İhtiyaçların sessizliği: MareFidelis Klasikleri

Şu an her ne yapıyorsanız durun. Bir dakika için durun. Tam bir dakika kendinizi, vücudunuzu, düşüncelerinizi, duygularınızı dinleyin. Size bir şeyler söylüyorlar, duyuyor musunuz? Mesela ağzınızın kurumuş olduğunu fark edebilirsiniz. Yani vücudunuz size suya ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Peki. Ben size durup da kendinizi dinlemeniz söylemeden önce farkında mıydınız susamış olduğunuzun? Ben sorunca aslında farkında olduğunuzu fark ettiniz. Anlıyorum. Yani vücudunuzun size göndermiş olduğu sinyalleri çok da bilinçli olmayan bir şekilde göz ardı etmekteydiniz.

Ne duruyorsunuz? Bu yazıyı okumayı bitirmeyi mi bekliyorsunuz? Söz, yazının devamı siz gidip susuzluğunuzu giderene kadar kendini imha etmeyecek. Bu bir “Görevimiz Tehlike” görevi değil. İhtiyacınızı ertelemek size ekstra bir kazanç getirmeyecek gördüğünüz gibi. Bekliyorum.

Peki susuzluğunuzu gidermek için ne yaptınız? Su mu içtiniz, yoksa başka bir şey mi? Kola? Meyve suyu? Çay, kahve? Ama siz susamış mıydınız? Adı üzerinde “su”samak! Bu her zaman yaptığınız bir şey mi? Su ihtiyacınızı başka bir şeyle ikame etmek…

Sizden vücudunuzu dinlemenizi rica etmiştim. Sadece fiziksel ihtiyaçlarınızı mı sorduğumu sandınız yoksa! Oysa bedeniniz her türlü duygunuzun da saklı olduğu yer, ve eğer bedeninizi dinleyebilirseniz, eğer günde birkaç dakika bile bedeninizde olmayı becerebilirseniz, size inanamayacağınız kadar çok ve değerli bilgi verecektir. Sadece boynunuzla bacaklarınız arasında oluşan duyguları izleyerek, onlara bakmaya istekli olarak ve onlardan korkmayarak kendinizi çok daha iyi tanıyabilirsiniz.

Ne kadar basit, değil mi! Ama nedense, basit olan çoğu şey nedense pek kolay olmuyor! Yaşamın kendisi gibi. Aslında ne kadar basit her şey düşünürseniz, yaşama geldiğimiz ilk andan beri hep bir sonraki adımımızı o anki ihtiyaçlarbelirliyor. Ve bu dünyayı paylaştığımız diğer bütün canlılar gibi yaşamımızı bu ihtiyaçları ve sadece bu ihtiyaçları karşılamak amacıyla yaşasak hepimiz, ne kadar kolay olacak her şey!

Örneğin temel ihtiyaçlarımızdan biri oksijen. Ama hiç birimiz sabah kalkıp deliler gibi oksijen solumaya, depolamaya çalışmıyoruz, öğleden sonra bulup bulamayacağımız belli değil diye. Veya bize gelip de birisi iş yerinde, “biliyor musun, senin oksijene çok ciddi ihtiyacın var, muhtaçsın nefes almaya!” dediğinde, “bana bak, ne biçim konuşuyorsun sen, tabi ki öyle bir ihtiyacım yok” demiyoruz. Hiçbir danışanım şimdiye kadar karşıma oturup da “Dost, oksijene muhtaç olmak beni çok rahatsız ediyor” demedi.

Ama nedense duygusal ihtiyaçlar söz konusu olduğunda öcü görmüş gibi oluyoruz. Evet, bilmemiz gereken bütün bilgileri bedenimiz bize söylüyor, ama onu dinlemeye kimin cesareti var? Bırak ihtiyaçları, asıl duygularımızla yüzleşmeye kim, kaç kişi hazır?

Yukarıdaki su örneğindeki gibi, önce farkına varmıyoruz karşılanmamış ihtiyaçlarımızın, görmezlikten geliyoruz onları. Eğer kazara ortaya çıkarlarsa, kendimize kötü davranmak için bir neden oluyorlar. Seslerini duymazlıktan gelemeyeceğimiz kadar bağırmaktaysalar, onlarla ilgilenmemek için elimizden geleni yapıyor, bahaneler uyduruyor, araya dünyanın bütün engellerini sokuyoruz. En sonunda da harekete geçtiğimizde gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şeyle değil, bambaşka bir şeyle karşılamaya çalışıyoruz onları.

Nedir bu bizi korkutan karşılanmamış ihtiyaçlar? Kabul edilme ihtiyacı, kontrol etme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, onay ihtiyacı, ilgi merkezi olma ihtiyacı, bağımsızlık ihtiyacı, netlik ihtiyacı, belirlilik ihtiyacı, güven ihtiyacı, başarı ihtiyacı, tanınma ihtiyacı, doğru olma ihtiyacı, şefkat ihtiyacı, iletişim ihtiyacı, güçlü olma ihtiyacı, takdir edilme ihtiyacı, ihtiyaç duyulma ihtiyacı… Ve sizin bu listeye ekleyebileceğiniz binlercesi…

Neden bunları kendi kendimize itiraf etmenin riskli olduğunu görüyorsunuz değil mi? Çünkü itiraf ediyoruz işte, muhtacızbiz, karşılanmamış ihtiyaçlarımız var, her ne kadar onlar yokmuş gibi davransak da onlar yönetiyorlar bizi, bir çatışmadan diğerine, bir işten diğerine, bir ilişkiden diğerine sürüklüyor. Ve biz onları görmezden geldikçe de daha da şiddetle ortaya çıkmaya çalışıyorlar, “hey” diye bağırıyorlar, “hey, bana bak, buradayım, HEY!”

Bundan daha da önemlisi, benim ihtiyaçlarım var, ve ihtiyaçlarım bunlar deyip de onları sahiplendiğiniz zaman, onların karşılanması sorumluluğunu da üstüne almak zorunda kalacaksınız. Yani artık o kendinizden bile çok iyi sakladığınız onay ihtiyacınızı kabul eder, bu ihtiyacınızın girdiğiniz bütün ilişkilerde, seçtiğiniz yaşam yolunda, kariyerinizi belirlemenizde sizi güdüleyen ana unsurlardan bir olduğunu görmeyi seçerseniz, o zaman bir başka şeyi de itiraf etmeniz gerekecek. Görmemeye çalıştığınız ihtiyacınızı bildiğiniz yollarla tatmin etmeyi beceremediniz!

Diyelim ki kendi kendinize, bir arkadaşınızla, bir yaşam koçuyla veya bir terapistle oturdunuz ve çaktırmadan sizi idare eden ihtiyaçlarınızı teker teker ortaya çıkardınız. Bu, size yaşamınıza bambaşka bir pencereden bakma şansı verecek; göreceksiniz ki birden yaşamınızın üzerindeki sis perdesi azalacak. Birden kendinizin sandığınız gibi oradan oraya sürüklenen bir yaprak olmadığınızı, ihtiyaçlarınız yüzünden kolaylıkla tahmin edilebilir şekilde davranan, tercihler yapan, davranışlarda bulunan bir insan olduğunuzu göreceksiniz.

Bu ihtiyaçlar, kötü mü? Hiç sanmıyorum. Peki iyi mi? Bilmem. Sadece “ihtiyaçlar”, ve şimdi, buradalar. Her şimdi ve burada olan olguda olduğu gibi onları yargılamak ve iyi/kötü diye etiketlemek hiçbir yarar sağlamayacak, hatta ciddi zarar verecek. Bu yargılarımız yüzünden bu kadar süre perdelerin arkasından bizi idare etmediler mi? Ve karşılanmadıkları sürece de bunu yapmaya devam edecekler.

Ama onları belirler, etkilerini gözler önüne sürerseniz o zaman işin rengi değişecektir. Çünkü eğer yaşamınızı bu ihtiyaçları karşılamak için çabalamakla geçirmekteyseniz, yaşamınızın kontrolü elinizde değil demektir. Siz normalde belki bu şekilde yaşamayı tercih etmiyorsunuz, ama ihtiyacınızın tercihi bu.

İhtiyacınızı belirlerseniz, bu ihtiyacı sahiplenir, yaşamınızın kontrolünü elinize alır ve bu ihtiyacın karşılanması için sistemler kurarsanız, o zaman bu ihtiyacın nasıl bir acı kaynağı olmaktan çıkıp da kullanabileceğiniz bir kuvvet haline geldiğini göreceksiniz.

Gelecek hafta bu ihtiyaçları belirlemek ve onları bir kerede ve tamamen ortadan kaldırmak için nasıl bir çalışma yapmamız gerektiği üzerinde duracağım.

Comments

comments

By | 2014-08-31T20:37:27+00:00 Ekim 29th, 2002|Categories: Blog, klasikler|1 Comment

One Comment

  1. Pınar AKBAŞ Şubat 27, 2015 at 5:30 pm - Reply

    Dostcum bu yazıları en baştan facebook da teker teker paylaşmalısın bir harikalar sevgiler

Bir Cevap Yazın