İçimdeki Yabancı: MareFidelis Klasikleri

Yaşamınız… Bir açıdan bakarsanız, doğduğunuz günden, öldüğünüz güne kadarki takvimsel süreye verilen ad… Bir başka açıdan bakarsanız, şu anda başınıza gelen, gelmekte olan, ve gelecek olan herşeyi içeren bir kelime… Veya bambaşka açıdan bakarsanız bir fark yaratabilmek için size verilmiş bir fırsat…

Peki nasıl yaşıyorsunuz yaşamınızı? Önünüze çıkan engelleri, karşılaştığınız zorlukları, aşmanız gereken problemleri gerçekten bu kelimeler gibi, engeller, zorluklar ve problemler olarak mı görüyorsunuz? Kızıyor musunuz, sizden artık büyümenizi ve kendileriyle bir yetişkin olarak ilgilenmenizi talep eden yaşam durumlarıyla karşılaştığınızda? Ne zaman bağımsız, ne zaman başkalarıyla birlikte hareket edeceğinizi düşündüğünüzde canınız mı sıkılıyor bu sorulardan? Bu durumlar bir yandan da o çocuksu, yaratıcı, herşeyin içindeki mucizeyi görebilen yanınızı kaybetmemenizi de öğütlediğinde kafanız karışıyor mu?

Ya bu engeller, zorluklar ve problemler, yaşamınızın şu anki, şimdideki gerçeği olduğunda nasıl davranıyorsunuz? Başkalarını veya kendinizi suçlamanın, kurban rolünü üstlenmenin o dayanılmaz rahatlığı ve sempatisi sizi çekiyor mu içine? Karşı karşıya olduğunuz yaşam durumunda kendi bağımsızlığınızın sorumluluğunu almanın yükü ile kişisel güç duygunuzdan vazgeçmenin acısı arasında kaldığınız oluyor mu hiç? İçinizden “dürüst olacağım olmasına da, ya sonuçlarına katlanamazsam” derken yakalıyor musunuz kendinizi?

Bazen kendi fiziksel ve mali varlığınızı tehdit altında hissediyor musunuz? Ve kendi rahatınız veya güvenliğiniz için, değerlerinizden, bütünlüğünüzden, zekanızdan, sözünüzden, vücudunuzdan, ve ruhunuzdan ne kadar ödün vermeniz gerektiğini, ne kadar ödün verebileceğinizi düşünüyor musunuz? İnancınızı test ediyor mu karşılaştığınız yaşam durumları, kendinize ve ait hissettiğiniz daha büyük gerçek ve değerlere olan? Garanti bekliyor musunuz, sizin için önemli olan şeyler etrafında tekrar yapılandırmak için yaşamınızı? Sizin için doğru olan şeyleri dile getirmek ve yapmayı düşünürken, aklınızın bir yanından bunun size olası maliyetini de hesaplıyor musunuz?

Güçlü olmak hissi içten içe korkutuyor mu sizi, bazen? Öyle ya, eğer güçlü olursanız, eğer değişimle başa çıkabilirseniz, eğer herşeyin sorumluluğunu alabilir, ve belirsizliğe ve maliyetlerine rağmen, hiç bir garanti olmamasına rağmen sizin için doğru ve değerli olanları öne koysaydınız, kimbilir neler yapardınız? Ne veya kim umurunuzda olurdu o zaman? O ruhunuzu şekillendirecek ve derinleştirecek fırsatlara olumlu bir biçimde yanıt vermenizi gerektirecek değişimi yaşamınıza davet etmeye korkuyor musunuz, bir yandan güçlü olmanın ve o gücü kullanmanın ön koşulunun değişim olduğunu damarlarınızda hissederken? Güçlü olmak yolundaki her çabanızı, her başarıya doğru, özgürlüğe doğru attığınız adımı baltaladığınızı gördüğünüzde kendinize olan güveninizi kaybediyor musunuz?

Eğer yukardaki bu dört paragrafta da “evet” diyecek bir soru bulduysanız, ve kendinizi kötü hissediyorsanız, rahatlayın ve sakinleşin. Çünkü gerçekten, yaşamınıza, karşılaştığınız engel, zorluk ve problemlere bambaşka açılardan, sizi bunlar karşısında güçlü kılacak, hatta bunları fırsatlara dönüştürecek açılardan bakma şansınız var. Hatta bu şansınızı kullanmak veya kullanmamak bile yukarıdaki maddeler içinde özetlenmiş durumda.

Şunu farkedin: Yukarıda sıraladığım sorular, yaşamın karşımıza çıkardığı durumlarda hemen hepimizin kendimize sorduğu sorular. Kaç kere sorduk kendi kendimize “bu sefer de altından kalkabilecek miyim?” diye, kaç kere sorduk “doğru bildiğimi yapmaya değer mi?” diye, kaç kere kaçmak istedik çocuk olmanın bildik rahatlığına, kaç kere “başkasının yüzünden” demenin sorumluluktan ve çözüm bulmaktan kurtaran hafifliğine sığındık? Bunları daha bugün kaç kere yaptınız?

Bu dört alan en temel korkularımıza dokunuyor çünkü: Carolyn Myss’a göre yaşamda kalma mücadelemizle yaşamdan bir anlam çıkarma çabamız arasında gidip gelen benliğimizi anlatıyor bu sorular. İnsan kendi ayakları üzerinde durma, gücünü sahiplenme, eylemlerinin ve sonuçlarının sorumluluğunu alma, bunun sonucunda da kendine ve çevresine yararlı bir birey haline gelme yolculuğuna, bu sorularla yüzleşecek cesareti toparlayınca ve “Evet, bunu yapabilirim! Evet, buna değer!” diyebildiğinde çıkıyor. Hepimiz yapıyoruz bir yerde bu yolculuğu, çünkü C.G.Jung’un dedigi gibi kollektif bilinçaltımızın birer parçaları bunlar.

Siz neredesiniz kendi yolculuğunuzda? Homeros’un İlyada’sında olduğu gibi kendi bilinçaltınızın tek gözlü devleriyle karşılaşmaya cesaret edip de onları yenebildiniz mi? Veya karakterinizin farklı yanlarını anlatan yedi cücenizle kötü yürekli ego cadınızın kapınızı parlak bir elma ile çalmasını mı bekliyorsunuz? Belki de Oz Büyücüsündeki Dororthy gibi, bir başkasının içinizdeki korkak arslana cesaret, teneke adama kalp, korkuluğa akıl vermesini, size de evinize dönebilmeniz için yolu göstermesini bekliyorsunuz. Belki de tek yapmanız gereken, gölgenize doğru cesaretle bakıp “Evet, bu sefer bunu yapabilirim, hem de kendi başıma!” demek.

Comments

comments

By | 2014-08-31T21:28:48+00:00 Mart 25th, 2003|Categories: Blog, klasikler, Uncategorized|0 Comments

Bir Cevap Yazın