MareFidelis Klasikleri: Nasıl iyi insan olunur?

Yukarıdaki tuşlara tıklayarak bu yazıyı sosyal medya üzerinde paylaşabilirsiniz.

Yıllar önce bir kurumda verdiğim bir eğitiminde katılımcılardan birisinin anlattığı hikaye beni çok etkiledi. Ahmet Bey olarak adlandıracağım bu üst düzey yöneticinin eski bir çalışanı ile ilgiliydi  bu tamamen gerçek hikaye. Bu çalışanı, ona da Mehmet diyelim, kurumun bir çok farklı bölümünde, farklı departmanlarda çalıştıktan ve hemen her departmandan düşük performansı nedeni ile gönderildikten sonra son çare olarak Ahmet Bey’in ekibine katılmıştı. Ahmet Bey’in zor çalışanları kuruma kazandırmakta haklı bir ünü vardı çünkü.

Bu “zor” çalışanın kendisi gelmeden sicili gelmişti önden. Ahmet Bey ilk defa “bu sefer umut var mı acaba?” diye düşünmüştü belki de, çünkü her performans değerlendirme döneminde çok düşük notlar almış, eski yöneticileri tarafından istikrarlı bir biçimde olumsuz değerlendirilmişti Mehmet. Yine de yeni bölümünde çalışmaya geldiği ilk gün Mehmet’i odasına buyur ederken, Ahmet Bey her zaman yaptığı gibi karşılamıştı çalışanını.

“Bak”  demişti, karşısında biraz yenik, çokça küskün duran kişiye. “Bundan öncesi, neler olduğu, bunun nedenleri, vesaire, benim için geçmişte kalmış şeyler. Benim, daha doğrusu bizim için önemli olan bundan sonra beraber yapabileceklerimiz.” Yeni çalışanı Ahmet Bey’e sanki boşuna umuda kapılmaktan ve sonra tekrar hayal kırıklığına uğramaktan korkar gibi, sanki “biz bunları çok duyduk, biraz çalışalım da gör ne olacağını!” der gibi bakıyordu.

Ahmet Bey konuştukça biraz daha kendini güvenli hisseden Mehmet yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Demişti ki “Ahmet Bey, inanın sorunun ne olduğunu bilmiyorum. Çok çalıştım, elimden geleni yaptım, çok uğraştım, ama yine de memnun edemedim kimseyi. Siz güzel konuşuyorsunuz ama ben neyi nasıl düzeltirsem işlerin düzeleceğini bilmiyorum açıkçası…”

Devam eden günlerde, Ahmet Bey ve diğer iş arkadaşları, Mehmet’le ilgili önemli bir gerçeğin farkına varmışlardı. Nasıl farkına varmasınlar, bu gerçek, bu kadar açık ortadayken görmemenin imkanı yoktu ki… Veya koklamamanın!

Ahmet Bey Mehmet’le toplantı yaparken bir gün, “Ya Mehmet, ne kadar sık yıkanıyorsun?” diye sorduğunda Mehmet önce şaşırmış, sonra “her gün?” demişti. Ahmet Bey devam etmişti: “Ya deodorant kullanıyor musun?” Yanıt “Hayır” olmuştu. Ahmet Bey “Mehmet, vücut tipinden mi, yoksa yediğin yemeklerden mi bilmiyorum, ama ciddi bir vücut kokun var. Bu problem değil, ama izin verirsen sana ben bir deodorant almak istiyorum” demişti.

Ahmet Bey hikayeyi aktarırken burada sesi titremeye başladı. “Dost Bey” dedi,  yarı öfke, yarı heyecanla. “Bir de baktık ki adamın iş bilgisi mükemmel. İnanılmaz çalışkan birisi, üstelik çok yapıcı, insanlarla iyi geçinen… Yani arayıp da bulamayacağımız türden bir çalışan.” Bir süre durakladı, sanki adamla ilgili hoş duyguları tekrar yaşamak için kendine zaman tanımak ister gibi. Daha sonra yüzünde öfkeli ve isyan eder bir ifade ile devam etti: “Sen farkında mısın, kokuyorsun dememek için hayatı ile oynamışlar çocuğun. Bir şekilde kimse söylememiş, doğal olarak kendisi de farkında değildi durumunun. O bölümden bu bölüme, o ilden bu ile göndermişler, neyi yanlış yaptığını bile söylemeden. Aslında performansında bir problem olmadığı halde tek gönderebilmek için kötü puanlar vermişler.”

