İlişkinizde, ailenizde, işinizde istediğiniz gibi bir gelecek nasıl mümkün olabilir?

Okuma süresi: 5 dakika

Diyelim ki ilişkinizde artık dayanamadığınız bir dinamik var. Bir şekilde aynı mekanı paylaşan iki farklı dünya halinde, ne kendinizle ne de karşınızdaki insanla herhangi bir doyurucu zihinsel ve duygusal temas hissetmeden yaşayıp gidiyorsunuz…

Diyelim ki ailenizde, içine doğduğunuz için şimdiye kadar fark edemediğiniz ve uzun zamandır devam eden o zehirli durumun artık adını koyabildiniz. Bu ailede kabul edilen davranışların ve duyguların aralığı o kadar dar ki… Hep beraber dünyanın en mükemmel ailesi rolünü oynuyorsunuz ama gerçekte aileniz sıradan bir aileden daha da fonksiyonel değil. Ve herkes sevgi taklidi yapıyor, ama aslında birden bire kopan kavgalardan, bir kaşık suda esen fırtınalardan anlıyorsunuz ki aslında arka planda hep bir öfke ve içerleme müziği çalıyor. Asıl bu baskılama ve yadsıma, gerçekte zaten sevginin akmasına engel oluyor. Herkes mutsuz, herkes mutlu taklidi yapıyor…

Diyelim ki bir şirkette veya kamu alanında yöneticisiniz. Burayı içinde olduğu ataletten ve adam sendeci kültürden kurtarmak için bu görevi size verdiklerini açık bir biçimde belirtmiş olmalarına rağmen, üstlerinizin tutumlarının da bu durumun nedenleri arasında olduğunu artık açık bir biçimde görüyorsunuz. Burada anlamlı bir değişim yaratmak sadece iş yapış şekillerini düzenlemek ve “takımın birbirini daha iyi anlaması için takım gelişimi çalışması yapmak”tan çok daha fazlasını gerektirecek, ve bu süreçte hem aşağıdakilerin, hem de üstünüzdekilerin bir çok alışkanlığı, değeri ve hatta kendi rol ve görevlerini nasıl tanımladıklarının değişmesi gerekecek. Bunu yapabilmek için de sizin kendi alışkanlıklarınızı, davranışlarınızı, kimlik tanımlarınızı zorlamanız gerekecek…

Diyelim ki bir dernek veya vakıfta yönetim görevi üstlendiniz. Fark ediyorsunuz ki bu vakıfta bir araya gelen kişiler, tüm söylenen ve yazılan o ulvi amaç ve değerler kadar ve hatta onlardan da öte, kendi egolarını tatmin etmenin peşindeler. Tabi ki yardım etmek, faydalı olmak istiyorlar, ancak gerçekten yardım edilmesi veya faydalı olunmasından öte, onların dediği gibi yardım edilmesi, onların istediği şekilde faydalı olunması ve tüm bunlar yapılırken de kendilerinin göz önünde olması önemli. Üstelik hemen herkes böyle olduğu için kişilerin ve organizasyonun zamanı ve kaynakları, kimin dediği olacak, kim gözükecek, kim daha hayırsever, kim daha vizyoner çatışması için heba oluyor, bu organizasyonu çalışır halde tutmak ve küsen kişileri geri getirmek için verilen çaba ve ödünler asıl işin önüne geçiyor…

Diyelim ki artık içinde bulunduğunuz geniş çerçeveli sosyal çevrenin, belki arkadaş grubunuzun, belki sosyal alt-kimliğinizin, belki toplumunuzun, belki de ülkenizin artık mevcut şekilde devam edemeyeceğine, etse bile bir yere gidemeyeceğine kanaat getirdiniz. Uzun zamandır devam eden sorunlara, çatışmalara, tıkanıklıklara şimdiye kadar müdahale edildiği şekilde müdahale etmenin, aynı şeyi yapıp da farklı sonuç almayı beklemenin bir çeşit delilik olduğuna ve bu deliliğin en iyi ihtimalde devam eden çözümsüzlüğe, en kötü ihtimalle de toptan yıkıma gidebileceğine artık emin oldunuz.

photo-1416339276121-ba1dfa199912Yani diyelim ki, artık bir şeyler değişmeli diyorsunuz. Ve fark ettiniz ki, beklediğiniz kahraman gelmeyecek, kurtarıcı gelmeyecek, mucize olmayacak, birden eşiniz, anne babanız veya çocuklarınız, yönetici veya çalışanlarınız, veya ülkenin yöneticileri bir rüya görüp de uyanmayacaklar aslında ne kadar yanlış yaptıklarına…

Yani iş başa düştü… Ve olmaz ya, diyelim ki, derin bir iç çekişle “peki” dediniz, “madem iş başa düştü, gerekeni yapacağız…” Ama küçücük, ama büyük…

Ve olmaz ya, liderin engellerine de düşmediniz… Durumu kontrol etmek, herkes tarafından kabul görmek, tüm sonuçların istediğiniz gibi olması gibi gerçekçi olmayan arzulara karşı uyanık olduğunuz için gereksiz hayal kırıklıklarına ve bunun sonucu oluşabilecek öfkeli tepkilere karşı da aşılısınız. Bu sayede de değişimin konunun tüm partilerinin sorumluluk almasına ve ciddi adaptasyonuna ihtiyaç duyduğunu ve sizin kontrol amaçlı teknik çabalamalarınızın yeterli olamayacağını biliyorsunuz. Bu arzulardan uzak durmak sizi gereken eylemlere ve sonuçlara karşı gerçekçi yaklaşmanızı sağlıyor, kontrol edemeyeceğiniz sonuçlar yüzünden kendinizi dövmek yerine onlardan öğrenmeye ve bu sayede gelecek hakkında kaygılanmak yerine uyanık kalmaya harcıyorsunuz enerjinizi… Doğal olarak da kendinize güveninizi gerçekçi bir baza oturtmuş durumdasınız.

Bunları tam olarak yapamasanız bile, nerede düştüğünüzü, nerede muhtemelen düşeceğinizi biliyorsunuz. Bu arzuların nerede sizi yakalayabileceği hakkında fikriniz var. Neyi daha fazla geliştirmeniz gerektiği hakkında tefekkür ettiniz, ve bu konuda çalışıyorsunuz.

Hepsinden önemlisi bu durumun oluşmasına eğer sistemin bir parçasıysanız herkes kadar sizin de katkınız olduğunu kabul ediyor, ve ne kadar canınız yansa da bu katkıyı görmek ve değiştirmek için için gereken her şeyi yapmayı göze alıyorsunuz. Yani ARIA’yı kullanıyorsunuz.

photo-1433185000771-ec45c869c61bHal böyle olunca, yani bu işi kişiselleştirmeyince, açık bir zihinle ne oluyor burada diye sorabiliyorsunuz. Sistemin birbirini dengede tutan, sanki karşıymış gibi duran ancak varolmak için birbirine ihtiyaç duyan parçalarını görmeye çalışıyorsunuz. Durumun volatilitesini, karmaşıklığını, belirsizliğini, tanımsızlığını olduğu gibi, VUCA’lığı içinde görüyorsunuz. İnsanların davranışlarının ve düşünüşlerinin nasıl içinde bulundukları bağlamın, ki bu tepe – orta – alt olsun, anne – baba – çocuk olsun, egemen – azınlık olsun, etkisi altında olduğunu ve bunlar tarafından belirlendiğini, ve ancak bu bağlamları hesaba katarak ilerleyebileceğinizi biliyorsunuz. Ve uğraştığınız ve değiştirmeye çalıştığınız şeyin insanlar değil, düşünce sistemleri olduğu sizin için aşikar.

Yani herhangi bir değişime liderlik yapmaya kalkışan insanların önemli bölümünden daha iyi durumdasınız…

Peki o zaman şimdi ne yapacaksınız? Bu değişime liderlik yapmak için ne yapmanız, nasıl davranmanız lazım? Hangi model size yardımcı olabilir?

Bu, zor bir soru. Ancak bir model var ki, size yardımcı olabilir. Geçen hafta konuştuğumuz ARIA modeli.

Dedik ki geçen hafta, eğer bir şeyi öğrenmek veya bir alışkanlığını değiştirmek istiyorsan, dikkatini bu konuya odakla ve konu üzerinde tut. Bu konu üzerinde, ne oluyor burada, bu nasıl oluyor üzerinde gözlem yap, tefekkür et. Bu sayede daha derin bir anlayış, iç görü geliştir. Bu iç görüye dayanan yeni davranışsal deneyler yap. Ancak bu şekilde kalıcı değişim, değişim yaratabilirsin.

Görünen o ki, bu model, bireysel değişim için olduğu kadar, kolektif değişimler için de geçerli. Sonuçta toplu da olsa insanların beyin ve düşünüşlerini, davranış ve kalplerini adapte etmelerine destek olmak istiyoruz.

f9c22c58Görünen ve deneyimlerin gösterdiği o ki, herhangi bir konuda etki sahibi bir grup insan, tepeler, altlar, ortalar, yani sen, yani ben, o konu üzerine, özellikle de şimdiye kadar ama çok zor olduğu için, ama çok çatışmalı olduğu için, ama çözümsüz gözüktüğü için uzak durdukları, yokmuş saydıkları konulara ve bunun sonucunda ulaşılabilecekleri bir gelecek hayaline dikkatlerini odaklar ve bu dikkatin dağılmasına izin vermezlerse, mutlaka orada bir şeyler değişir.

Bu etki sahibi insanlar, bu dikkatlerini ve gelecek hayaline olan bağlılıklarını mevcut durumu değerlendirmek, tartışılamaz gibi gözüken konuları birbirlerini, ilişkileri ve işleyen yapıları zedelemeden, öldürmeden tartışmak için kullanırlarsa, bu tartışmalardan yeni iç görüler, anlayışlar, uzlaşılar ve kararlarla çıkabilirler. Yani daha önceden köşe bucak kaçtıkları rahatsız alana, ama tolerasyon sınırını aşmadan, kontrollü olarak girerlerse, zor gerçeklerle yüzleşip, paylaştıkları gelecek hayaline bağlı kalarak bunlarla ne yapacaklarını konuşabilirlerse, kendileri ve olasılıkları ile ilgili yeni ve bazen tahmin etmedikleri iç görülere, açılımlara, anlayışlara, uzlaşılara, ve kararlara ulaşabilirler.

Bu tartışmalardan yeni iç görüler, anlayışlar, uzlaşılar ve kararlarla çıkarlarsa, ve bu anlayışlara dayanan kişisel, ilişkisel, örgütsel yeni eylemlere ve deneylere girişip, bu deneylerin sonuçlarını o dikkatlerini ayırmadıkları gelecek hayalini destekleyecek yeni öğrenmeye dönüştürmeye kendilerini adarlarsa, mutlaka bir şeyler, hem de kalıcı olarak değişebilir.

oIpwxeeSPy1cnwYpqJ1w_Dufer Collateral testİşte değişim, ancak bu süreçlerin yürütülmesinde ebelik, aracılık, hayal kurduruculuk, tohum ekicilik, rahatsız edicilik, kavga çıkarıcılık, ara buluculuk, zorlayıcılık, rahatlatıcılık, fasilite edicilik, tekrar tekrar hatırlatıcılık, ısıyı arttırıcılık, ısıyı azaltıcılık, vazgeçmeyicilik, umut vericilik, birleştiricilik, yönlendiricilik, sözcülük, yoldan çekilicik, deney tasarlayıcılık, avukatçılık, koçluk, ve aklıma gelmeyen bir türlü şeycilik, ve yani önderlik ve liderlik yapmaya cesaret ederseniz ve buna girişirseniz, o zaman gerçekleşebilir.

Sizin de nefesin kesildi mi okurken? İşte bunu hakkıyla yapmak çok zor ve riskli bir süreç… İşte bu yüzden bunları yapmaya çalışırken liderin birinci görevi “hayatta kalmak”…

Çünkü bir adım öndeysen lidersin, on adım öndeysen hedef…

Çünkü insanları normalde bakmak istemeyecekleri yere bakmaya zorlayacaksın…

Çünkü insanları girmek istemedikleri çatışmalara ve tartışmalara sokacaksın…

Çünkü hep başkası değişsin, başkası ödün versin, başkası düşünüşünü, yaklaşımını, davranışını değiştirsin diyen insanları, değiştirmek istemedikleri kendi pozisyonlarından da hareket etmeleri gerektiği gerçeği ile yüzleştireceksin, bunla da kalmayacak, bu konuda karar ve sorumluluk almaya zorlayacaksın… Değerlerini, kimliklerini sorgulatacak, hatta değiştirmelerine neden olacaksın…

Çünkü bu kararları ve anlayışları eyleme geçirecek deneyler tasarlatacak ve bunları hayata geçirmeye zorlayacaksın, ve bu deneyleri yaparken insanlar bildikleri alanın dışında olacaklar…

Çünkü hiç kimse liderlerinden kendilerini rahatsız etmelerini istemez, tam tersine kendilerini rahat ettirmelerini, ve başkalarını rahatsız etmelerini bekler.

Ama bu şekilde de kalıcı değişime, rahatlığa, aile içi mutluluğa, iyi bir ilişkiye, insanların mutlu ve verimli çalıştığı bir şirkete, kalıcı toplumsal barışa da ulaşılamaz.

İşte bu yüzden Ronald Heifetz “Liderlik, insanları tolere edebildikleri seviyede rahatsız etme sanatıdır” diyor.

Haftaya ARIA’nın özetlediğimiz aşamalarını etkin, yani insanları değişime zorlayacak şekilde ancak öldürülmeyecek kadar rahatsız ederek, ne şekilde, nasıl kullanabiliriz, bunu tartışacağız.

Comments

comments

By | 2015-07-30T00:36:30+00:00 Temmuz 29th, 2015|Categories: Blog, Kurumsal Koçluk, Liderlik|0 Comments

Bir Cevap Yazın