MareFidelis Klasikleri: Duygularımın Lideri

Hiç unutmuyorum o günü… Çalışma yaşamıma başladığım kurum, ortaya koyduğu vizyon ve oluşturduğu kültürle beni ve benim gibi bir çok iddialı yeni mezunu, piyasadan düşük maaşlar vermesine rağmen kendine bağlamayı ve bu bağlanmadan gurur duyulmasını sağlamış durumda. Her sabah işe büyük keyifle gidiyorum. Çünkü biliyorum ki bu gün de diğerleri gibi bana yeteneklerimi kullanabilmek, yaptığım işten gurur duymak, inisiyatif almak, ve eğlenebilmek için imkan sağlayacak, hatta bunu talep edecek, kendimi önemli hissettirecek, bir yerde egomun ihtiyaç duyacağı her şeyi sağlayacak. Sevdiğim insanlarla, sevdiğim bir şirkette, sevdiğim bir ortamda çalışıyorum, ve her gün yeni bir şey öğreniyorum. Daha ne ister insan!

İnsanın, ve benim, bir şey daha isteyeceğini o gün öğrendim işte. O gün, benim için çok özel bir gündü, çünkü ben o gün, daha önce göstermediğim kadar iyi bir performans gösterdim. O gün biterken gün içinde bir o yandan bir bu yana koşturmaktan, telefonlarda kavga etmekten, ekrana bakmaktan belki bitap düşmüştüm ama, mutluydum. Çünkü ortada gurur duyduğum bir sonuç vardı. Bu sonuç sadece benim de sonucum değildi üstelik, bütün grubumuzun sonucuydu, benim katkıda bulunduğum. Uğraşmış, didinmiş, savaşmış ve galip çıkmıştık. Ve sonuç, ölçülebilir bir biçimde ortada idi.

Ve genel müdürümüz, sık sık yaptığı gibi hepimizin beraberce çalıştığı odaya girdi. Ne yalan söyleyeyim, bekliyordum! Çünkü kendisinin neredeyse her gün departmanımıza yaptığı ziyaretler çalışmaya başladığım ilk günden itibaren ufak bir tedirginlik de yaratsa aslında ciddi motivasyon kaynağı idi bizler için. Kurum için yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunun vurgulanması, altının imzalanması gibi bir şeydi. Biz, bu kurum için değerliydik.

Hiç unutmuyorum, “n’aber çocuklar?” diye seslenmesini. Ayağa kalktım ve o gün hep beraber oluşturduğumuz sonucu bildirdim, gururla. Yüzüme bakıp bakmadığını hatırlamıyorum, ama “peanuts! leblebi parası mı kazandınız?” diyen sesi, ses tonu kulaklarımda, hala. Bir de bunun üzerine nasıl hissettiğim. Yerime çöküp çökmediğimi hatırlamıyorum, ama kendisi gittikten sonra bölüm yöneticimin gelip elini omzuma koyup “kapısına bir kaç düzine kamyon leblebi yığalım da görsün” dediğinde oturuyor olduğuma göre bir ara oturmuş olmalıyım.

Bir anda bütün zafer, yaptıklarım, bundan aldığım keyif, benim için anlamlı olan bir sonuca katkıda bulunmanın hazzı, kurumun benim için değeri, benim kurum için değerim, bütün hepsi kumdan yapılmış bir kale haline geldi; çalıştığım şirketin bana “katkılarımdan ötürü” iki üç dönemdir verdiği ortalamanın iki katından fazla zamma rağmen piyasa normallerine ulaşamamış maaşım, evimden uzakta, benim olmayan köhne mobilyalarla geçirdiğim gecelerim, Türkiye’nin o günlerde içinden geçtiği ilk ekonomik krizde gece yarılarına kadar çalışmalarım ve bu yüzden arkadaşlarımla bozulan ilişkilerim deniz oldu; ve peanuts dalgası ile gelip kumdan kalemi yıktı.

Ve ben, bu olayı, bu küçük, değersizmiş gibi gözüken bu lafı, genel müdürümün bırakın bugün, muhtemelen on dakika sonra bile hatırlamadığı bu olayı size bu detay ve enerji ile anlatabiliyorum. Ve ben bir kaç gün önce daha aslında pek de önem vermediğim bu olayın benim kariyerimde ne kadar önemli bir yön çizdiğini fark ettim.

Hepimizin fark etmesi gereken şey şu: Siz ister farkında olun, ister olmayın, ister önemseyin, ister önemsemeyin, ağzınızdan çıkan her söz, gözünüzün ufacık bir bakışı, anlamlı anlamlı sırıtmanız, gerçekleştirdiğiniz her eylem, karşınızdaki, size önem veren insanlarda bir değişim yaratıyor. Ve bu değişim çoğu zaman bu kişilerin duygusal alanlarında, duygusal bedenlerinde yer alıyor. Hele siz, insanların sizi daha kolay görebileceği, hatta yönlerini çizmek için kafalarını kaldırıp da bakmak isteyecekleri kadar “yukardaysanız”, yani bir yönetici, anne baba, büyük kardeş, bir liderseniz, etkiniz ve etki alanınız kat kat artacaktır. Siz, hiç farkında olmadan, sadece empati göstermediğiniz için, sadece karşı taraf için neyi temsil ettiğinizi bilmediğiniz için, sadece azıcık duyarsız olduğunuz için bir insanın yaşamına ciddi bir etkide bulunabilirsiniz.  Ve yaşamında ciddi etkide bulunduğunuz bu insan, kendinizsiniz.

Ve siz liderler, unutmayın ki çoğu zaman peşinizdeki kişiyi sizin peşinizde tutan, sizden değil, ondan kaynaklanan bir şeydir. Sözlerinizi ve eylemlerinizi bu kaynağı coşturmak ve gürletmek için mi kullanıyorsunuz, yoksa tam tersine zehirleyip kurutmak için mi? Fark edin ki sizin beslendiğiniz kaynak, bu kaynaktan başkası değildir. Fark edin ki, yönettiğiniz, lideri olduğunuz asıl şey, sizi kendilerine lider gören insanların duyguları ve tutumlarıdır.

Comments

comments

By | 2014-07-31T15:26:19+00:00 Mart 9th, 2004|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın