel müdür danışanıma bu hikayeyi anlattığımda, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyor, kendisi de iyi bir tenis oyuncusu. “Hikayeni sevdim” diyor, “açıkla.”

“Büyük hedefleriniz var, değil mi?”
“Evet?”
“Peki bu büyük hedeflere kim ulaşacak?”
“Ben, biz, bu şirket, hepimiz!”
“Peki sen, siz, bu şirket, hepiniz… ne kullanıyorsunuz bu hedeflere ulaşmak için?”
“Anlamadım tam olarak soruyu…”
“Peki, farklı anlatayım: Don Miguel Ruiz’in sevdiğim bir sözü var. Der ki, büyük hayaller, büyük hedefler, büyük enerji istermiş. Siz bu büyük hedeflere ulaşacak enerjiye sahip misiniz kurum olarak ve bireyler olarak?”
“Bilmem, herhalde!”
“Peki sadece kendini düşün, şimdiki durumuna bak. Nasıl hissediyorsun?”
Derin bir iç çekiş… Gözlerinden yorgunluğun karanlığı ve anlayışın aydınlığı karışımı, garip bir ışık geçiyor: “Yorgun, bitmiş, duygusal olarak tükenmiş, midesi tıka basa dolu, ama enerjisiz…”
“Peki nereden geliyor sizin enerjiniz?”
Duyulur duyulmaz bir sesle: “Korkudan sanırım… Hedefleri yakalayamamaktan öyle korkuyor ki bütün şirket, sayemde!”
Susuyorum.
Biz bir yerlerde yanlış yaptık. Hedeflere ulaşmayı, amaçlarımızın peşinde koşmayı, hayalleri gerçekleştirmeyi bir korku filmine dönüştürdük biz, ve sonra bunu da kurum kültürü yaptık, adına da motivasyon dedik. Korku ile motive olmayı doğal sayan çalışan kuşaklar yetiştirdik. Tek enerji kaynağımızı korku yaptık, ve temiz enerji kaynaklarını tamamen kuruttuk.

Biz, bir yerlerde çok büyük bir hata yaptık…

 

 

Comments

comments

By | 2014-07-31T10:40:49+00:00 Temmuz 17th, 2004|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın