Bizi olduğumuz yere hapseden son darbe…

Liderin engellerinde, sonuncusunda kalmıştık… Sonra araya bir meditasyon inzivası, bir sürü eğitim, kısa bir tatil girdi… En sonunda yeni yazımı yazmaya oturabildim. Aşağıda, liderin engellerinin beşincisi ile karşınızdayım.

İşte biz böyle vuruyoruz ayağımıza prangayı!

Gerçekçi olmayan arzularımız, beklentilerimiz – kontrol gibi, herkesin bizi sevmesi gibi, garanti gibi – bizi aslında birer lider olarak odaklanmamız gereken şeylerden alıkoyup, hiç bir zaman elde edemeyeceğimiz şeylerin peşinde koşmamıza neden oluyor. (Birinci engelle ilgili yazımız bu linkte)

Bu peşinde koştuklarımızı elde edemediğimizde yaşadığımız hayal kırıklığı, bizi ister istemez öfkelendiriyor ve aslında liderlik yapmak için etkili ilişkiler kurmamız gereken kişilere ve gruplara karşı husumet duymamıza, gerilime ve ilişkilerde kopukluğa neden oluyor. (İkinci engelse burada.)

Bu gerçekçi olmayan arzularımıza ve beklentilerimize ulaşamamamız, bizi geleceğe yönelik çok gerekli ancak başarılı olacağının garantisi olmayan liderlik fırsatlarına karşı isteksiz ve tembel hale getiriyor. Bunun yerine daha kontrolümüzde olan işlerle vakit geçiriyor, hatta işkolik oluyoruz. (Ve üçüncü engel yazısı)

Arzu ve beklentilerimize ulaşamamamızın nedenlerini de yanlış değerlendiriyoruz. Ulaşmaya çalıştığımız sonuçlar çoğu bizim kontrolümüzün tamamen dışında birçok koşula bağlı olsa da, kendimizi suçluyor ve pişmanlık duyuyoruz. Gelecekteki sonuçları kontrol etmeye yönelik arzumuz ve bu sonuçların kontrol edilemez bir çok koşula bağlı olduğu gerçeği, bizim hiç bir zaman geçmeyen ve devamlı artan bir stresle birlikte yaşamamıza neden oluyor. (Bu da dördüncü engelle ilgili yazımız)

Tüm bu dinamikler, bizim önümüzdeki liderlik fırsatlarını görmemize, aslında gerçek ihtiyacımız olan güç ve sorumluluğu elimize almamıza engel oluyor. Bazen kendi yaşadığımız hayal kırıklıklarından, bazen buna bile gerek kalmadan çevremizdeki örneklere, bizi yönetenlere bakarak öldürücü son darbeyi vuruyoruz kendimizi ve kendilerinden sorumlu olduğumuz insanları aslında ulaşabilecekleri daha güzel yerlere doğru yönlendirebilme ihtimalimize, liderlik potansiyelimize:

Ben kim, liderlik kim…

Belki iyi bir yönetici olabilirim, ama benden lider olmaz abi…

Yok, bizim ülkemizde liderlik filan yapılmaz. Bizim ülkemize çoban lazım…

Lider olunmaz, lider doğulur… Ben de öyle doğmamışım, ne yapayım…

Kendimize, bizim lider olabileceğimize olan tüm inancımızı ortadan kaldırıyor, içinde bulunduğumuz durumdan en azından bizim için hiçbir çıkış yolu olmadığına kendimizi inandırıyoruz.

Bazen bununla da kalmıyoruz. Liderlik kavramının, lider gelişiminin tamamına olan inancımızı yıkıyor, bununla ilgili tüm söylemlere karşı bir paranoyak şüphe bile geliştiriyoruz.

Amerikan donu Türk poposunda durmuyor diyoruz…

Liderlik teorileri adı üzerinde sadece teori diyoruz.

Ulen bunu yazan kendisi hiç liderlik yapmış mı, gerçek yaşam böyle değil ki diyoruz…

Diyoruz da diyoruz… Ve liderin beşinci engelinin, inançsızlık ve şüphenin kucağına bırakıyoruz kendimizi…

Bu şekilde de kendimizi o rahat ettiğimiz, tanıdık, güvenli gibi gözüken, ama sıkkın, ama kaygı dolu, ama bizi boğan yere, güçsüzlüğe hapsediyoruz…

Ve tüm bunları yaptığımızı farketmiyoruz bile…

Dışarıdan – ve içeriden – bakıldığında, gayet çalışkan, iyi niyetli, şirketi, ailesi, ülkesi, ekibi için birşeyler yapmaya çalışan biriyiz… Hatta bizi şirketimiz “geleceğin liderleri” programına seçiyor. Yükseliyoruz. Müdür oluyoruz. Direktör oluyoruz. Genel müdür yardımcısı, genel müdür oluyoruz…

Ve tüm sistemi kontrol etmek gibi, herkesin bizi sevmesi gibi, atıldığımız işlerin mutlaka başarılı olması gibi anlamsız arzuların peşinde koşmaya devam ediyoruz…

İstediklerimize ulaşamadığımızda, önümüzde engel gördüğümüz herkesi düşman olarak belliyoruz, diğerlerini ise sadece amaçlarımız için birer araç…

Aslında burada birşeyler değişmesi gerektiğini hissettiğimizde, bu yolun ne kadar belirsiz, ne kadar riskli olduğunu belli belirsiz farkedip, başımızı iyi bildiğimiz işlerimize gömüyoruz.

İçimizi ulaşamadığımız sonuçların pişmanlığı, ulaşamamaktan korktuklarımızın endişesi kemirmeye devam ediyor…

Ve ne burada yazılanlara, ne de başkalarının liderlikle ilgili, hayatının direksiyonunu eline almakla ilgili atıp tuttuklarına pek de prim vermiyoruz… Tüm bunların safsata olduğunu o kadar iyi biliyoruz ki… Ne liderliğin mümkün olduğuna inanıyoruz, ne de bizim yapabileceğimize…

Ve hayatımız, ve şirketimiz, ve işimiz, ve ilişkilerimiz, ve ülke, ve dünya, şimdi olduğu gibi olmaya, işler geldiği gibi gitmeye devam ediyorlar…

Comments

comments

By | 2015-05-20T20:51:32+00:00 Nisan 5th, 2015|Categories: Blog, Liderlik|0 Comments

Bir Cevap Yazın