Kadrolu Bilge: MareFidelis Klasikleri

Sevdiğim bir laf var: “İnsanın et ve kemikten yapılmış olduğunu söylemek, Türkçe Dili Sözlüğü’nün bir matbaa tarafindan üretildiğini söylemek gibi bir şeydir”. Gerçekten de biz insanlar, et, kemik ve bilumum dokudan çok daha fazlasıyız. Varlık alanımız içinde o kadar çok şey var ki, duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, kurallarımız, inançlarımız,  anılarımız, iyi yanlarımız, kötü yanlarımız, hayallerimiz, amaçlarımız, korkularımız…

Bu liste uzayabilir, siz de bu listedeki bir çok şeyi diğer maddelere ait diye itiraz edebilirsiniz… Burada daha önceki bir yazıda sorduğum bir soruya dönmek istiyorum açıkçası: İnsanın bütün özelliklerini, maddi veya manevi onunla ilişkilendirilebilecek herşeyi içeren bir liste yapsak, insanı tanımlayabilir miyiz acaba? Daha farklı sorayım: Eğer bu insanı tanımladığını söylediğimiz, onunla ilişkilendirilebilecek bütün bu listedeki özellikleri alsak, geriye ne kalırdı?

Tanıma bakarsak, bütün bu özellikler, insanla ilişkilendirilebilecek şeyler… Yani insanın ilişki kuracağı şeyler. Duyguları, düşünceleri, hayalleri, vücudu, bakış açısı… Ve o zaman, biz bütün bunları resmin dışına alırsak, geriye hala onlarla ilişki kurabilecek bir insan kalıyor geriye, tanımımıza göre. Ve bu insan doğasının en önemli parçalarından biri, çünkü Medard Boss’a göre “varoluş sadece ilişki kurabilme kapasitesinde yatar.” Biz insanların varolduğumuzu anlayabilmek için en önemli aracımızdır ilişkilerimiz. Hatta kutsal kitaplarda bile evrenin, dünyanın ve insanın yaradılış amacının, tanrının kendi kendini görebilmek, deneyimleyebilmek, yani ilişki kurabilmek olduğu anlatılır. Yani sen yoksan, ben de yokum.

İnsan olarak hepimiz birer “ben”iz, ve bu ilişki kurabilme kapasitesinin dışında kalan herşey, o anki bakış açımıza göre birer “sen”. İnsan zihni içerisinde birden fazla bilinç hali bulunabilse bile, bir anda sadece bir bilinç halini üstlenebiliyoruz. “İçimizdeki çocuğa” ebeveynlik yapabiliyoruz da, aynı anda hem ebeveyn hem de çocuk olmakta zorluk çekiyoruz. Bu da bize güzel araçlar, fırsatlar sağlıyor, kendi parçalarımızla, bize ait olan şeylerle ilişki kurma, onları tanıma, onlarla beraber olma ve onlardan yararlanabilme gibi.

Bu kadar kafa karıştırıcı, ve neredeyse Çince laftan sonra, gelin isterseniz şimdi isterseniz şöyle bir bilim kurgu hikayesi anlatayım size. Hikayemize göre vücudunuzun içinde sizden başka birileri daha yaşıyor. Bu şey, diğer kurgu bilim hikayelerinde veya meşhur The Thing (şey) filminde olduğu kötü niyetli değil ancak bizim hikayemizde. Tam tersine, vücudunuzda yaşayan şeyin tek amacı sizi korumak ve yol göstermek. Vücudunuzu mesken tutan bir guru var hikayemizde. Ancak bu kurgu bilim hikayemizin baş kahramanı, yani siz, daha önce çok bilim kurgu hikayesi okuyup seyrettiği için bu gurunun varlığını görmek ve kabul etmekten çok korkuyor. Varlığını kabul ettiğinde ise o kadar zamandır onu dinlememiş ki, ilişki kurmakta zorluk çekiyor. Gurumuz ise o kadar zamandır ilgisiz ve alakasız kalmış, zaten umudu kesmiş durumda, sessiz sessiz söyleniyor bir kenarda…

Çok mu ütopik geldi anlattıklarım? Ama gerçekten vücudunuzda bir guru yaşıyor! Ve bu guru, eliniz ayağınız gibi sizin, size ait, sizin bir parçanız. Hatta bu gurudan benim size ilk söz edişim, onu tanımaya ve bakmaya sizi ilk davet edişim değil bu. Önceki haftalardaki yazılarımdan birinde bahsetmiştim ondan. Vücudunuzdaki bilgeden bahsediyorum, hislerinizden, duygularınızdan.

“Ben” olarak hislerimizle ilişkiye geçmek, onların vücudumuzda olmasına izin vermek, onları dinlemek, onlarla arkadaş olmak, onları yaşamımızın, kararlarımızın ve konuşmalarımızın bir parçası haline getirmek, yani “ben” olmanın içindeki ilişki kurabilme kapasitesini hislerinizle, vücudunuzdaki guruyla kullanmak… Doğuştan doğal olarak bizim olan bu özelliği geri kazanmak… Sadece bunu yapmak bile, yaşam kalitenize o kadar olumlu katkıda bulunabilir ki!

Tony Buzan, “Head First: 10 Ways to Tap Into Ypur Natural Genius” adlı kitabında standart IQ ölçümlerine konu olan sözel ve sayısal zekayla beraber 10 adet ayrı zeka tipinden bahseder. Bu zeka tiplerinden üç tanesini “vücutsal zeka” altında toplar. Ancak bence listedeki maddelerden en az altısı vücudunuzla ilişki kurmakla destekleniyor. Belki de bunu içermeyen tek parça IQ.

Daha önce de yazdığım gibi, Chicago Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörlerinden Eugene T. Gendlin, 1960’larda bazı terapi hastalarının çok çabuk ilerleme gösterirken, bazılarının çok daha uzun süre, bazen yıllarca hiç bir kayda değer ilerleme gösterememesinin nedenleri üzerine bir araştırma yapmış. İkibinden fazla terapi seansını kaydeden Gendlin ve asistanları, terapistlerin tekniklerini ve becerilerini incelediklerinde istatistiki olarak belirgin bir patern bulamamışlar. Ancak dönüp de hastaları dinlediklerinde, çok hızlı ilerleme kaydeden hastaların hemen hepsinin vücutlarını dinlediklerini, belli bir durum karşısında vücutlarında oluşan tepkileri durup, tartarak, ve tanımlamaya çalışarak onunla ilişkiye geçtiklerini farketmişler. Adına enstitü kurulan, bütün dünyada terapi, eğitim, karar alma, spiritüel şifa, ve bir çok alanda uygulanan focusing, yani odaklanma tekniği de buradan doğmuş. Yaşamın bir parçası haline getirildiğinde, içimizdeki o guru ile yanyana yaşiyor, devamlı bir danışmanla dolaşıyormuş gibi bir hisse kapılmanıza neden olabilecek bu tekniğe önümüzdeki yazılarda daha fazla değineceğim.

Bu yazımı, Tony Buzan’ın “Zeka Yıldızı” olarak adlandırdığı Leonardo da Vinci’nin yaratıcı beynin sırları ile formülü ile bitirmek istiyorum:

Bilim sanatını öğrenin, sanat bilimini öğrenin, bir şekilde herşeyin herşeyle bağlantıda olduğunu farkedin, ve hislerinizi geliştirin.”

Comments

comments

By | 2014-08-31T21:28:22+00:00 Mayıs 14th, 2003|Categories: Blog, klasikler, Uncategorized|0 Comments

Bir Cevap Yazın