Sınıfta çıt çıkmıyordu. Ahmet Bey devam etti: “Adamcağız yemin etmiş, bir emekliliğim gelsin bir dakika durmayacağım bu kurumda diye. Emekli olurken altında çalışan çocuklar, kendisi, ben hep beraber resmen ağladık, ama kendisi yemin ettim, bozmam diyerek emekli oldu adamcağız.”

Çok mu inanılmaz bu hikaye? Hiç mi yok sizin çevrenizde kendisi dışında herkesin bildiği, arkasından konuştuğu ancak söylemeye cesaret edemediğiniz bir özelliği, davranışı olan kimse? Siz kimin hayatı ile oynuyorsunuz? Sadece kötü insan olmayı göze alamadığımız için başkalarına nasıl kötülükler yapıyoruz acaba her gün? Hem de ne kadar acımasızca bunu onların iyiliği için yaptığımızı iddia ederek: “Söylersem çok üzülür/utanır/kırılır/kızar.” Madem bunu yapıyoruz, bari dürüst olup de acı gerçeği söylesek: “Eğer doğru olanı, doğru bildiğimi, ve aslında senin ve benim çok işime yarayabilecek gerçeği söylersem bu işin sonucunda ben üzülebilirim/utanabilirim/kırılabilirim/kızabilirim. Ve benim bu duyguları yaşamamdansa senin zarar görmen benim daha çok işime geliyor.”

Ben bu hikayeyi daha sonra bir çok eğitimimde anlattım, Ahmet Bey’in de iznini alarak. Genellikle de sınıfta benzer tepkilerle karşılaştım, insanlar etkilendi, filan. Ancak bir eğitimimde, hikaye bittiğinde sınıfta ölüm sessizliği oldu. İçimden dedim ki “kesin ben de kokuyorum, nasıl söyleyeceklerini düşünüyorlar!”

“Ne oldu arkadaşlar?” diye sorduğumda, beraber çalıştıkları bir arkadaşlarının sonradan beden kokusunun artmaya başladığını, kendisine kimsenin bunu söyleyemediğini, ve bu kişi bir buçuk sene sonra başka şikayetlerle doktora gittiğinde 3. kademe lenf kanseri olduğunu ve kokunun da bununla alakalı olduğunu paylaştılar. Vermediğiniz geri bildirimin, neye yol açacağını, aslında nasıl bir kötülük yaptığınızı, bu kişiye durumu ile ilgili bir değişiklik yapmak için belki de tek şansı ona vermediğinizde ileride başına neler gelebileceğini bilemezsiniz.

Yani Dost, diyeceksiniz, yani şimdi ben gidip de vücut kokusu çok baskın olan birine, veya davranışları ile kendine veya başkalarına sorun yaratan, zarar veren birine, hele bir de koskoca bir adam veya kadın ise, bunu söylersem kırılmaz, utanmaz mı diyeceksiniz. Öyle olmayacağını söylemedim. Hatta duyarsız ve duygusuzca bunu iletmenizi de söylemedim. Tam tersine, bir insanı, eğer empatik davranmadan yaklaşırsanız, savunmaya almak kadar kolay bir şey yoktur. O yüzden geri bildirim vermenin tekniklerini öğrenmeniz ve uygulamanız tabi ki çok önemli. Ancak sorum size şu: Kötü insan olmayı göze alabilir misiniz? İnsanların sizin hakkınızda bazen kötü düşünmesine katlanabilir misiniz? Doğru olanı yapmak için bazen yanlış olarak görülmek sizce kabul edilebilir mi? Bir başkasını kırma riskini alabilir misiniz, belki de onun yaşamını kurtarmak için?

Bütün bunları yapamadıkça, doğruyu yapmak için “kötü” olmayı göze almadıkça, “iyi” bir insan olmanızın ihtimali yok, maalesef!

Comments

comments

By | 2014-08-29T11:07:55+00:00 Haziran 29th, 2005|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın