MareFidelis Klasikleri: Düşünmek, beklemek…

⇑ Yukarıdaki tuşları kullanarak bu yazıyı sosyal medyada paylaşabilirsiniz.

2002 – 2006 arasında, Cesur Bir Yaşam adlı e-dergimizde 91 adet yazı yayımladık. Arşivler bölümünde eski halleri ile bulabileceğiniz bu yazıları yavaş yavaş blogumuza taşıyacağız. Bu süreç içinde de ara sıra sevdiğimiz ve ilk yayınlandığında çok okunan bu eski yazıları sizlerle “MareFidelis Klasikleri” başlığı altında, gerekli ufak düzeltmelerle sizlerle paylaşıyor olacağız. İlk yazımız, 21 Haziran 2006 tarihinden. 

Neler var yapabilecekleriniz arasında? Sizi hedeflerinize, istediklerinize, hayallerinize ulaştıracak nelere, ne gibi özelliklere, güçlü yanlara, yeteneklere sahipsiniz? Bunca yıllık yaşamınızda bu anlamda işe yarayacak neler öğrendiniz, hangi becerileri edindiniz? Üzerine bineceğiniz ve sizi düşlediğiniz geleceğe taşıyacak aracın üzerinde ne yazıyor? Size önerim yazıyı okumaya devam etmeden önce belki elinize kağıt kalemi alıp yazmasanız bile (ki bu en iyisi olurdu), aklınızdan bu sorulara yanıt vermeniz.

Nobel ödüllü Alman yazar Herman Hesse’nin ünlü kitabı Siddharta’yı okuyanlarınız bilir: Bir Brahman’ın oğlu olan Siddharta, kendini bulmak ve mutlak huzura erişmenin yolunu babasını izleyerek tanrılara adak adamak ve arınmak için kutsal ırmakta yıkanmakta bulamaz. Babasının itirazlarına rağmen, bu mutlak farkındalığı idrak etmenin yolunu tamamen nefsi ve dünyasal varlığı köreltmekte arayan, bizim “Hint fakiri” diye adlandırdığımız dervişlere katılır. Üç yıl kaldığı hint fakirlerinin arasında, inanılmaz ruhsal güçler, siddhiler geliştirse bile, çabasının egosunu yok etmek yerine tam tersine daha da büyüttüğünü görünce, ayrılır onların da yanından. Guatam Buddha ile karşılaşır. Ancak onun öğretisinden değil, kendisinden, hareketlerindeki mükemmellikten, yaşamın içinde nasıl var olduğundan, var oluş şeklindeki mükemmellikten etkilenir ve der ki “Buddha, öğrettiklerini uygulayarak aydınlanmadı. Öğretiler bunu bana veremez. Hatta öğrenme ve öğreti arayışı, aydınlanmamın önündeki en büyük engel”.

Bu noktada Siddharta, yüreğinin sesini dinlemeye karar verir, ve yüreği onu şehire, uzun zamandır uzak durduğu, tepeden baktığı normal insanlarla, öldürmeye çalıştığı bedensel hazların peşine sürükler. Hala bir hint fakiri iken, üzerinde sadece bir paçavra parçası varken karşılaştığı güzel Kamala, onu himayesine alır. Sözlerinden ve şiirlerinden etkilenen Kamala’nın öğrencisi olur Siddharta. Kamala ona bu yaşamda hayatta kalabilmesi için üç şeye sahip olması gerektiğini söyler: Güzel elbiseler ve ayakkabılar, saçlarında güzel kokular ve cebinde para.

“Sadece bunlar mı” der Siddharta, “çok kolay olacak işimiz. Peki bunları en kolay nereden bulabilirim?”

“İşte” der Kamala, “herkesin sorduğu ve yanıtını merak ettiği soru budur. Fakir bir insanın para kazanması için tek yol en iyi yaptığı, yapmayı öğrendiği şeyi yapması ve karşılığında para almasıdır. Sen ne yapabilirsin Siddharta?”

Siddharta yanıt verir: “Düşünebilirim, bekleyebilirim, ve oruç tutabilirim.” Kamala beğenmez: “Hepsi bu mu?”

“Evet, hepsi bu.” Sonra Siddharta’nın okuma yazma da bildiğini öğrenen Kamala, ona şehrin en zengin tüccarının yanında iş bulur. Zekası ile sadece onun çalışanı olmaz, kısa zamanda ortağı haline gelir, zengin olur. Ama hala tepeden bakmaktadır normal insanlara, onların hırs, tasa ve endişelerine.

İşe girdikten kısa bir süre sonra aralarında konuşurken Kamala der ki: “Siddharta, ne kadar şanslısın, bir kaç gün önce hiç bir şeyi olmayan bir hint fakiriydin, şimdi üstünde güzel elbiselerin, ayağında güzel ayakkabıların ve bir işin var. Kısa zamanda cebinde de çok paran olacak. Bir tür büyü filan mı yaptın sen?”

Siddharta yanıt verir: “Bunda büyü filan yok güzel Kamala. Sen bana ne yapabileceğimi sorduğunda sana düşünebilirim, bekleyebilirim ve oruç tutabilirim dedim. Ama sen bunları beğenmedin. Siddharta kendine bir hedef seçerse, düşünceleri sadece o hedefe odaklanır. Nasıl suya atılan bir taş, doğrudan, hiç bir yöne sapmadan dibe giderse, Siddharta’nın düşünceleri de sadece olmasını istediği şeye odaklıdır, araya hiç bir başka düşünce girmesine izin vermez. Bunu yaparken de Siddharta istediği gerçekleşene kadar beklemeyi bilir. İstediğinin ne zaman olacağı konusunda endişelenmez, ne kadar beklemesi gerekiyorsa o kadar bekler. Beklerken de oruç tutmayı da bilir, aç kalabilir veya çok az yiyecekle yetinebilir. Böylelikle istediği gerçekleşmeden açlık veya başka nedenlerden dolayı önüne çıkan ve kendisini yolundan ayıracak yiyeceklere tamah etmez. Siz normal insanlar ise buna büyü dersiniz. Bunda büyü filan yok.”

İlk paragrafta sorduğum sorulara yazdığınız yanıt arasında düşünmek var mıydı? Düşünmeyi gerçekten biliyor musunuz, yoksa zihniniz bir düşünceden diğerine, bir endişeden ötekine atlarken çaresizce peşinden koşturmayı düşünmek diye mi adlandırıyorsunuz? İstediğinizi elde etmek için siz kendinize düşeni, ama mükemmel şekilde, yaptıktan sonra oturup da bekleyebilir misiniz sonuçlar nasıl oluşacaksa kendiliğinden oluşmasını? Buna yanıt vermeden önce telefonun çalmasını en son ne zaman sabırsızlıkla beklediğinizi, eşiniz veya çocuğunuz 5 dakika gecikti diye en son ne zaman endişelendiğinizi hatırlayın. Bütün bunları bir yana bırakın en son ne zaman trafikte sıkıştığınızda kendinizi umutsuzluğa ve öfkeye kaptırdınız? Ya çalışanlarınız istediğiniz gibi davranmadığında, en son ne zaman tüm kontrolü veya işi ele alıp, ortalığı toz dumana kattınız? Peki ya istediğiniz gelmesini beklerken karşınıza çıkan diğer “fırsatlara” hayır diyebilir misiniz? En son ne zaman “eh buna da şükür, hiç olmayabilirdi” dediniz? Ne zaman bir başkası, size başlangıçta vermeye söz verdiği şeyleri vermeyince, yani sözleşmenizi bozduğunda, hiç sesinizi çıkarmadan razı oldunuz, ve sonra içinizden ve dışınızdan başkalarına söylenmeye başladınız?

Siddharta’ya kulak verin: “Siddharta, bir hedefi olduğunda, düşünür, bekler, oruç tutar. Ancak dünyanın şeyleri arasından taşın suyun içinden geçtiği gibi, kendini rahatsız etmeden geçer… Bu aptalların büyü diye adlandırdığı şeydir, iblislerin ve meleklerin getirdikleri şeyler olduğunu düşünerek. Hiçbir şeyi iblisler getirmez, iblis diye bir şey yoktur. Herkes büyü yapabilir. Herkes hedeflerine ulaşabilir, eğer düşünebiliyorsa, bekleyebiliyorsa ve beklerken daha azına razı olmuyorsa.”

© 2006: Dost Can Deniz ve MareFidelis

Not: Siddharta’dan bahseden satırlar, kitaptan alıntı değil, hikayeden benim aklımda kalanlar, yorumum ve özetidir.

Herman Hesse – Siddharta’ya aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
İngilizce (Amazon.com): Siddhartha – Tıklayınız
Türkçe (idefix.com): Siddhartha – Tıklayınız

Bu yazıda kullanılan imaj: sakhorn38/freedigitalphotos.net

Comments

comments

By | 2014-07-30T23:34:26+00:00 Haziran 21st, 2006|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın