Bilge “Ve” – MareFidelis Klasikleri

nsanlığın tarih boyunca başına en büyük sorunları açmış olan yaklaşımlardan biri “tek gerçeklik, tek doğru, tek görüş” kavramı. Çoğumuz herhangi bir önermeyi doğru kabul ettiğimizde, herhangi bir bakış açısını sahiplendiğimizde bunun karşıtı olan, hatta tam karşıt olmasa bile pozisyonumuzla tam anlamıyla uyumlu olmayan bütün diğer görüşleri oldukları gibi reddediyoruz. Ve problem de burada başlıyor.

Şöyle bir yaşamınıza, dünyaya bakın. “Kesin gerçek” ve “değişmez doğrular” olarak kabul edebileceğiniz kaç madde bulabilirsiniz acaba? Hele tarih boyunca değişmez olarak kabul edilen bir çok kavramın zaman içinde çürütüldüğü, aşılmaz sanılanın defalarca aşıldığı, gerçekleşmez denilenin gerçekleştiği düşünülürse.

Tarihi bırakın, kendi yaşamımız boyunca bile bizim için en önemli olan, kendimizi tanımlayan inançlarımız, kavramlarımız bile kaç kere sarsıldı üst üste. Kutsal sandığımız ailemizin bırak kutsalı, fonksiyonel bile olmadığını kabullenmek zorunda kaldık istemeye istemeye bazılarımız. Bazılarımız aslında hiç yaşamadıkları o mutlu çocukluklarının yasını tutarak yeni baştan sarıldılar yaşama.

Bazılarımız kendilerini özdeşleştirdikleri politik görüşlerinin, inançlarının yerle bir olduğunu gördüler. Kabul ettikleri tek doğruların tek başlarına ayakta duramadığını fark ettiler. Bazılarımız çok sarsıldı, bazılarımız çabucak adapte olduk. Hemen başka, yeni bir “tek doğru” bulduk kendimize. Yeni dayanağımız bu yeni lider, inanç, kavram, akım oldu.

En acı darbeyi kendi oluş halleri ile ilgili tek doğruları sarsılanlar yedi. Kendi “ben” kavramımız sarsıldı çünkü bizim. Bazılarımız sandığı kadar iyi yürekli, verici, yetenekli veya becerikli olmadığını keşfetti, bazılarımız sandığı kadar yeteneksiz veya aptal olmadığını. Hatta bu sonuncular, sandığınıdan ve kendine söylediğinden daha zeki olduğunu kabul etmeyenler bazen hepsinin içinde en çok sarsılanlar oldu. Kolay değildi çünkü bunca zamandır arkasına saklandıkları siperlerini kaybetmek.

Bir Delphi kahini’nin kendisi hakkında söylediği “Atina’nın en bilge kişisi” sözünün gerçekliğini araştırmak ister Sokrat. Ama ne kadar bilge olduğunu kanıtlamak için bildiği “değişmez gerçekleri”, “doğru bakış açılarını” herkeze anlatmak değildir yaptığı. Sokrat her zaman “hiç bir şey bilmediğini” söyler. Ancak bir şey bildiğini iddia edenlerin, belli doğruları savunanların savlarını kanıtlamalarını ister. Sorduğu sorulardan oluşan her dialogdan da “henüz kahinin savı çürütülemedi, çünkü doğru ve gerçek kabul ettiği herhangi bir görüşünü çürütemediğim biriyle karşılaşmadım. Şu ana kadar karşılaştığım herkesden daha bilgeyim, çünkü hiç bir şey bilmediğimi biliyorum” der.

Doğru kabul ettikleriniz, gerçekleriniz, bildikleriniz Sokrat’ın sorgusuna dayanabilir miydi? Gerçekten diğer bütün bakış açılarını ve yaklaşımları dışlayarak benimsediğiniz görüşlerinizi savunabilir misiniz?

Hep öyle olmadı mı zaten? Yeni farkındalıklar, eski gerçeklikleri çürüttü hep, yanı başımızda duran başka, daha geniş bakış açılarını edindik, nasıl göremedik diye. Sonra başka “değişmez” gerçekler belirdi yaşamımızda. Bu sefer doğruyu bulduk diye.

Bizim başımıza hep o iki kelime bela oldu: “Ya” ile “veya”! Ya iyiydik, ya kötü çünkü. Ya doğruyduk ya yanlış. Seviyorduk veya nefret ediyorduk. Ya solcuyduk ya sağcı. Ya beyazdık veya siyah. Ya mükemmeldik ya işe yaramaz. Ya çok yetenekliydik veya beceriksizin teki. Ya sınıf birincisiydik ya tembel. Işıktık veya karanlık. Ya başarılıydık ya başarısız.

Thom Ruthledge diyor ki “Ben buna “teklik efsanesi” diyorum, yani eğer aklı başında ve sağlıklıysak, herhangi bir şey hakkında sadece tek bir şekilde düşünüp hissedeceğimiz fikri. Bu saçma ve gülünç fikir insanlar için tarifsiz miktarda acılara neden oldu ve neden olmaya devam ediyor”. Gerçekten bu konuda kuralları yazmanın zamanı gelmedi mi sizce!

Bence artık “ya öyle, ya da böyle” cümle yapısının, “bu veya öteki” yaklaşımının yaşamımızdan çıkmasının zamanıdır. Artık bütünün bazı parçalarını dışarıda bırakan bu yaklaşımın işe yaramadığnı, bizi bir yıkımdan diğerine, bir hayal kırıklığından diğerine götürdüğünün farkına varmanın zamanıdır. Artık bütünü, her yönüyle kucaklamanın zamanıdır. Sözcük dağarcığımızda o kadar güzel ve o kadar az kullandığımız, kısacık bir kelime, bir bağlaç var ki: VE!

Kelimelerimizi seçerken yapacağımız bu ufacık değişim bile ne kadar değiştirebilir yaşamımızı. Artık kavga ettiğimiz eşimize kızgın mı olduğumuzu, suçluluk mu hissettiğimizi, ondan nefret mi ettiğimizi veya aslında onu sevdiğimizi mi, ona şefkat mi duyduğumuzu bulmaya çalışıp tek bir duyguyu seçmemize gerek yok. Artık ona öfkeli ve suçluluk duygusu içinde ve ona şefkat duyar ve nefret eder ve de aynı zamanda onu sever durumda olabiliriz.

Çünkü eğer içinize bakarsanız aynı anda bir durumla ilgili bir çok farklı ve birbiriyle çelişen duygunun ve düşüncenin aynı anda vücut alanınızı işgal ettiğini göreceksiniz. Bunların içinde en doğru olanı bulmaya çalışıp diğerlerini görmezden gelmek, hatta ortadan kaldırmaya çalışmak, yaşamınıza zihinsel ızdırap, stres ve huzursuzluğu çekmekten başka bir işe yaramaz.

Her hikayenin, her resmin ve gerçeğin en az iki yüzü olduğunu kabul etmek, ve bu yüzlerden en az birini bilmediğimizi kabul etmek, Sokrat’ın bilgeliğini yaşamımıza çekmemizin belki de en kolay yolu…

Comments

comments

By | 2014-08-01T14:50:08+00:00 Ağustos 26th, 2003|Categories: Blog, klasikler|0 Comments

Bir Cevap Yazın