İnsan Deneyiminin Dört Tipi: MareFidelis Klasikleri

Geçenlerde bir seminer veriyorum. Keyifli, neşeli bir grup. Konu da ilgi çekici: Yaşamda özellikle de iş yaşamında sık sık karşılaştığımız zor iletişim durumlarını, anlaşmazlıkları, yüzleştirici konuşmaları, bir tarafın, çoğunlukla da her iki tarafın da suçlu, öfkeli, ve küskün olarak ayrıldığı çatışmaları nasıl birer öğrenme ve yakınlaşma deneyimine dönüştürebileceği üzerine konuşuyoruz.

İlgi çekici, neredeyse keyifli bir konu. Ama bu hafta sonu eğitim daha da keyifli kılan bir öğe daha var. İsmine “Ahmet” diyelim (gerçek isim değildir), bir katılımcı, esprileri ile sınıfı kırıp geçiriyor. Hiç beklenmedik anlarda yaptığı zekice ve kıvrak esprilere benim de kasıklarıma ağrı girene kadar gülmekten başka seçeneğim yok.

Ancak gün ilerliyor, başta aldığı olumlu tepkiyle Ahmet’in esprilerinin ve yaptığı şamatanın da dozu artmaya başlıyor. Tamam komik de, ilerleyemez hale geldik. Başlarda eğlenen katılımcılar da bütün sınıfın kontrolünü yaptığı şamata ile ele alan Ahmet’ten artık rahatsız olmaya başladılar. Hatta söz alıp deneyimlerini paylaşan bir iki kişinin anlattıklarına karşı yaptığı, aslında iyi niyetli espriler tepki bile doğurdu. Bir şeyler yapmam lazım.

“Biliyor musunuz” diyorum, “insan deneyimlerini Anthony Robbins 4 sınıfa ayırır”. Sınıf ve Ahmet ilgiyle bana bakıyorlar, çoğu öğrenmek, Ahmet ise bir espri fırsatı yakalamak için. “Birinci tip deneyimler iyi hissettirir sizi. Ayrıca sizin için iyidir de. Başkaları için de iyidir, ve sonuçta daha iyiye hizmet eder. Örneğin gidip bir masaj yaptırdınız. İyi hissedersiniz, değil mi? Sağlığınız için iyi olduğu gibi, gevşeyen stres ve geriliminiz çevrenizde de olumlu etki yapar. Sonuçta daha verimli ve olumlu ilişkiler kurabilirsiniz.”

“İkinci tip deneyim size iyi hisler yaşatmaz. Ama hem sizin için hem de başkaları için iyi olabilir, ve daha iyiye hizmet edebilir. Hasta olduğunuzda iğne olmak gibi, bir proje için uykusuz kalmak gibi…”

“Üçüncü tip deneyim, size iyi hissettirse de ne sizin için iyidir, ne diğerleri için. Böylece daha iyiye de hizmet etmemiş olur. Uyuşturucu kullanan kişi bundan zevk alabilir, ama sonuçları ortadadır. Okulu kıran öğrenci, sonuçta kendisi ve çevresi için olumsuz sonuçlar yaratabilir.”

“Dördüncü tip deneyim ise ne iyi hissettirir, ne sizin için iyidir, ne de başkası için. Sonuçta da hiç bir iyiye hizmet etmez. Kavga etmek, şiddete başvurmak gibi.”

Bu noktada Ahmet’e döndüm, bu yapacağım şeyin ikinci tip bir deneyim olduğunu düşünerek. “Ahmet” dedim, “hepimizi çok güldüren espriler yapıyorsun. Ancak son saatlerde eğitim amaçlarımıza ilerleyemediğimi düşünüyorum”. Ahmet, ilginin bu şekilde üstüne çevrilmesinden rahatsız oldu, kaykıldığı sandalyesinde dik oturuyor şimdi. “Sence davranışın, kaçıncı tip deneyim yaratıyor?”

Ahmet daha ben anlatırken üçüncü tip deneyim sınıfına sokmuş olduğu için davranışını, şimdi kıvrak zekasını bunu savuşturmak için kullanmaya hazır: “Esprilerimin ve neşemin bu kadar rahatsız ettiğini bilmiyordum” diyor, özürden çok iğneleme içeren bir ses tonu ile. Ama amacım bu değildi.

“Esprilerin ve neşen bu sınıf için bir değer. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Ancak senden ufak bir ricam olacak. Eğitimin kalan iki gününde, bu yeteneğinle nasıl birinci tip bir deneyim yaratabileceğine bakabilir misin?”

Eğitimi tamamladıktan sonra notlarımı toparlarken Ahmet’in benimle konuşmak için beklediğini görüyorum: “Dost” diyor, “teşekkür ederim, iki şey için: Bir, beni yargılamadığın ve davranışımı değiştirmem için direkt bir şekilde uyarmadığın için. İkincisi de bu model için. İki gündür aklımın içinde bütün yaşamıma ve yaptıklarıma bu gözlükle bakıyorum. O kadar basit ki aslında her şey!”

Bir yanıt veremeden katılımcılardan biri Ahmet’i yakalıyor. Teşekkür alma sırası Ahmet’te. Diğer katılımcı, başta ne kadar rahatsız olduğunu, ama daha sonraki günlerde Ahmet’in değişen tavrı ile nasıl neşeli ve keyifli bir öğrenme deneyimi olduğundan bahsediyor bu hafta sonunun…

Ben mi? Ben notlarımı toparlıyorum..

Comments

comments

By | 2014-08-01T14:24:01+00:00 Aralık 2nd, 2003|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın